(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu, atılı izin tecavüzü suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenebilmesi konusunda noksan soruşturma bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Daire; izin süresini ailevi sorunları sebebiyle geçirdiğini ileri süren Sanığın bu beyanlarının Türk Silâhlı Kuvvetleri iç Hizmet Kanununun 57/2-b maddesinde belirtilen nitelikte olmadığı gibi askerlik hizmetine tercih edilebilecek mahiyette taşımadığını kabul ederek, mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiş,
Başsavcılık ise, sanık taralından mazeret olarak ileri sürülen ailevi torunların nitelik ve mahiyetinin araştırılmasının ardından, bunların İzin tecavüzü suçu açısından haklı ve kabul edilebilir bir özür hâli oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek, onamaya ilişkin Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
Edirne; Keşandaki birliğinden 28.8.2004 günü saat 07.40'da çıkış yaparak İstanbul'a gitmek üzere (6) gün kanuni izne gönderilen ve 2004 yılı içerisinde kullandığı önceki izninde kullanmış olmasından dolayı yol hakkı tanınmayan sanığın en geç 3.9.2004 günü saat 07.40'da birliğine katılması gerektiği hâlde izin süresini geçirerek 9.9.2004 günü saat 19.30'da birliğine döndüğü sabit olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
9.9.2004 tarihinde birliğine katılan sanık, 15.9.2004 tarihinde bölük komutanı taralından tespit edilen hazırlık ifadesinde, ailevi sorunlarından dolayı geç kalmak zorunda kaldığını beyan etmiştir. Sanık 8.11.2004 tarihinde mahkeme huzurunda tespit edilen sorgu ve savunmasında da; gönderildiği izinden eşiyle yaşadığı problemler yüzünden dönemediğini, askere geldiği tarihten itibaren eşinin kendi ailesi ile yaşadığı problemleri halletmeye çalıştığını, sıkıntılarını kısmen de olsa hallettikten sonra birliğine katıldığını ifade etmiş, temyiz dilekçesinde ise, içerisinde bulunduğu ailevi sıkıntılar ve eşiyle olan sorunlarını 6 günlük izin süresi içerisinde giderememesinden dolayı birliğine gecikerek katıldığını ileri sürmüştür.
ASCK'nın 66/1-b maddesinde düzenlenmiş olan izin tecavüzü suçunun oluşabilmesi için, failin "özürsüz" olması şartının arandığı, ancak "özür" kavramı yasada tarif olunmadığından, kapsamının Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin 57'nci maddesinde sayılan hâller nazara alınarak değerlendirildiği ve bu uygulamanın yerleşik Askeri Yargıtay kararlarıyla da istikrar kazandığı izahtan varestedir.
"Özür" unsurunun neyi ifade ettiği ve geçerli kabul edilip edilmeyeceği hususlarının takdiri, olayına mahsus olmak üzere yargılama makamına ait olmakla beraber, bu unsurun, yasa koyucunun söz konusu askeri cürmü ihdas ederken korumayı hedeflediği hukuki menfaatin de dikkate alınarak değerlendirilmesi zorunludur. ASCK'nın "Firar ve cezası" başlığını taşıyan 66'ncı maddesi, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin bütünlüğünü, disiplinini ve askerlik hizmetine sadakati hukuki konu olarak benimsemiş olup, firar cürmünde "özür" unsuruna yer verilmemiş iken, izin tecavüzü suçu bakımından failin izinli olarak kıt'a dışında oluşu gözetilerek ayrıca "Özürsüz" olma hâli öngörülmüş, ancak her iki suç aynı ceza ile cezalandırılmıştır. Bu nedenlerle, izin tecavüzü suçunun oluşup oluşmadığına ilişkin olarak yapılacak değerlendirmelerde "özür" unsurunun kanun koyucunun amacını aşacak biçimde (geniş bir şekilde) yorumlanmamasına ve bununla irtibatlı olarak da firar ve izin tecavüzü suçlarının faillerinin hukuki durumları arasındaki dengenin bozulmamasına özen ve hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.
Bu husus Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun uyuşmazlık konusu olayla benzerlik gösteren incelemeler sonucunda verdiği 27.3.2003 gün ve 27-29; 8.5.2003 gün ve 51-50; 16.10.2003 gün ve 2003/74-81; 13.11.2003 gün ve 2003/88-95; 8.1.2004 gün ve 3-1; 1.4.2004 gün ve 5-59 E.K sayılı kararlarında kabul ve ifade edilmiştir.
Aşamalarda farklı cümlelerle ifade etse de, sanık izinden dönmeyiş sebebi olarak ileri sürdüğü hususların kendisi ile eşi ve eşinin kendi ailesi arasındaki bir takım geçimsizliklerle sınırlı olduğu ortadadır. Sanık izinden dönmeyişini ne bir sıhhi özre, ya da beklenmedik bir duruma, ne de başka türlü davranmasına imkân vermeyecek biçimde iradesini etkileyen harici bir etkene dayandırmış değildir. Esasen sanık bu sorunları askere geldiğinden beri yaşadığını bizzat ifade etmiştir.
Bu itibarla;
Günlük sosyal yaşantı ve karşılıklı ailevi münasebetler içerisinde ortaya çıkabilmesi mümkün ve muhtemel olan bu problemlerin askerlik hizmetine göre Öncelik taşımadığı sonucuna varan Dairenin; ileri sürülen hâlleri özür kapsamında değerlendirmeyerek askeri mahkemece tesis edilen mahkûmiyet kararını onamasında kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik görülmediğinden, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma sebebiyle verildiğine ilişkin yerinde bulunmayan Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy