(1632 S. K. m. 132) (647 S. K. m. 4) (5252 S. K. m. 5) (5275 S. K. m. 122) (6183 S. K. m. 51)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu, sanık Ter.P.Er S.K.'nın eylem bütünü içerisindeki davranışlarının, Daire kararında açıklandığı üzere iştirak hâlinde arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu mu, yoksa itiraz tebliğnamesinde belirtildiği şekliyle cürümden hâsıl olan eşyayı bilerek kabul etmek suçunu mu oluşturduğu noktasındadır.
Sanık S.K.'nın, 7.2.2004 tarihinde benzinlikteki takım komutanı odasının anahtarını arkadaşı Er O.Ü.'den (odada bulunan sobayı alacağını söyleyerek) istediği, O.Ü.'nün o gün çarşı iznine çıkması nedeniyle, anahtarı sanık S.K'ya verdiği, sanık S.K.'nın hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü temyiz etmeyen diğer sanık S.T. ile birlikte sözü geçen odaya girdiği, burada Er O.Ü.'nün kullandığı masanın çekmecesinde bulunan 10 adet Parlıament sigarasının S.T. tarafından alınarak 5 tanesinin S.K.'ya verildiği, zilyetliğini aldığı 5 paket sigaranın iki paketini içip kalan 3 paketini sivil eşya deposunun arkasındaki kiremitlerin içine saklayan S.K.'nın almış olduğu anahtarı çarşı izninden dönen O.Ü.'ye iade ettiği, O.Ü.'nün ertesi günü çekmecedeki sigaraların alındığını görmesi üzerine, sanık S.K.'ya durumu sorduğu, S.K.'nın sigaraların akıbetini bilmediğini ve kendisinin almadığını söylediği, hareketlerinden şüphelendiği sanık S.K.'nın koğuştaki yatağının arasından bir paket Parlıament marka sigara çıkardığını gören mağdur O.Ü.'nün, sanığın yanına giderek neden yalan söylediğini sorduğu, mağdur ile eylemini inkâr eden sanık S.K.'nın münakaşa etmeye başladıkları, bu sırada koğuşa gelen tanık Er Y.A.'nın sanık S.K.'yı köşeye çekerek, mağdur O.Ü.'nün sigarasını çalıp çalmadığını ve elindeki sigarayı nereden bulduğunu anlatmasını istediği, önce sigarayı çarşıdan satın aldığını söyleyen sanığın, ısrar üzerine sigaraları S.T. ile birlikte benzinlikteki garaj odasından aldıklarını itiraf ettiği ve geri kalan sigaraları sakladığı yeri gösterdiği sabit olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık konusu mesele hakkında sağlıklı bir karar verilebilmesi için; sanık S.K.'nın oluş şekli yukarıda açıklanan eylem bütünü içerisindeki davranışlarının ne olduğunun ve bu hareketlerin iştirak iradesiyle yapılıp yapılmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Sanık S.K., birlik komutanı tarafından tespit olunan hazırlık ifadesinde; benzinlik takım komutanı odasına soba almaya gittiğini beyan etmiş, askeri mahkeme huzurundaki sorgu ve savunmalarında, nöbetçi S.U. Astsubayın nöbet kolluğunu getirmek için odanın anahtarını O.Ü.den aldığını ifade etmiştir.
Mağdur O.Ü. ise aşamalarda uyum gösteren yeminli ifadelerinde; sanık S.K.'nın içeride bulunan sobayı alacağını söyleyerek benzinlik takım komutanı odasının anahtarını kendisinden aldığını beyan etmiştir.
Sanık S.K., anahtarını aldığı odanın kilitli olan kapısını açarak içeriye diğer sanık S.T.'nin girmesine imkân sağlamış, O.Ü.'ye ait çekmecede bulunan 10 adet sigaranın S.T. tarafından alınarak 5 tanesinin kendisine verilmesine hiçbir şekilde itiraz ve mukavemet etmemiş, bu eylemin ardından kapısını kilitlediği odanın anahtarını mağdur O.Ü.'ye teslim etmiştir. Mağdur O.Ü. odaya geldiğinde çekmecede duran sigaraların 10 tanesinin çalındığını fark etmesi üzerine, sigaraların akıbetini sanığa sormuş ancak sanık bu olaydan haberdar olmadığını ileri sürerek, eylemini inkâr etmiştir. Daha sonra araya giren arkadaşı tanık Y.K.'nın telkin ve ısrarları sonucunda sigaraları S.T. ile birlikte bulundukları yerden aldıklarını kabul etmiştir.
"..Suçu doğrudan doğruya beraber işleyen asli faillerin hareketleri mahiyetleri bakımından fer'idir. Fakat maddi şekilleri ve suçun icrası ile hem zaman oluşları onları asli bir iştirak faaliyeti hâline inkılâp ettirir. Doğrudan doğruya beraber işleyenler suçu meydana getiren hareketleri icra etmemiş olmakla beraber, irtikâp edenle birlikte tahakkukuna iştirak etmişlerdir. Bunların faaliyeti ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebidir. Fakat suçun icrasında doğrudan doğruya müessir olan bir faaliyette bulunmuşlardır.
Beraber işleyenlerle, irtikâp edenlerin faaliyetinin bir kül teşkil etmesi, bu suretle aralarında çok yakın bir iştirak hâlinin bulunması ve doğrudan doğruya beraber işleyenin de, suçu irtikâp eden kadar kesin bir suçluluk iradesine sahip olması, doğrudan doğruya beraber işleyenlerin asli fail seviyesine çıkarılması sebep olmuştur..." (Faruk EREM Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 1993 Basım, Cilt I, sayfa 571-572).
"...Kanaatimizce doğrudan doğruya beraber işleyenin ne zaman asli ne zaman fer'i fail sayılacağını kesin olarak ayırt etmeye imkân olmayıp, bu hususu hâkimin takdirine bırakmak zorunludur. Bir kere, doğrudan doğruya beraber işlemek suretiyle suça iştirak eden kimse, suçu irtikâp edenle birlikte kendisine düşen hareketi yapmalı, yani onun fiili suçu meydana getiren icra hareketinin yapılması ile aynı zamanda (hem zaman) olmalıdır. Bu nedenle, sözü geçen hareketin işlenmesinden önce yapılan ve esasta icra hareketi sayılmayan bir hareketi yapan kimse suçu doğrudan doğruya işlemiş sayılamaz.
Bu nedenle, yapılan hareketin zamanı sadece suç işlenirken yapılmayan fiillerin doğrudan doğruya beraber işleyen kavramından çıkarılmasına yarar; suç işlenirken yapılan hareketler bakımından ise, kesin bir ölçü vermektense işi hâkimin takdirine bırakmak daha uygun olur..."(Dönmezer-Erman Genel Hükümler 1983 Basım, Cilt 2, sayfa 553-554)
Olayın dava dosyasına yansıyan seyir ve işleniş biçiminden de anlaşılacağı üzere, sanık S.K. kapısı kilitli olduğu için girilmesi mümkün olmayan odaya mağdurdan aldığı oda anahtarını kullanarak girmiş ve anahtarı elde ediş maksadına aykırı davranarak, odaya girmesine gerek olmayan diğer sanık S.T.'nin de benzinlik takım komutanı odasına girmesine imkân sağlamıştır.
Mağdur O.Ü.'nün çekmecesinin içinde duran 10 adet sigarası üzerinde hiçbir zorluk ve engelle karşılaşmadan müşterek hâkimiyet sağlayan sanıkların, zilyetliğini elde ettikleri sigaraları eşit bir biçimde ve herhangi bir anlaşmazlığa düşmeden paylaşmaları, sanıkların (hırsızlık suçunu işlemeye) yönelik fikir, dayanışma ve irade birliği içerisinde hareket ettiklerini ortaya koymaktadır.
765 sayılı TCK'nın 512'nci maddesinde düzenlenen "cürüm eşyasını satın almak veya saklamak" suçunun oluşabilmesinin önkoşulu, failin cürmün irtikabına (işlenmesine) iştirak etmeksizin, bir cürümden hâsıl olan para veya sair eşyayı (bu niteliğini) bilerek kabul etmesidir.
Sanık S.K. arkadaşı O.Ü.'ye ait sigaraların zilyetliğini başkalarının işlediği bir cürümden sonra değil, bilâkis arkadaşının bir şeyini çalmak suçunun icra hareketlerini diğer sanık S.T. ile birlikte doğrudan doğruya beraber işleyen sıfatıyla gerçekleştirmek suretiyle kazanmıştır. Bu durum ise, 765 sayılı TCK'nın 64üncü maddesinde asli iştirak hâli olarak kabul edilerek cezai yaptırıma bağlanmıştır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanununun "faillik" bağlığını düzenleyen 37/1'inci maddesi de, "suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri fail olarak sorumlu olur" hükmünü getirerek, suç teşkil eden eylemin işlenmesinde birinci derecede önem, katkı ve etkinlik taşıyan hareketleri gerçekleştiren kişilerin kanunun bu suç için öngördüğü ceza ile sorumlu olacaklarını düzenlemiştir.
Sanık S.K.'nın yukarıda açıklanan hareketlerinin, suçun işlenmesinde sağladığı katkı ve kolaylık, bu sanığın 5237 sayılı TCK'nın 37/1'inci maddesi gereğince de, "fail" olarak değerlendirilmesini ve kanunun bu suç için öngördüğü ceza ile mahkûm edilmesini gerektirmektedir.
Bu itibarla; sanıkların O.Ü.'ye ait sigaraları asli iştirak ilişkisi içerisinde hareket ederek çaldıklarına ve bu suretle arkadaşının bir şeyini çalmak suçunu işlediklerine ilişkin kabul ve değerlendirmeyi yerinde bulan Daire kararına yönelik Başsavcılık itirazında isabet görülmemiştir.
Diğer yandan, l Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanunun 1'inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin para biriminin Yeni Türk Lirası olduğu, 2'nci maddesinde, Türk Lirası değerler Yeni Türk Lirasına dönüştürülürken, bir milyon Türk Lirası (1.000.000) eşittir bir Yeni Türk Lirası (1 YTL) değişim oranının esas alınacağı, 3'üncü maddesinde de, kanunlarda ve diğer mevzuatta, idari işlemlerde, yargı kararlarında, her türlü hukuki muamelelerde kıymetli evrak ve hukuki sonuç doğuran diğer belgeler ile, ödeme ve değişim araçlarında Türk Lirasına veya liraya yapılan atılların, 2'nci maddede belirtilen değişim oranında Yeni Türk Lirasına yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir.
27.4.2005 gün 25798 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 1.5.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanunun 22'nci maddesinde, "İlgili kanunları gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmesi nedeniyle, bu durum, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 30'uncu maddesinde yazılı "para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz." kuralını zımnen ilga etmiştir. Dolayısıyla, bin liranın küsuru hesaba katılmaz kuralı, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar hesaba katılmaz hâline dönüşmüştür.
4421 sayılı Kanunun 3'üncü maddesi ile, 647 sayılı Kanunun 4/1 maddesinde değişiklik yapılarak, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesinde beher gün için uygulanacak olan para cezası miktarı, cürümler için iki milyon ila üç milyon liraya çıkarılmış, aynı Kanunla 765 sayılı TCK'ya eklenen Ek 2'nci maddesinde, kanunlardaki para cezaları, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298'inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı; yine aynı Kanunla TCK'ya eklenen Ek 6'ncı maddesinde de, Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4'üncü maddesinin 1 'inci fıkrasının (1) numaralı bendindeki miktarlar için de Ek 2'inci madde hükmü uygulanacağı kabul edilmiştir.
5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun, 5335 sayılı Kanunun 22'inci maddesi, 4421 sayılı Kanunla değişik 647 sayılı Kanunun 4/1 'inci maddesi, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2/2, Ek 2 ve Ek 6'ncı maddeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4.3.2003 gün ve 2003/7-1 E. 2003/17 K. sayılı, keza 15.4.2003 gün ve 2003/9-96 E. 2003/104 K. sayılı İçtihatları birlikte değerlendirildiğinde ve sanık lehine hareket edilerek; para cezalarında bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarların nazara alınmayacağına ilişkin kuralın, 647 sayılı Kanunun 4/1 maddesinde bir gün hürriyeti bağlayıcı cezaya karşılık tutulan para cezası miktarının her takvim yılı bakımından, 765 sayılı Türk Ceza Kanununa 4421 sayılı Kanunla eklenen Ek 6ncı maddesi uyarınca yeniden belirlenmesi sırasında da nazara alınması, yani bir hesaba başvurulması zorunlu olduğunda, gerek hesaplama sonucu bulunan gerekse üzerinden hesaplama yapılacak olan her miktar ve aşamada bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Buna göre, 647 sayılı Kanunun 4421 sayılı Kanun ile değişik 4/1 'inci maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar için cürümlerde beher gün karşılığı iki milyon ila üç milyon lira ağır para cezasına çevrilmesi öngörülmüş, 4421 sayılı Kanunun yürürlüğünü takip eden yıllar bakımından yeniden değerleme oranlan, 2000 yılı için (% 52,1), 2001 yılı için (% 56), 2002 yılı için (% 53,2), 2003 yılı için (% 59), 2004 yılı için (% 28,5), 2005 yılı için de (% 11,2) olarak ilân edilmiştir. Bu oranlar üzerinden ve yukarıda açıklandığı şekilde bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarlar dikkate alınmadan hesap yapıldığında, cürümlere ilişkin kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına dönüştürülmesinde, beher gün karşılığı 1999 yılı için (2 ilâ 3 YTL). 2000 yılı için (3 ilâ 4 YTL), 2001 yılı için (4 ilâ 6 YTL), 2002 yılı için (6 ilâ 9 YTL), 2003 yılı için (9 ilâ 14 YTL), 2004 yılı için (11 ilâ 17 YTL) ve 2005 yılı için (12 ilâ 18 YTL) ağır para cezası olacaktır.
Dairenin sanık hakkında ASCK'nın 132 ve TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince verilen 5 ay hapis cezasını, 647 sayılı Kanunun 4/1'inci maddesi uyarınca günlüğü 11 YTL (Yeni Türk Lirası) üzerinden 1.650 YTL ağır para cezasına çevirerek, hükmolunan ve ödenmesi takside bağlanan ağır para cezasının süresinde ödenmemesi durumunda, kalan taksit tutarının gecikme faizi eklenmek suretiyle tahsiline karar verilmesinde (Dairece temyiz incelemesinin yapıldığı 10.5.2005 tarihi itibarıyla) herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta ise de;
Gerek 13.11.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5349 sayılı kanunla değişik 5/1'inci fıkrasının mahkûmiyet konusu ağır para cezalarını adli para cezasına dönüştürmesinden, gerekse 647 sayılı Kanunun 5'inci maddesinin (taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde 6183 sayılı Kanunun 5inci maddesi gereğince hükmolunan ağır para cezasına gecikme faizi ilâve edilerek tahsilini öngören hükmünün) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 122'nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmasından dolayı, sanık aleyhine olan bu hükmünde uygulama kabiliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmış ve Başsavcılık itirazına atfen Daire kararının kaldırılarak mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ve hükmün; 1.650 YTL adli para cezası olarak değiştirilmek ve bu adli para cezasının hüküm mahkemesince belirtilen aylık taksit miktarı ve sayısı kadar taksitle tahsiline karar vermek suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Sanık S.K. hakkında verilen bu bozma kararının cezanın uygulanmasında lehe sonuçlar yaratmasından dolayı, hükmü temyiz etmeyen diğer sanık (hükümlü) S.T.'ye de 353 sayılı ASMKYUK'nın 226'ncı maddesi uyarınca sirayet ettirilmesine de karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy