(353 S. K. m. 146, 207/3-F)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; iddianamenin istinabe mahkemesince sanığın yüzüne karşı okunmasının ardından, hüküm mahkemesinde icra edilen duruşmalarda okunmamış olmasının alenilik ilkesinin ihlâline sebebiyet verip vermeyeceğidir.
Daire; istinabe mahkemesinde okunmuş olsa dahi, iddianamenin hüküm mahkemesinde yapılan duruşmalarda okunmamasının alenilik ilkesine aykırı düştüğü sonucuna varmış,
Askeri mahkeme ise; istinabe mahkemesi huzurunda tespit edilen sorgu ve savunması sırasında sanığın yüzüne karşı iddianamenin okunduğunu, sanığın yokluğunda sürdürülen yargılama sürecinde ise, iddianamenin bir kez daha okunmasının pratik bir amaca hizmet etmeyeceği gibi, yargılamanın süjeleri ile askeri mahkeme heyeti üyeleri açısından da herhangi bir katkıya neden olmayacağını ve bu hususun mutlak bozma nedenleri arasında da yer almadığı gibi, nispi bozma sebebi olarak da değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Sanığın sorgusunun tespiti için istinabe olunan, 15'inci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinde sanığın kimliğinin tespitinden sonra iddianamenin okunarak sorgunun yapıldığı ve istinabe duruşma tutanağı kendisine ulaşan askeri mahkemenin, (hüküm mahkemesi) sanığın duruşmadan vareste tutulmasına karar verip, iddianameyi okumaksızın yargılamaya devamla hüküm kurduğu anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesi: "Duruşmaya sanık, müdafii, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır.
Bu işlemden sonra, tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılırlar. Sanığın kimliği tespit edilir, hüviyetini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı hüviyetinin tutanağa geçirilmesi ile yetinilir. Kimlik tespitinden sonra askeri savcı; suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir. Bundan sonra 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır," biçimindedir.
Bu maddede yer alan, "Askeri savcının iddianameyi özetleyerek okuyabileceğine" ilişkin ibarenin yanlış anlamaya yol açabileceği ve "Askeri savcının dilerse okumayabileceği" sonucunun çıkarılmasına elverişli bir cümlenin kullanıldığı görülmektedir. Yasa koyucunun amacının ve maddedeki bu düzenlemenin neyi öngördüğünün belirlenebilmesi için, madde gerekçeleri, maddede yapılan yasal değişiklikler ile CMUK'un ilgili hükümlerinin gözden geçirilmesi faydalı olacaktır.
26.10.1963 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunundan önce uygulanan 22.5.1930 tarih ve 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanunun 169'uncu maddesi: "1. Duruşmaya maznun ve müdafi ve şahitler ve ehlihibrenin yoklaması ile başlanır.
2. Çağrılanlar geldikten sonra, reis duruşmaya memur hâkimlerin isimlerini bildirir. Maznuna 65'inci maddenin birinci fıkrasının hükümlerini ihtar eder.
3. Yukarıdaki merasim yapıldıktan sonra, reis şahitleri duruşma salonundan dışarıya çıkarır. Müteakiben duruşmaya başlanır. Maznunun hüviyeti sorulur. İddianame müddeiumumi vazifesini gören askeri adli hâkim veya adli subay tarafından okunur. Bundan sonra 102'nci madde mucibince sorguya çekilir." şeklinde olup;
4.4.1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 236'ncı maddesinin: "Duruşmaya şahitler ve ehlihibrenin yoklaması ile başlanır.
Bundan sonra maznunun, şahıs ve hüviyeti tespit olunur. Bunu müteakip son tahkikatın açılmasına dair olan karar okutturulur ve 135'inci madde mucibince maznun sorguya çekilir.
Kararın okunması ve maznunun sorguya çekilmesi şahitler hazır bulunmaksızın yapılır." biçimindeki düzenlemesine paralel hükümler içermekteydi.
CMUK'un 236'ncı maddesinde, 8.6.1936 tarih ve 3006 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ikinci fıkranın ikinci cümlesi: "Bunu müteakip ilk tahkikat yapılmış olan işlerde, son tahkikatın açılmasına dair olan karar ve yapılmamış olan işlerde iddianame okutturulur ve 135'inci madde mucibince maznun sorguya çekilir." hâlini almıştır.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesinin gerekçesinde, bu maddenin 1631 sayılı Kanunun 169'uncu maddesinin mütenazırı olduğu belirtilmiş ve madde: "Duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır. Daha sonra sanığa, mahkeme kurulu tanıtılıp davaya bakmalarına engel hâlleri hakkında bir istemi bulunup bulunmadığını sorar.
Bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılır. Sanığın kimliği tespit edildikten sonra askeri savcı tarafından iddianame okunur. Bundan sonra 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır." şeklinde düzenlenmiştir.
21.6.1972 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, 1596 sayılı Kanun ile 353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve nihayet 11.8.1983 tarih ve 2875 sayılı Kanunla getirilen değişiklik ile madde son şeklini almıştır.
2875 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacı, "kimliklerini açıklamaktan kaçınan sanıkların dosyada kayıtlı kimliklerinin tespiti ile yetinilmesine ve çok sanıklı davalarda geniş kapsamlı olarak hazırlanan iddianamelerin okunması çok zaman aldığından, bunların askeri savcılar tarafından özetlenerek okunmasına imkân tanınmasıdır."
21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanun ile CMUK'un 236'ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, ilk tahkikat aşamasının kaldırılması nedeniyle; "Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tespit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135'inci maddeye göre sanık sorguya çekilir.
İddianamenin okunması ve sanığın sorguya çekilmesi tanıklar hazır bulunmaksızın yapılır." şeklinde değiştirilmiştir.
Görüleceği üzere, gerek CMUK ve gerekse 353 sayılı Kanunun benimsediği prensip, ceza yargılamasının yerleşik ilkelerine uygun olarak "iddianamenin mutlak surette okunmasıdır." CMUK iddianameyi kimin okuyacağını açıkça göstermemiş iken; 353 sayılı Kanun 1631 sayılı Kanunun uygulamasını devam ettirmiş ve iddianameyi askeri savcının okuyacağını hükme bağlamıştır.
1980 yılı sonrasındaki sıkıyönetim davaları nedeniyle artan iş hacmi ve davaların niteliği göz önüne alınarak, 1983 yılında 353 sayılı Kanunda değişiklik yapılıp, askeri savcının iddianameyi özetlemek suretiyle okumasına imkân tanınmıştır.
Bu nedenlerle, 353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesindeki düzenlemenin, iddianamenin (özetlenerek veya tamamen) duruşmada okunmasını öngördüğü hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay ve Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamaları bu doğrultudadır.
Ceza yargılamasında son soruşturmanın önemli özellikleri arasında, "sözlülük, yüze karşılık ve alenilik" ile birlikte "bağlılık" da bulunmaktadır. Bağlılık; yargılama, iddia ve savunma makamlarını teşkil eden bireylerin yargılama süresince değişmemesini, aynı mekânda ve kesintisiz olarak yargılama yapılarak hüküm kurulmasını öngörür. Yargılama makamını oluşturan hâkim veya hâkimlerin, duruşmada edinecekleri vicdani kanaate göre hüküm kuracakları dikkate alındığında, "bağlılık" ilkesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Ancak, bazı fiili zorunluluklar nedeniyle ve esasen çok istisnai olarak, kimi muhakeme işlemlerinin yetki devri (niyabet, istinabe) suretiyle yaptırılmasına olanak tanınmıştır, istinabe olunan mahkeme, talimatta yazılan hususlar çerçevesinde istenileni yapmakla yükümlüdür. İstinabe mahkemesinde icra edilen yargılama faaliyeti, istinabe olunan mahkemenin tabi olduğu usul hükümlerine göre icra edilecek ve düzenlenen tutanak esas yargılamayı yürüten mahkemeye gönderilecektir. Bu tutanak duruşmada okunmak suretiyle, tarafların ve kamunun bilgi sahibi olmaları sağlanacak ve tarafların beyanları alınıp, duruşmanın vazgeçilmez unsurlarından olan "çelişme" temin edilecektir. 353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesi, sanığın sorgusunun istinabe suretiyle yapılmasına imkân tanımış, ancak bu halde, hüküm mahkemesinde duruşma usulünün esaslı prensiplerine uyulmayacağına dair istisnai bir hüküm getirmemiştir. İstinabe mahkemesinde icra edilen duruşma, verilen yetkiye dayanılarak, sadece sorgunun tespiti maksadıyla yapılmaktadır. Sorgunun usulünü düzenleyen hükümlerin gereğinin yapılıp, istinabe duruşmasında iddianamenin okunmuş olması, asıl yargılamayı yürüten askeri mahkemede duruşmanın esaslı kurallarına uyulmamasını ve iddianamenin okunmamasını gerektirmez. Devredilen yetki sorgu tespiti bakımından olup, asıl yargılamanın başlatılmasını, yani iddianamenin okunmasını da kapsamamaktadır. Aksi hâlde, 353 sayılı Kanunun 32'nci maddesi uyarınca iddianamenin okunmasından önce öne sürülmesi gereken yetkisizlik itirazı, hiçbir hâlde zamanında bildirilemeyecek ve yetkisizlik kararı vermek mümkün olmayacaktır. Nitekim "Eğer dinlenme tutanağı, sanığın mahkemenin yetkisizlik iddiasını ihtiva ediyorsa, başkan bu iddiayı son tahkikatın açılması kararının veya iddianamenin okunmasından evvel mahkemeye bildirmelidir." (M.ÇAĞLAYAN, CMUK, 1968, sayfa 283) şeklindeki saptama, iddianamenin asıl yargılamayı yürüten mahkemede okunması gerektiğine işaret etmektedir.
Yargılamanın açıklığı olarak bilinen bu ilkenin amacı, adaletin gizli kapaklı olarak dağıtılmasının önlenmesidir (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7.B, s. 722). Bu şekilde hukuk güvencesi sağlandığı gibi toplumun haber alma hakkı da gerçekleştirilmektedir (Tosun, Türk Suç Muhakemesi Hukuku. C.II, s. 150) Bu ilkenin doğal bir uzantısı ise, duruşmaya gelenlerin yargılama hakkında bilgi sahibi olmalarının sağlanmasıdır. Bunun için de, yargılamaya başlanmadan önce iddianamenin okunması zorunludur (Kunter, s. 734). Duruşmanın talik edildiği hâllerde önceki tutanakların okunmasının amacı da, hâkime olayın hatırlatılmasının yanı sıra dinleyicilere önceki safahat ile bilgi verilmesidir. Yargılama usulü bakımından duruşmanın açıklığı ilkesi ile, bunun doğal sonucu olan dinleyicilerin bilgilendirilmesi hakkına verilen önem nedeniyle, sanığın olmadığı hâllerde bile tanık ifadelerinin, yazılı belgelerin, raporların okunması zorunlu tutulmuştur.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy