(1632 S. K. m. 79)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığa isnat olunan suçun sübuta erip ermediği noktasındadır.
Daire, sanığın kendini askerliğe elverişsiz hâle getirmek kastıyla yaraladığı hususunda şüphe bulunduğunu kabul ederek, müsnet suçun sübuta ermediği sonucuna ulaşmış iken; askeri mahkeme, yargılama sırasında ikame olunan delillere nazaran suçun sübutunda tereddüt bulunmadığı düşüncesindedir.
Dava dosyasının esas yönünden incelenmesinde;
25.8.1998 tarihinde "kasten adam öldürmek" suçunu işleyen sanığın, Giresun Ağır Ceza Mahkemesinin 12.8.1999 tarih ve 1998/149 Esas, 1999/127 Karar sayılı kararıyla, TCK'nın 448, 51/1 ve 59/2'nci maddeleri uygulanarak on beş yıl ağır hapis cezasına mahkûm edildiği, kesinleşen hükmün infazı yapılırken 4616 sayılı Kanundan yararlanarak 26.2.2001 tarihinde şartla salıverildiği, askerlik hizmetini yapmak üzere 21.5.2001 tarihinde eğitim birliğine gönderildiği, İstanbul Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Karargâh Destek Kıt'aları Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yaparken, 25.8.2001 günü çarşı iznine çıktığı, amcasının evinde amcasına ait tabancayla kendisini karın bölgesinden tek mermiyle yaraladığı, bu yaralanma nedeniyle tedavi gördükten sonra GATA Haydarpaşa Hastanesinden 3.9.2001 tarihinde 1,5 ay hava değişimi alarak taburcu olduğu, 25.12.2001 tarihinde birlik komutanlığınca aynı hastanenin psikiyatri servisine sevk edildiği, 28.12.2001 tarihli sağlık kurulu raporuyla "borderline kişilikle anksiyete bozukluğu" tanısı konulup (SMK.) üç ay hava değişimi verildiği, hava değişimi sonunda yine aynı hastane tarafından 27.3.2002 tarihli sağlık kurulu raporuyla aynı tanıya İstinaden (SMK) üç ay daha hava değişimi önerildiği, bu sürenin sonunda aynı hastanece düzenlenen 28.6.2002 tarihli sağlık raporuyla "borderline kişilikte kronik nitelik kazanmış nevrotik adaptasyon bozukluğu" tanısına istinaden "B/16, F-l askerliğe elverişli değildir" kararı alındığı ve bu rapor gereğince sanığın terhis edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, sanık savunmalarında kendisini yanlışlıkla vurduğunu öne sürmüş ve tanık olarak dinlenen sanığın babası, amcası ve amcasının kızı, duruşmada hazırlık ifadelerini inkâr edip, sanığın savunmalarını destekler mahiyette beyanda bulunmuş iseler de; sanığın tutarsız ve çelişkili savunmaları, sanığın amcasının eşinin sanığın savunmasının aksine, kendisini kasten vurduğuna ilişkin somut beyanları ve sanığı koruma saikıyla ifadelerini değiştirdikleri anlaşılan sanığın babası, amcası ve amcasının kızının hazırlık soruşturması aşamasında verdikleri ifadeleri dikkate alındığında, sanığın kendini amcasının silahıyla bilerek ve isteyerek vurduğu ortaya çıkmaktadır
Yerleşik Askeri Yargıtay kararlarında da vurgulandığı gibi; ASCK'nın 79'uncu maddesinde düzenlenmiş olan suçun oluşabilmesi için, failin "kendisini askerliğe elverişsiz hâle getirmek" özel kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Özel kastın belirlenebilmesi için somut olayın bütün özellikleri, failin geçmişi, hazırlık hareketleri, sağlık dununu, fiilin işleniş şekli, yaralanmanın yeri, mahiyeti ve sair tüm hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.
Sanıktaki yaralanma konusunda askeri savcı tarafından ifadesi alınmış olan Tbp.Kd.Ütğm. M.G.; "...göbek deliğinin 5 cm. solunda bir giriş deliği, ateşli (muhtemel) silâh yaralanmasına bağlı giriş deliği olduğu, bu giriş deliğinin çevresinin tatuajlı olduğu, bu tatuajın çapının 2,5-3 cm olduğu görüldü, Yine sırt bölgesinde omuriliğe 7 cm uzaklıkta ve sol tarafta çıkış deliği, yani mermi çıkış deliği olduğu görüldü..." şeklinde beyanda bulunmuştur.Her ne kadar, sağlık raporunda mermi çekirdeğinin vücut içerisinde yaptığı tahribata veya iç organlara zarar verip vermediğine dan bu açıklama bulunmamakta ve bu yaralanma neticesinde sanığın hayati tehlike geçirmediğine, uzuv tadili ve uzuv zaafı bulunmadığına ilişkin adli rapor düzenlenmiş ise de; mermi çekirdeğinin vücuda girdiği, vücut içerisinde yol aldığı ve vücudu terk ettiği bölgeye nazaran bu atışın ölümcül bir yaralanmaya neden olabileceği ve kendisini sadece yaralamak isteyen bir failin kendisini bu vücut bölgesinden yaralamayı asla düşünmeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, hakkında düzenlenen rapora göre, "borderline kişilik yapısında" olduğu anlaşılan sanığın bu rahatsızlığının özellikleri de göz ardı edilmemelidir. Tıbbi literatüre göre; "borderline kişilik bozukluğu" olan hastalar; "sürekli kriz içindedir; duygu durum dalgalanmaları yaygındır; kendisine zarar verme olasılıkları yüksektir; sonunu düşünmeden aniden hareket ederler; tekrarlayan bir şekilde intihar girişiminde bulunurlar ve bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu ölüm görülür." (Prof.Dr. Yunus E. EVLİCE, Uzm.Dr. Bahadır BAKIM)
Bu bilimsel tespitler ile yukarıda değinilen yaralanma şekli birlikte değerlendirildiğinde, sanığın asıl gayesinin intihar etmek olduğu, askerlikle ilgili sorunlarından dolayı sıkıntı çektiği açık olmakla beraber, askerlikten kurtulmak düşüncesinin ötesinde hayatına son verme gayesinin bulunduğu, bu nedenle, ASCK'nın 79'uncu maddesiyle korunan hukuki menfaati ihlâl etme amacıyla, yani kendini askerliğe elverişsiz hâle getirmek maksadıyla hareket etmeyip, intihar kastıyla kendini yaraladığı ve dolayısıyla müsnet suçun manevi unsur itibariyle oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; askeri mahkemece, sanık hakkında bu gerekçeyle beraat hükmü kurulması gerekirken, direnilmek suretiyle mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün sübut (esas) yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy