(353 S. K. m. 116, 127)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu; talimat mahkemesince görgü tanıklarının dinlenildiği oturuma önceki duruşmalardan vareste tutulmayı talep etmiş olan sanığın, çağrılmamış olmasının savunma hakkının kısıtlanmasına yol açıp açmayacağı noktasındadır.
Daire; aynı birlikte görev yapmalarına rağmen, sanığın sorgu ve savunması ile tanıkların ifadelerinin tespiti için askeri mahkemece farklı tarihlerde iki ayrı talimat yazılmasının, sanığın haberdar olmadığı bir oturumda görgü tanıklarının dinlenmesine ve bunun sonucu olarak da sanığın tanık ifadelerine karşı diyeceğini söylememesi nedeni ile, savunma hakkının kısıtlanmasına yol açtığını kabul ederek, mahkûmiyet hükmünün usule aykırılık sebebiyle bozulmasına karar vermiş iken,
Daire sanığın sorgu ve savunması ile tanıkların ifadelerinin tespiti için, farklı tarihlerde askeri mahkemece 2 ayrı talimat yazısının yazılmasının, sanığın haberdar olmadığı bir ortamda görgü tanıklarının dinlenmesine ve bunun sonucu olarak da tanık beyanlarına karşı bir diyeceğini söyleyememesine neden olduğunu, bu itibarla sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açtığını kabul etmiş iken. Başsavcılık; hüküm mahkemesinde icra edilen duruşmalara katılarak, talimat mahkemesince tespit olunan tanık ifadelerine karşı beyanda bulunma imkânına sahip olan sanığın, kendi inisiyatifindeki bu imkândan yararlanmamış olmasının savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyeceği görüşündedir.
Sanık J.Çvş. Ö.Y.hakkında emre itaatsizlikte ısrar suçundan dolayı kamu davası açılmasının ardından. ASMKYUK'nın 116'nci maddesinin öngördüğü duruşma hazırlığı işlemlerini tensip tutanağı ile belirleyen askeri mahkeme; 10.6.2004 tarihinde, aralarında sanığın sorgu ve savunmasının tespiti için birlik komutanlığına talimat yazılmasını da öngören hususları yerine getirerek ilgili yerlere talimat yazmış iken, inceleme konusu olayın görgü tanığı durumundaki asker şahısların en yakın asliye ceza mahkemesine sevkinin sağlanarak, tanık sıfatıyla dinlenilmeleri istemini içeren müzekkereyi 23.6.2004 tarihinde sanık ve tanıkların görev yaptığı birlik komutanlığına göndermiştir.
Sanığın sorgu ve savunmasının tespitiyle ilgili istinabe talimatı gereği, sanığın birliği komutanlığınca Başkale Asliye Ceza Mahkemesine sevkinin sağlanması suretiyle ikmal edilmiş ve sanık Ö.Y.'nin sorgu ve savunması 15.6.2004 tarihinde tespit edilmiştir.
Sorgu ve savunmasını içeren istinabe talimat tutanağının askeri mahkemeye (hüküm mahkemesine) gelmesinin ardından sanık, 10.8.2004 tarihli duruşmada, (istinabe tutanağında yer alan istemi doğrultusunda) duruşmalardan vareste tutulmuştur.
Askeri mahkemenin tanıkların dinlenmesiyle ilgili olarak yazdığı 23.6.2004 tarihli istinabe talimat gereğini yerine getiren Başkale J.Komd.Tb.Komutanlığı, tanıklar Uzm.J.Çvş. F.A., J.Komd.Onb. M.A., J.Komd.Onb. K.A., J.Komd. Er N.K., J.Komd.Kr A.C.'nin 13.7.2004 tarihinde Başkale Asliye Ceza Mahkemesine sevk edilerek ifadelerinin tespitini sağlamıştır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenebilmesi açısından, Anayasamızın 36'ncı maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkının içerdiği haklar ile ASMKYUK'nın konuyla ilgili olarak belirlediği usul ve esasların incelenmesi gerekmektedir.
Anayasamızın 36'ncı maddesine 4709 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle giren "Adil Yargılanma Hakkı" ilk olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 10'uncu maddesinde öngörülmüş, 4.11.1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesinde ayrıntılı bir biçimde düzenlendikten sonra, 19.12.1966 tarihli Siyasal Haklar Bildirgesinin 14'üncü maddesinde yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ncı maddesinin; 1 'inci fıkrasında "Herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde aleni ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş iken, 3'üncü fıkrada, "Adil Yargılanma Hakkının" kapsam ve içeriği ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır.
Aynı sözleşmesinin 6/3 (d) maddesinde ise, sanıkların iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemeye hakları olduğu belirtilmiştir.
AİHM, bu hükmün, "Adil Yargılanma Hakkı" kavramı içinde yer alan "Silâhların Eşitliği" ilkesinin özel bir düzenlemesi olduğunu çeşitli kararlarıyla açıklamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin inceleme konusu uyuşmazlıkla özdeş nitelik taşıyan bir kararında, sözleşmeye taraf olan ülkelerin sözleşmede tanınmış bir haktan açıkça vazgeçmemeleri hâlinde, ilgili devletlerin o hakkın gerçekleşmesi için olumlu tüm önlemleri alma yükümlülüğü altında bulundukları vurgulanarak, bunun tanıklara soru sorma ve sordurma haklarını kapsadığına da işaret olunmuştur.
Söz konusu kararda, istinabe suretiyle ifadeleri tespit edilecek tanıkların, hangi tarihte ve hangi istinabe mahkemesince dinlenileceğinin sanığa önceden haber verilmemesi hâlinde, sanığın AİHS'in 6/3-d maddesinde belirtilen haklardan vazgeçtiğini söylemenin mümkün olmadığı açıklanmıştır. (Adil Yargılanma Hakkı-Global Hukuk Eğitimi Programları Direktörlüğü/ İstanbul, 2004/4'üncü sayı, s. 396)
"..Silâhların eşitliği, diğer bir ifadeyle mahkeme önünde sahip bulunulan hak ve yükümlülükler bakımından iddia ve savunma tarafları arasında tam bir eşitliğin gözetilmesi, adil yargılamanın ilk ve önemli bir gereğidir. İddia ve savunma makamları arasındaki bu dengenin yargılama boyunca korunması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, mahkeme önünde delil ve karşı delillerin sunulması ve tartışılması, dava dosyasının incelenmesi, duruşmaya katılma, şahit kabulü gibi mücadelenin eşit silâhlarla yapılması gerekmektedir. Silâhların eşitliği ilkesinin bir uzantısı, şahitlerin dinlenmesinde nitelik bakımından hak eşitliğidir." (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 30.10.1991 tarihli Borgers-Belçika davası).
Diğer yandan, ASMKYUK ve CMUK'un benimsediği sistem gereğince, ceza yargılamasının vicahilik ilkesini hâkim kılacak (yüze karşı) usul ve esaslar dâhilinde sürdürülmesi gerekmektedir. Bu ilkenin uygulanmasının biri, sanığın duruşmalardan vareste tutulmak istemesi hâlinde sorgu ve savunmasının istinabe suretiyle tespit edilmesine (CMUK 226, ASMKYUK 136), diğeri ise, konutlarının uzak bulunmasından dolayı mahkemeye çağrılması zor olan tanık ve bilirkişilerin istinabe yolu ile dinlenilmelerine imkân sağlayan (CMUK 216/2 ve ASMKYUK'nın 126/2) iki ayrı istisnası bulunmaktadır.
Bu açıklamalardan sonra inceleme konusu olayımıza dönüldüğünde;
Öncelikle, istinabe mahkemesi huzurunda duruşmalardan vareste tutulmayı talep eden sanığın, bu beyanının sadece hüküm mahkemesinde yapılacak vicahi duruşmalara katılmak istemediği şeklinde anlaşılması gerekmektedir.
ASMKYUK'nın 127/1'inci maddesi, "işin gecikmesine sebep olmayacaksa, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi için tayin edilen gün askeri savcıya, sanığa ve müdafiye bildirilir." hükmünü içermekte olup, benzer bir düzenleme CMUK'un 217/1 'inci maddesinde yer almaktadır.
İnceleme konusu olayımızda; askeri mahkeme tarafından istinabe suretiyle ifadelerinin tespiti istenen tanıklardan beş tanesi ile sanık aynı zaman dilimi içerisinde aynı birlikte görev yapmaktadır. Sanığın, tanıkların istinabe mahkemesi huzurunda ifade verdikleri 13.7.2004 tarihinde talimat mahkemesindeki oturuma katılmasına engel nitelikte herhangi bir özrü ya da mesleki bir mazereti olduğu da dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Diğer yandan, tanıkların dinleneceği gün ve saatin sanığa önceden bildirilmesinin CMUK'un 217/1 ve ASMYUK'nın 127/1 inci maddesinin öngördüğü biçimde işin gecikmesine engel bir durum oluşturmayacağı da açıktır.
Sanık, kendisiyle aynı birlikte görev yapan tanıkların istinabe mahkemesi tarafından çağrıldığı günden (usulüne uygun biçimde) haberdar edilmemiş ve bu suretle sonradan beyanları hükme esas alınan görgü tanıklarına soru sorma ve ifadelerine karşı beyanda bulunma hakkından mahrum bırakılmıştır.
Asker bir şahsa, bağlı bulunduğu birlik komutanlığının izni olmadan istinabe mahkemesi huzurundaki tanık dinleme faaliyetlerine kendiliğinden katılması şeklinde bir yükümlülük de getirilemeyeceğinden, (ASMKYUK'nın 81 'inci maddesi) askeri mahkemenin bu doğrultudaki uygulamasının gerek Adil Yargılanma Hakkının yukarıda açıklanan kural ve prensiplerine, gerekse ASMKYUK'nın 127/1, 159/1 ve 207/3-H maddelerine aykırı düştüğü sonucuna varılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy