(5271 S. K. m. 237)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlık, isnat konusu suçun sübuta erip ermediğine ilişkindir. Ancak, sürdürülen yargılama faaliyetinin yürürlükteki Ceza Yargılama Hukuku hükümlerine uygun düşüp düşmediğinin de, öncelikli mesele olarak ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.
Müteveffa J.Kd.Bnb.C.B.'nin eşi K.B., vekilleri, sanık J.Kd.Alb. Y.B.E. hakkında yukarıda açıklanan isnatlarla ilgili olarak kamu davası açılmasının ardından, 7.4.2003 tarihinde resmi kayda geçen dilekçeleri ile müvekkillerinin müdahil olarak kabulü yönünde talepte bulundukları, 9.7.2003 tarihli ilk duruşmada da bu doğrultudaki istemlerini askeri mahkeme huzurunda tekrar etmelerini müteakiben, K.B.'nın sanık hakkında açılmış olan kamu davasına (reşit olmayan çocukları adına velayetin, kendi adına da asaleten) müdahil sıfatıyla katılmasına karar verildiği görülmektedir.
Bu kapsamda; müdahilliğine karar verilen K.B. ve velayetini üstlendiği çocuklarının sanığın yargılama konusu yapılan eylemi ile ilgili olarak, suçtan zarar gören kişi olup olmadıklarının incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Birbirinden farklı fikirler ileri sürülmesine karşın, doktrinde ağırlıklı olarak benimsenen görüş, suçun işlenmesiyle meşru bir hakkı ihlâl edilen kimsenin, suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesidir. İşlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının ise, bu hakka yönelik olması gerektiği de ayrıca vurgulanmıştır.
"..Suçtan zarar gören şahıs tayin ve tespit edilirken, suçun unsuru olan ve tâbi âlemdeki olayı teşkil eden maddi netice bakımından olan zararın değil, bu neticenin belli bir şahıs üzerinde hâsıl ettiği elim ve şedit tesir nazara alınmalıdır. Bu tesir, şahsın, suçun maddi unsuru ile korunan menfaate gösterdiği ilgide kendisini gösterir. Şu hâlde, suçun maddi unsuru ile korunan menfaate yakın ve haklı görülecek bir ilgisi bulunan herkes suçtan zarar görmüş diyebiliriz. Bu ilgi, sadece menfaat ilgisi olmamalıdır..." (Sami ONURSAL-Kamu Davasına Müdahale, 1968, s. 57).
Prof. Dr. Baha KANTAR ise; suç teşkil eden fiil ile uzvu, şerefi veya itibarı ihlâl edilmiş olan kişinin, suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesi gerektiğini, sadece eylemin doğrudan doğruya zarar verdiği kişilerin suçtan zarar gören kişi olduğunu, eylemden vasıtalı şekilde zarar görenlerin de bu kavrama dâhil edilmeleri hâlinde, bu konuya bir sınır çizilemeyeceğini ifade etmiştir (Ceza Muhakemeleri Usulü, 1957, s. 431).
Prof.Dr. Öztekin TOSUN'a göre ise, suçtan zarar görmek, suçun maddi unsurunun ilgilendirdiği, yöneldiği ve etkilediği bir hakkın sahibi olmak demektir. (Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C.1 s. 205-206)
Gerek Yargıtay, gerekse Askeri Yargıtayın yerleşmiş kararlarında bu hususa açıklık getirilerek, kamu davasına katılan sıfatını alabilmenin en önemli koşulunun suçtan doğrudan zarar görme hâli olduğu belirtilmiştir. Keza, bu kararlara göre, davaya müdahale talebinde bulunan kişinin, mahkemece müdahil olarak kabulüne karar verilmiş olsa dahi, doğrudan doğruya zarar görmediğinin belirlenmiş olması hâlinde, kanuna aykırı bir şekilde müdahilliğine karar verilen bu kişinin, hükmü temyiz etme hakkı bulunmayacaktır.
(YCGK. 11.4.2000-4/65-69; 1.6.1999-6/111-143; 13.10.1998-3/232-307; 4.11.1997-6/209-226; Y.5 CD. 7.4.2003/443-1839; 1.CD. 24.9.2003/1271-2062; As. Yrg. Drl. Krl. 27.8.2002, 2002/56-56 E.K., 23.6.2005 gün ve 2005/66-59 E.K. sayılı kararları bu yöndedir).
Bu açıklamalar doğrultusunda inceleme konusu olayımıza dönüldüğünde;
Müteveffa J.Bnb. C.B.'nin intihar eylemiyle ilgili olarak, askeri savcılık tarafından sürdürülen hazırlık soruşturması sonucunda verilen K.Y.O. kararında, sanık J.Kd.Alb. Y.B.E.'nin olaydan önceki eylemlerinin müteveffayı intihara azmettirecek nitelik taşımadığı, sanığın dosyaya yansıyan eylemleriyle, müteveffanın ölümü arasında doğrudan illiyet bağının kurulamadığı ve bu nedenlerden dolayı da, intihar eyleminde başkasına atfedilecek herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Müteveffa J.Bnb. C.B.'nin ölüm olayı ile ilgili olarak verilen K.Y.O.K'ya komutan ve K.B. itiraz etmemiştir.
İnceleme konusu olayımızda; sanık J.Kd.Alb. Y.B.E.'nin aralarında müteveffa J.Bnb. C.B.'nin taburunun da bulunduğu, kendisine bağlı ast birliklerin sevk ve idaresiyle ilgili olarak vermiş olduğu kararlar ve bu kararlar doğrultusunda yapmış olduğu idari işlem ve tasarrufların müteveffa binbaşının intihar eylemi ile ilgili herhangi bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde bulunmadığı, ayrıca sanığın memuriyet nüfuzunu suiistimal suçunu oluşturduğu ileri sürülen eylemlerinin, eş K.B.'yi gerek 1412 sayılı CMUK'un gerekse 5271 sayılı CMK'nın 237'nci maddelerinin belirlediği anlamda, suçtan doğrudan zarar gören kişi durumuna getirmediği değerlendirilerek, yasal koşulları gerçekleşmediği hâlde isnat konusu eylemlerden doğrudan zarar görmeyen eş K.B. ile, velâyetindeki çocuklarının müdahilliğine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve kanuna aykırı olarak verilen müdahale kararının bu kişiye hükmü temyiz etme hakkı veremeyeceğinden hareketle, bu doğrultudaki talebin 353 sayılı ASMKYUK'nın 217/1'inci maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy