(1412 S. K. m. 365, 366)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu;
1) Sanığa kepini giymesi konusunda emir veren Alb. F.K.'nin, emre itaatsizlikte ısrar suçuyla ilgili olarak açılmış olan kamu davasına, suçlan zarar gören kişi sıfatıyla müdahil olarak katılıp katılamayacağı,
2) Alili emre itaatsizlik suçunun sübuta erip ermediği, noktasındadır. Daire; kendisine verilen emri gecikmeli de olsa yerine getirerek, otomobil içerisinde kepini giydiğini beyan eden sanığın aksi kanıtlanamayan açıklamalarına itibar edilmek suretiyle, hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği, yargılama konusu eylemden dolayı suçtan zarar gören kişi sıfatı bulunmayan Alb. F.K.'nin müdahilliğine karar verilmesinin de, CMUK'un 365 ve 366'ncı maddelerine aykırı düştüğü sonucuna vararak, mahkûmiyet hükmünü usule aykırılık ve sübut (esas) yönünden bozmuş,
Askeri mahkeme ise, emri veren kişinin suçtan zarar gördüğünü, bu nedenle de açılan davada müdahilliğine karar verilmesinde kanuna aykırı bir husus bulunmadığını, isnat konusu emre itaatsizlikte ısrar eyleminin ise, maddi ve manevi unsurları itibarıyla sübuta erdiğini ileri sürmüş ve direnmek suretiyle sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın konusu bu çerçevede ifade edilse de, incelemeye esas hükmün ASMKYUK' nın usul ve esaslarına uygun düşen bir yargılama faaliyeti sonucunda verilip verilmediğinin de öncelikli mesele olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmekledir.
Mahkûmiyet hükmünün bozulmasının ardından yapmış olduğu tensip işlemleri doğrultusunda, yargılamanın tarafları durumundaki sanık, sanık müdafii ve kendisine müdahil sıfatı tanınan Alb. F.K.'nın katılımı ile yeniden yargılamaya başlayan askeri mahkeme; direnme kararının verildiği 7.4.2005 tarihli oturumda sırasıyla, sanık müdafii, müdahil sıfatıyla Alb. F.K. ve askeri savcıya söz hakkı tanımasına karşın, ASMKYUK' nın son sözün sanığa ait olduğunu öngören 160'ncı maddesine aykırı hareket etmek suretiyle; hu/urda bulunan sanık N.K.' nın son söz hakkını kullanmasına imkân sağlamamış ve yargılamayı bu şekilde sona erdirmiştir.
İnceleme konusu olayımızda. Askeri Yargıtay bozma kararına uyulup uyulmaması konusunda beyanda bulunmak üzere, son söz hakkının huzurda bulunan sanığa tanınmamağının ASMKYUK' nın 220/3-H maddesi bağlamında, sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran esaslı bir usul hatası olduğu kanaatine varılmış ve mahkûmiyete ilişkin direnme hükmünün öncelikle bu nedenle ve usulden bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer yandan, askeri savcı tarafından açılan kamu davasına müdahil sıfatıyla katılmasına karar verilen Alb. F.K.'nın gerek 1412 sayılı CMUK'un 365 ve gerekse 5271 sayılı CMK'nın 237'nci maddelerinin belirlediği anlamda suçtan zarar gören kişi olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.
Birbirinden farklı fikirler ileri sürülmesine karşın, doktrinde ağırlıklı olarak benimsenen görüş, suçun işlenmesiyle meşru bir hakkı ihlâl edilen kimsenin suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesidir, işlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının İse, bu hakka yönelik olması gerekliği de ayrıca vurgulanmıştır.
"..Suçtan zarar gören şahıs tayin ve tespit edilirken, suçun unsuru olan ve tâbi âlemdeki olayı teşkil eden maddi netice bakımından olan zararın değil, bu neticenin belli bir şahıs üzerinde hâsıl ettiği elim ve şedit tesit nazara alınmalıdır. Bu tesir, şahsın suçun maddi unsuru ile konman menfaate gösterdiği ilgide kendisini gösterir. Şu hâlde, suçun maddi unsuru ile korunan menfaate yakın ve haklı görülecek bir ilgisi bulunan herkes suçlan zarar görmüş diyebiliriz. Bu ilgi sadece menfaat ilgisi olmamalıdır..." (Sami ONURSAL Kamu Davasına Müdahale, 1968, s. 57).
Prof. Dr. Baha KANTAR ise; suç teşkil eden fiil ile uzvu, şerefi veya itibarı ihlâl edilmiş olan kısmin suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesi gerektiğini, sadece eylemin doğrudan doğruya zarar verdiği kişilerin suçtan zarar gören kişi olduğunu, eylemden vasıtalı şekilde zarar görenlerin de bu kavrama dâhil edilmeleri hâlinde, bu konuya bir sınır çivilemeyeceğini ifade etmiştir (Ceza Muhakemeleri Usulü, 1957, s. 431).
Prof. Dr. Öztekin TOSUN' a göre ise, suçtan zarar görmek, suçun maddi unsurunun ilgilendirdiği, yöneldiği ve etkilediği bir hakkın sahibi olmak demektir. (Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C.l, s. 205-206).
Askeri savcılık tarafından kamu davası hâline dönüştürülen isnadın konusu, sanık Sağ. Bnb. N.K.'nin, Alb. F.K.'nın sözlü olarak vermiş olduğu emirlere aykırı hareket ederek kepini giymemesinden ibarettir.
Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve TSK. Kıyafet Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda, yapılan bu uyarıya bilerek ve isteyerek riayet edilmemesi hâlinde emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşacağı açıktır.
Ancak, isnat konusu bu eylem, işleniş biçimi itibarıyla üst durumundaki Alb. F.K.'ya ait herhangi bir hak ya da menfaate zarar vermemiştir. Emre itaatsizlikte ısrar suçunun koruduğu hukuki menfaat, askeri disiplin ve itaatin korunması şeklinde kamusal bir değerdir. Gerek sanığın işlediği iddia edilen eylemin maddi konusunun, gerekse eylemin neden olduğu ileri sürülen itaatsizlik durumunun, 1412 sayılı CMUK'un 365 ve 5271 sayılı CMK'nın 237'nci maddesinin öngördüğü anlamda Alb. F.K.'nın suçtan zarar gören kişi olarak kabulü ile bu kişinin açılan kamu davasına müdahil sıfatıyla katılmasına hak ve imkân vermediği sonucuna varılmış ve mahkûmiyete ilişkin direnme hükmü bu yönüyle de kanuna aykırı bulunmuştur.
Yukarıda açıklanan usule yönelik bozma nedenleri karşısında bu aşamada esasa ilişkin olarak temyiz incelemesi yapılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy