(1632 S. K. m. 63)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, sanığın akrabasına (sanığın dedesinin amcasının torununun oğluna) yapılan tebligatın geçerli olup olmadığıdır.
Daire, tebligatın sanığı haberdar edebilecek yakınlıktaki kanuni yakınına yapılması gerektiği ve bu derece uzak akrabaya yapılan tebligatın geçerli olmadığı sonucuna ulaşmış iken; Başsavcılık, "akraba" kavram açısından yasada herhangi bir sınırlama bulunmadığından, tebligatın geçerli olduğu düşüncesindedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Tekman İlçesi Gündamı köy nüfusuna kayıtlı olan 1983 Aydın doğumlu sanığın, ikamet ettiği Aydın'daki adresini askerlik şubesine bildirmediği için, 15.8.2002 tarihinde sanığın yoklamasını yaptırmak üzere askerlik şubesine gelmesi gerektiğine dair son yoklama çağrı pusulasının, sanığın nüfusuna kayıtlı olduğu köy adresine gönderildiği, köy muhtarı A.T.'nin, çağrı pusulasını 17.7.2002 tarihinde sanığın Köyde bulunan akrabası (sanığın dedesinin amcasının torununun oğlu) A.K.'ya teslim ettiği, beyanına göre bu tebligattan haberdar edilmeyen sanığın emsallerinin sevk edildiği Kasım 2003 ayına kadar askerlik şubesine başvurmadığı, gecikerek 15.12.2003 tarihinde Aydın Askerlik Şubesine müracaat edip yoklamasını yaptırdığı, 19.12.2003 tarihinde bir gün yol süresi verilerek eğitim birliğine sevk edildiği, ancak bir gün gecikmeyle 22.12.2003 tarihinde Manisadaki eğitim birliğine katıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 25'inci maddesi: "Davet pusulası alan ihtiyar meclis veya heyetleri pusulalarda yazılı olanlar köy ve mahallelerinde iseler kendilerini, değil iseler, ana, baba, kardeş veya hısımların davetten haberdar eder..." şeklindedir.
Aynı Kanunun 75/1 'inci maddesi: "Askerlik çağında olup şubesi dairesinde on beş günden fazla olmak üzere taşraya çıkmak isteyenler çıkmazdan evvel gidecekleri yerler hakkında köy ve mahalleleri ihtiyar meclisi veya heyetlerini veya şubelerini şifahen veya taahhütlü mektupla haberdar etmeye, haber vermemiş iseler, ilk ve son yoklama sırasında nerede bulunuyorlarsa bulundukları mahal ihtiyar meclisi ve heyetlerine veya şubelerine veya şubesi asliyelerine veya sefaret ve şehbender hanelerine bu suretle mahalli ikametlerini bildirmeye borçludurlar" hükmünü amirdir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 14.10.2004 tarih ve 2004/114-130 sayılı kararındaki: "...muhatabın adresinde bulunmadığı ve adresini askerlik şubesine bildirmeden ayrıldığı durumlarda, ana, baba, kardeş ve sair akraba arasında öncelik sırası gözetilmeksizin herhangi birisine yapılacak tebligatın geçerli olduğu..." biçimindeki saptama, Askeri Yargıtayın bu konudaki yerleşik uygulamasını yansıtmaktadır.
Öte yandan; Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.11.1954 tarih ve 1954/2744-141 sayılı kararında: "Askerlik Kanununun 45'inci maddesi hükmüne göre köylerinde bulunmayıp da çağrılanların ana, baba, kardeş ve sair akrabalarından kim varsa kendilerine yapılacak tebligat kanuni manada muamelenin tamamlanması için kâti olup, bu şahıslara yapılan tebligattan sonra hizmete çağrılanların keyfiyetten haberdar olmaması keyfiyetinin suçun tekevvününde bir mazeret olarak ileri sürülemeyeceği kabulü yer almaktadır.
Diğer taraftan; 1111 sayılı Askerlik Kanununun 25'inci maddesinde değinilen "hısım" veya aynı kanunun 45'inci maddesinde temas edilen "akraba" kavramlarının askerlik mevzuatı açısından tanımı yasada yapılmamış olduğundan, bu konudaki genel hükümlerin dikkate alınmasında hukuki zorunluluk bulunmaktadır.
17.2.1926 tarih ve 743 sayılı "Türk Kanunu Medenisini" yürürlükten kaldırmış ve "hısımlık" konusunda aynı düzenlemeyi benimsemiş olan 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "Kan Hısımlığı" başlıklı 17'inci maddesi, "Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur. Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı, biri diğerinden gelmeyip de ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır." şeklinde olup, yansoy hısımlığının, belirli bir doğum sayısıyla sınırlı olduğuna dair herhangi bir düzenlemeyi içermemektedir.
İnceleme konusu dosyada; sanığın İkametgâh adresini askerlik şubesine bildirmediği ve son yoklama çağrı pusulasının sanığın askerlik şubesi tarafından bilinen adresinde bir akrabasına tebliğ edildiği açıktır. Sanık, bu kişinin akrabası olduğunu bildiğini beyan ettiğinden ve jandarma ve köy muhtarı tarafından düzenlenen tutanakta, sanık ile pusulayı alan kişi arasındaki akrabalık bağı ayrıntılı bir şekilde sergilenmiş olduğundan, akrabalık ilişkisinin tespitine dair herhangi bir eksik soruşturma bulunmadığı ortadadır.
Askerlik çağına girmiş yükümlülerin yoklama veya askere sevk için çağrılmaları konusunda, 1111 sayılı Askerlik Kanununa, tebligat hükümleri dışında bir düzenleme getiren kanun koyucu, sanığın adresinde bulunmadığı durumlarda, sıra gözetmeksizin ve başka bir koşul aramaksızın, herhangi bir akrabaya yapılan tebligatın geçerli olmasını öngörmüştür. Bu farklılığın sebebi, askerlik hizmetinin herkesçe bilinen ve yasayla düzenlenmiş muayyen bir yaşta yapılması ve Türk toplumunda askerlik hizmetine atfedilen önemdir. Yirmi yaşına gelen her erkek Türk vatandaşının askerlik hizmetine gideceğini bildiği hususu, Türk toplumunun bir gerçeğidir. Ayrıca, vatan savunmasında herhangi bir zafiyet oluşmaması için, askere celp ve sevk işlemlerinin zamanından ve sistemli bir biçimde yapılması gerektiği aşikârdır. Bu nedenlerle, yasa koyucu, askerlik çağına giren yükümlülerin yoklama ve sevk işlemlerine esas olmak üzere yapılacak tebligatlarda "muhatabın bilgi sahibi olması gerektiği" kabulünden hareket etmiş ve ayrıntılı bir düzenlemeye gitmemiştir. Nitekim TRT Kurumu tarafından yapılan duyuruların tebliğ mahiyetinde olduklarına ilişkin 1076 sayılı Kanunun Ek-6'ncı maddesi bu prensip çerçevesinde yasalaştırılmıştır.
Bu itibarla; 1111 sayılı Askerlik Kanununun 25'inci maddesinde "hısım" tabiri kullanılmış ve bu kavramın belirli bir hısımlık türünü veya doğum sayısını kapsadığına dair sınırlama getirilmemiş olduğundan, sanığın sekizinci derecede kan hısımı olan akrabasına yapılan tebligatın geçerli olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, yukarıda açıklandığı üzere, son yoklama pusulasını alan kişinin sanığı tebligat hususunda haberdar etmemiş olmasının herhangi bir hukuki sonucunun bulunmadığı da açıktır,
Bu nedenlerle; Başsavcılığın isabetli görülen itirazının kabulü ile yerinde bulunmayan Daire kararının kaldırılıp, temyiz incelemesine devam olunmak üzere dava dosyasının dairesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy