(353 S. K. m. 83)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, istinabe mahkemesindeki duruşmada sanığın sorgusundan önce iddianamenin okunmayıp sadece sanığa yüklenen suçun açıklanmış olmasının, hükmün bozulmasını gerektirecek nitelikte bir yasaya aykırılık teşkil edip etmediği noktasındadır.
Daire, duruşmada iddianamenin okunmamasının 353 sayılı Kanunun 138/2 ve 146/2 maddelerine aykırılık teşkil ettiği ve hükmün bozulmasını gerektirdiği sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, duruşmada, iddianamede belirtilen suçun sanığa açıklanması suretiyle, sanığın ve kamunun iddianamenin içeriğinden haberdar olmalarının sağlandığı, böylece aleniyet ilkesinin gereğinin yapıldığı ve hükmün bozulmasını gerektirecek bir yasaya aykırılık bulunmadığı düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Sanığın sorgusunun tespiti maksadıyla askeri mahkeme tarafından istinabe olunan Sinop Asliye Ceza Mahkemesinin, huzurda bulunan sanığın kimliğini tespit edip, "iddianame tebliğ edildi, suçu anlatıldı" ibaresini tutanağa yazdıktan sonra sanığa haklarını hatırlattığı, savunma için sanığın süre istememesi üzerine, sanığın sorgu ve savunmasını tespit ettiği, duruşmaya Cumhuriyet savcısı katılmadığı için, sorgu tutanağının Cumhuriyet savcısına gösterilip "görüldü"sü alındıktan sonra askeri mahkemeye gönderildiği ve askeri mahkemede sanığın yokluğunda yapılan duruşmada askeri savcı tarafından iddianamenin okunmasından sonra, sanığın sorgusuna dair tutanağın okunduğu anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 146/2'nci maddesinde: "...Kimlik tespitinden sonra askeri savcı; suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir..." hükmü yer almaktadır.
Her ne kadar, 353 sayılı Kanunun 146/2'nci maddesinde kullanılan cümle, "Askeri savcının dilerse iddianameyi okumayabileceği" sonucunun çıkarılmasına elverişli ise de; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 6.5.2004 tarih ve 2004/81-74 sayılı kararında açıklandığı üzere, 11.8.1983 tarih ve 2875 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik, 1980 yılı sonrasında sıkıyönetim davaları nedeniyle artan iş hacmi ve davaların niteliği (çok sanıklı ve çok eylemli davalar) nedeniyle askeri savcının iddianameyi özetleyerek okumasına imkân tanınmasını amaçladığından, iddianamenin duruşmada mutlak surette okunacağı hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
İstinabe mahkemesinde yürütülecek yargılama faaliyeti, istinabe olunan mahkemenin tâbi olduğu usul hükümlerine göre icra olunacağından ve inceleme konusu dosyada, askeri mahkeme sanığın sorgusu için asliye ceza mahkemesini istinabe mahkemesi olarak belirlediğinden, CMUK'un konuya ilişkin düzenlemesi önem taşımaktadır.
CMUK'un 236/2'nci maddesi: "Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tespit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135'inci maddeye göre sanık sorguya çekilir." şeklindedir.
Görüleceği üzere; 353 sayılı Kanunda, iddianamenin askeri savcı tarafından okunacağı belirtilmiş iken, CMUK'da iddianamenin okunması hükme bağlanmış olmakla birlikte, iddianameyi kimin okuyacağı açıkça gösterilmemiştir. Sulh ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalara C.savcısının katılmayacağının CMUK'un 219/2'nci maddesinde öngörülmesi ve iddianamenin okunması usulü bakımından mahkeme ayırımı yapılmaması karşısında, genel ceza muhakemesi usulü sisteminde iddianamenin bizzat hâkim tarafından okunması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında; iddianamenin duruşmada okunması "aleniyet" ilkesinin bir gereği olarak kabul edilmiştir. Aleniyet ilkesi, kamunun ve tarafların her türlü yargılama faaliyetinden haberdar olmalarını veya haberdar olma imkânına sahip bulunmalarını öngörür. Ceza yargılamasını başlatan esaslı bir belge veya karar olması sebebiyle, iddianamenin duruşmada okunmasının aleniyet ilkesi yönünden önemi aşikârdır.
Buna karşın, "iddianamenin okunması" işleminin gereği gibi ifa edilip edilmediğinin denetiminde, yasanın ruhunun ve amacının bir yana bırakılıp, şekli bir incelemeyle sonuca varılmasının da isabetli olmayacağı açıktır. Bu nedenle, "aleniyet" ilkesinin gereklerine riayet olunup olunmadığına ilişkin değerlendirmede, her yargılama faaliyetinin kendi özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
İnceleme konusu dosyada; istinabe mahkemesinde "İddianamenin okunduğuna" ilişkin olarak tutanağa açık bir ibare geçmemiş ise de, "suçu anlatıldı'1 şeklinde bir tespit tutanakta yer almıştır. Hâkimin sorgudan önce sanığa böyle bir açıklamada bulunması, esasen CMUK'un 135/2 ve 353 sayılı Kanunun 83/1 'inci maddelerinin gereğidir. Bu hükümlerde sanığa sadece "suçunun" anlatılacağı yazılı ise de, bu hükümlerin düzenleniş amaçlarına nazaran, burada kastedilenin, iddianamede yazılı eylem, isnat olunan suç ve cezalandırma istemi olduğu açıktır. Bu nedenle, Sinop Asliye Ceza Mahkemesinde sanığa, iddianamede yazılı eylemin, isnat olunan suçun ve cezalandırma isteminin anlatıldığı kabul olunmalıdır. Bunun aksini düşündürecek bir emare veya itiraz da bulunmamaktadır.
Bu itibarla; iddianamenin içeriğinin sanığa anlatılması sırasında, gerek tarafların ve gerekse kamunun yargılama konusunda bilgi sahibi oldukları ve bu şekilde aleniyet ilkesinin gereğinin yerine getirildiği ortaya çıkmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 30.12.2004 tarih ve 2004/187-181 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Sonuç olarak; istinabe mahkemesinde sanığa suçunun hâkim tarafından açıklanması suretiyle, iddianamenin okunmasından umulan hukuki menfaate ulaşıldığından, aleniyet ilkesinin ihlâl edilmediği kanısına varılmış ve Başsavcılığın isabetli görülen itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılıp, temyiz incelemesine devam olunmak üzere dava dosyasının Dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy