(1632 S. K. m. 63)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık; yargılamaya başlandığı tarihlerde Yd.Sb. öğrenci olan tanığın asteğmenliğe naspedildiği tarihin belirlenmesi yoluna gidilmeden yargılamaya devam edilerek hükme varılmasının askeri mahkemenin görevinin tespiti açısından noksan soruşturma teşkil edip etmediğidir.
Daire; sanığın yargılama sürecinin devamında asteğmenliğe naspedildiğinin dosyada yer alan bilgi ve belgelerden anlaşıldığını bu sebeple yargılamaya heyet halinde devam eden askeri mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet kararında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmış,
Başsavcılık ise; sanığın asteğmenliğe hangi tarihte naspedildiğinin belirlenerek elde edilecek sonuca göre sanığın sorgu ve savunmasının heyet halinde kurulu olan askeri mahkeme tarafından tespit edilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkûmiyet kararının onanmasına ilişkin Daire kararına itirazda bulunmuştur.
21.11.2003-30.12.2003 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği ileri sürülerek, hakkında ASCK'nın 63/1-A maddesinin "7 günden sonra 3 ay içinde gelenler cümlesi" uyarınca kamu davası açılan sanık Yd.Sb.Ad.Adayı Z.C'nin; yargılamanın başladığı tarihlerden sonra İzmir/Gaziemir Ulaştırma öğrenci ve Kurslar tabur Komutanlığı emrinde 297'nci dönem yedek subay öğrenci adayı olarak askerlik hizmetine başladığı, davanın açıldığı tarihteki statüsüne uygun biçimde tek hâkimden oluşan askeri mahkeme tarafından yargılanmaya başlayan sanığın iddianame kapsamındaki sorgu ve savunmasının 15.6.2004 tarihinde tek hâkimden kurulu istinabe mahkemesi (askeri mahkeme) tararından tespit edildiği, asteğmen rütbesine naspedilmesi hâlinde sanığın heyet hâlinde oluşan askeri mahkeme tarafından yargılanabileceğini değerlendiren tek hâkimden kurulu askeri mahkemenin; sanığın hangi tarihte asteğmenliğe naspedildiğini ilgili askerlik şubesinden 2 kez sorduğu, şubece konuyla ilgili belgelerin henüz yerli askerlik şubesine gelmediğinin ve yedek subay adayı öğrencilerin eğitim süresinin 3 ay olduğunun bildirilmesi üzerine de 12.10.2004 tarihli duruşmada (Askeri savcının konuyla ilgili talebi doğrultusunda) asteğmen rütbesinde olduğunu değerlendirdiği sanığı yargılama görevinin heyet hâlinde kurulu askeri mahkemeye ait olduğunu belirterek, tek hâkimden kurulu askeri mahkemenin görevsizliğine, ASCK'nın 63/1-A maddesinin "3 ay içerisinde gelenler cümlesi" uyarınca yargılamaya devam edilmek üzere dava dosyasının askeri mahkeme kıdemli hâkimliğine tevdiine karar verdiği anlaşılmaktadır.
Sanıkla ilgili yargılama işlemlerine heyet hâlinde kurulu askeri mahkeme tarafından başlanılmasının ardından ise, sanığın istinabe zaptında yer alan kimlik bilgilerinin duruşma tutanağına ayrıntıları ile yazıldığı, sanığın istinabe duruşma zaptındaki talepleri doğrultusunda duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilerek, devamında askeri savcı tarafından düzenlenen iddianame ile sanığın istinabe mahkemesi tarafından tespit edilen sorgu ve savunmasının duruşmada okunduğu, sanığın sorgusunun hazırlık sorgusu ile aynı mahiyette olduğunun anlaşılmasının ardından dava dosyasında yer alan yazılı belgelerin tek tek okunduğu, okunan belgelere karşı bir diyeceğinin olmadığını ve soruşturmanın genişletilmesi konusunda da herhangi bir talebinin bulunmadığını beyan etmesinin ardından askeri savcıya esas hakkındaki mütalâasını bildirmesi için söz hakkı tanındığı, askeri savcının esas hakkındaki mütalâasını sunmasının ardından sanığın savunma ve son sözü yerine geçmek üzere dava dosyasındaki tüm ifadelerinin okunduğu, tek hâkimden oluşan askeri mahkeme tarafından evvelce yapılan usul ve esasa ilişkin tüm işlemlerin heyet hâlindeki askeri mahkemece tekrarlandıktan sonra akabinde mahkûmiyet kararının tefhim edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkûmiyet kararının sanığın sivil ikametgahındaki adresine tebliğ edilmesi istemiyle çıkarılan davetiyenin alt kısmına "Sanığın İstanbul/Selimiye Kışlası Ulaştırma Bölüğünde Asteğmen" olduğu belirtilerek 22.11.2004 tarihinde cevap verildiği, sanığın ise, İstanbul 1 'inci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkeme Kıdemli Hâkimliğine elden vermiş olduğu 26.11.2004 tarihli dilekçesinde, kendisinin hâlen Ulş.Atğm. olduğunu açıkça yazdığı görülmektedir.
ASMKYUK'nın Ek-1'inci maddesi, subay ve astsubayların işledikleri suçlar hariç olmak üzere aralarında ASCK'nın 63/1 - A maddesinde yer alan bakaya suçunun da yer aldığı bir kısım hapis ve para cezasını gerektiren suçlara askeri mahkemelerin hâkim sınıfından olan üyelerinden birisi tarafından bakılacağını düzenlemiştir.
Sanığın tek hâkimden oluşan istinabe mahkemesi tarafından sorgu ve savunmasının tespit edildiği 15.6.2004 tarihinde yedek subay adayı öğrenci statüsünde bulunduğu ve bu yönüyle sanığın konum ve statüsüne uygun bir biçimde oluşturulan istinabe mahkemesi huzurundaki sorgu ve savunmalarının usulü işlemin yapıldığı tarih itibarıyla kanuna uygun olduğu, sanığın sonradan asteğmen rütbesine naspedilmesinin ise yapıldığı tarihte kanuna uygun olan bu işlemin sıhhatini etkilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
İnceleme konusu olayda; ASMKYUK'nın düzenlediği usul ve yargılama dosyasını sanık hakkında yargılama yapmaya görevli askeri mahkeme heyetine tevdi etmesinde ve bu kararın ardından heyet hâlinde kuralları çerçevesinde hareket eden tek hâkimden kurulu askeri mahkemenin; dava oluşturulan askeri mahkeme tarafından yargılamaya devam olunarak, tek hâkimden kurulu askeri mahkemece yapılan usule ve esasa ilişkin tüm işlem ve merasimlerin tekrarlanmasında ve sürdürülen tüm yargılama faaliyetleri sonucunda mahkûmiyet kararı verilmesinde kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik bulunmamaktadır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy