(353 S. K. m. 146)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıkların konusu,
1) İstinabe mahkemesince sanıkların yüzlerine karşı iddianamenin okunmasının ardından, hüküm mahkemesince (sanıkların yokluğunda icra edilen duruşmalarda) iddianamenin okunmamış olmasının alenilik ilkesinin ihlâline sebebiyet verip vermediği,
2) Sanıkların istinabe zaptında yer alan kimlik bilgilerinin dosyada bulunan resmi kimlik bilgileri ile uyumlu olup olmadığına ilişkin askeri mahkemece yapılacak tespitin duruşma zaptına yazılmasının gerekip gerekmediği,
3) Hazırlıkta ifadeleri tespit edilmekle birlikte, son soruşturma süresince dinlenilmemiş bir kısım tanık beyanlarının hükme esas alınıp alınmadığı ve hükme esas alınabilmesi için, bunların ayrıca son soruşturmada dinlenmesine gerek olup olmadığı noktasındadır.
Sanıklar M.K., C.Ö. ve İ.D.'nin sorgu ve savunmasının tespiti için istinabe olunan, Ulubey Asliye Ceza Mahkemesinde kimliklerinin tespitinden sonra iddianamenin okunarak, sanıkların sorgu ve savunmalarını yapmasına imkân sağlandığı, istinabe duruşma tutanağı kendisine ulaşan askeri mahkemenin de, her üç sanığın duruşmadan vareste tutulmasına karar verdiği ve iddianameyi okumaksızın yargılamaya devamla hüküm kurduğu anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesi: "Duruşmaya sanık, müdafii, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır.
Bu işlemden sonra, tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılırlar. Sanığın kimliği tespit edilir, hüviyetini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı hüviyetinin tutanağa geçirilmesi ile yetinilir. Kimlik tespitinden sonra askeri savcı; suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir. Bundan sonra 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır." biçimindedir.
Bu maddede yer alan, "Askeri savcının iddianameyi özetleyerek okuyabileceğine" ilişkin ibarenin yanlış anlamaya yol açabileceği ve "Askeri savcının dilerse okumayabileceği" sonucunun çıkarılmasına elverişli bir cümlenin kullanıldığı görülmektedir. Yasa koyucunun amacının ve maddedeki bu düzenlemenin neyi öngördüğünün belirlenebilmesi için, madde gerekçeleri, maddede yapılan yasal değişiklikler ile CMUK'un ilgili hükümlerinin gözden geçirilmesi faydalı olacaktır.
26.10.1963 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunundan önce uygulanan 22.5.1930 tarih ve 1631 sayılı Askeri Muhakeme Usulü Kanunun 169'uncu maddesi: "1. Duruşmaya maznun ve müdafi ve şahitler ve ehlihibrenin yoklaması ile başlanır.
2. Çağrılanlar geldikten sonra, reis duruşmaya memur hâkimlerin isimlerini bildirir. Maznuna 65'inci maddenin birinci fıkrasının hükümlerini ihtar eder.
3. Yukarıdaki merasim yapıldıktan sonra, reis sahilleri duruşma salonundan dışarıya çıkarır. Müteakiben duruşmaya başlanır. Maznunun hüviyeti sorulur. İddianame müddeiumumi vazifesini gören askeri adli hâkim veya adli subay tarafından okunur. Bundan sonra 102'nci madde mucibince sorguya çekilir." şeklinde olup;
4.4.1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 236'ncı maddesinin: "Duruşmaya şahitler ve ehlihibrenin yoklaması ile başlanır.
Bundan sonra maznunun, şahıs ve hüviyeti tespit olunur. Bunu müteakip son tahkikatın açılmasına dair olan karar okutturulur ve 135'inci madde mucibince maznun sorguya çekilir.
Kararın okunması ve maznunun sorguya çekilmesi şahitler hazır bulunmaksızın yapılır." biçimindeki düzenlemesine paralel hükümler içermekteydi.
CMUK'un 236'ncı maddesinde, 8.6.1936 tarih ve 3006 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve ikinci fıkranın ikinci cümlesi: "Bunu müteakip, ilk tahkikat yapılmış olan işlerde son tahkikatın açılmasına dair olan karar ve yapılmamış olan işlerde iddianame okutturulur ve 135'inci madde mucibince maznun sorguya çekilir." hâlini almıştır.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesinin gerekçesinde, bu maddenin 1631 sayılı Kanunun 169'uncu maddesinin mütenazırı olduğu belirtilmiş ve madde: "Duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır. Daha sonra sanığa, mahkeme kurulu tanıtılıp davaya bakmalarına engel hâlleri hakkında bir istemi bulunup bulunmadığını sorar.
Bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılır. Sanığın kimliği tespit edildikten sonra askeri savcı tarafından iddianame okunur. Bundan sonra 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır." şeklinde düzenlenmiştir.
21.6.1972 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, 1596 sayılı Kanun ile 353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve nihayet 11.8.1983 tarih ve 2875 sayılı Kanunla getirilen değişiklik ile madde son şeklini almıştır.
2875 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacı, "kimliklerini açıklamaktan kaçınan sanıkların dosyada kayıtlı kimliklerinin tespiti ile yetinilmesine ve çok sanıklı davalarda geniş kapsamlı olarak hazırlanan iddianamelerin okunması çok zaman aldığından, bunların askeri savcılar tarafından özetlenerek okunmasına imkân tanınmasıdır."
21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanun ile CMUK'un 236'ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, ilk tahkikat aşamasının kaldırılması nedeniyle; "Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tespit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135'inci maddeye göre sanık sorguya çekilir.
İddianamenin okunması ve sanığın sorguya çekilmesi tanıklar hazır bulunmaksızın yapılır." seklinde değiştirilmiştir.
Görüleceği üzere, gerek CMUK ve gerekse 353 sayılı Kanunun benimsediği prensip, ceza yargılamasının yerleşik ilkelerine uygun olarak "iddianamenin mutlak surette okunmasıdır." CMUK iddianameyi kimin okuyacağını açıkça göstermemiş iken; 353 sayılı Kanun, 1631 sayılı Kanunun uygulamasını devam ettirmiş ve iddianameyi askeri savcının okuyacağını hükme bağlamıştır.
1980 yılı sonrasındaki sıkıyönetim davaları nedeniyle artan iş hacmi ve davaların niteliği göz önüne alınarak, 1983 yılında 353 sayılı Kanunda değişiklik yapılıp, askeri savcının iddianameyi özetlemek suretiyle okumasına imkân tanınmıştır.
Bu nedenlerle, 353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesindeki düzenlemenin, iddianamenin (özetlenerek veya tamamen) duruşmada okunmasını öngördüğü hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay ve Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamaları bu doğrultudadır.
Diğer taraftan 1.6.2005 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın Duruşmanın başlaması başlığını taşıyan 191'inci maddesinde
"1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanılır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.
2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.
3) Duruşmada sırasıyla;
a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
b) İddianame veya iddianame yerine geçen belgeler okunur,
c) Sanığa yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmasının kanuni hakkı olduğu ve 147'nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir.
d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır..." şeklinde ve esas itibarı ile 1412 sayılı CMUK'un belirlediği usul ve esaslarla paralellik gösteren bir düzenlemeye ver verilmiştir.
Mevzuat hükümlerinin bu şekilde açıklanmasının ardından, uyuşmazlık konusunun irdelenmesine geçilmiştir.
Ceza yargılamasında son soruşturmanın önemli özellikleri arasında, "sözlülük, yüze karşılık ve alenilik" ile birlikte "bağlılık" da bulunmaktadır. Bağlılık; yargılama, iddia ve savunma makamlarını teşkil eden bireylerin yargılama süresince değişmemesini, aynı mekânda ve kesintisiz olarak yargılama yapılarak hüküm kurulmasını öngörür. Yargılama makamını oluşturan hâkim veya hâkimlerin, duruşmada edinecekleri vicdani kanaate göre hüküm kuracakları dikkate alındığında, "bağlılık" ilkesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Ancak, bazı fiili zorunluluklar nedeniyle ve esasen çok istisnai olarak, kimi muhakeme işlemlerinin yetki devri (niyabet, İstinabe) suretiyle yaptırılmasına olanak tanınmıştır. İstinabe olunan mahkeme, talimatta yazılan hususlar çerçevesinde istenileni yapmakla yükümlüdür. İstinabe mahkemesinde icra edilen yargılama faaliyeti, istinabe olunan mahkemenin tabi olduğu usul hükümlerine göre icra edilecek ve düzenlenen tutanak esas yargılamayı yürüten mahkemeye gönderilecektir. Bu tutanak duruşmada okunmak suretiyle, tarafların ve kamunun bilgi sahibi olmaları sağlanacak ve tarafların beyanları alınıp, duruşmanın vazgeçilmez unsurlarından olan "çelişme" temin edilecektir.
353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesi, sanığın sorgusunun istinabe suretiyle yapılmasına imkân tanımış, ancak bu hâlde, hüküm mahkemesinde duruşma usulünün esaslı prensiplerine uyutmayacağına dair istisnai bir hüküm getirmemiştir. İstinabe mahkemesinde icra edilen duruşma, verilen yetkiye dayanılarak, sadece sorgunun tespiti maksadıyla yapılmaktadır. Sorgunun usulünü düzenleyen hükümlerin gereğinin yapılıp istinabe duruşmasında iddianamenin okunmuş olması, asıl yargılamayı yürüten askeri mahkemede duruşmanın esaslı kurallarına uyulmamasını ve iddianamenin okunmamasını gerektirmez. Devredilen yetki sorgu tespiti bakımından olup, asıl yargılamanın başlatılmasını, yani iddianamenin okunmasını da kapsamamaktadır. Aksi hâlde, 353 sayılı Kanunun 32'nci maddesi uyarınca iddianamenin okunmasından önce, öne sürülmesi gereken yetkisizlik itirazı hiçbir hâlde zamanında bildirilmeyecek ve yetkisizlik kararı vermek mümkün olmayacaktır. Nitekim "Eğer dinlenme tutanağı, sanığın, mahkemenin yetkisizlik iddiasını ihtiva ediyorsa, başkan bu iddiayı son tahkikatın açılması kararının veya iddianamenin okunmasından evvel mahkemeye bildirmelidir." (M.ÇAĞLAYAN, CMUK, 1968, sayfa 283) şeklindeki saptama, iddianamenin asıl yargılamayı yürüten mahkemede okunması gerektiğine işaret etmektedir.
Yargılamanın açıklığı olarak bilinen bu ilkenin amacı, adaletin gizli kapaklı olarak dağıtılmasının önlenmesidir (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7.B, s. 722). Bu şekilde hukuk güvencesi sağlandığı gibi, toplumun haber alma hakkı da gerçekleştirilmektedir (Tosun, Türk Suç Muhakemesi Hukuku. C.İI. s. 150). Bu ilkenin doğal bir uzantısı ise, duruşmaya gelenlerin yargılama hakkında bilgi sahibi olmalarının sağlanmasıdır. Bunun için de, yargılamaya başlanmadan önce iddianamenin okunması zorunludur (Kunter, s. 734). Duruşmanın talik edildiği hâllerde önceki tutanakların okunmasının amacı da, hâkime olayın hatırlatılmasının yanı sıra, dinleyicilere önceki safahat ile bilgi verilmesidir. Yargılama usulü bakımından duruşmanın açıklığı ilkesi ile bunun doğal sonucu olan dinleyicilerin bilgilendirilmesi hakkına verilen önem nedeniyle, sanığın olmadığı hâllerde bile tanık ifadelerinin, yazılı belgelerin, raporların okunması zorunlu tutulmuştur.
Bu nedenle iddianamenin istinabe olunan mahkemede okunması yargılamayı yürüten mahkeme bakımından aleniydi sağlamaz. Diğer bir deyişle, istinabe mahkemesinde iddianamenin okunması ile kamunun isnadı öğrenme hakkı ile ilgili bulunan aleniyet ilkesine uygun davranıldığı söylenemez.
Diğer taraftan, istinabe duruşma tutanağının, ancak duruşmada okunması hâlinde, yargılama faaliyeti bakımından bir değer ifade etmeye başladığı göz ardı edilmemelidir. Yasa koyucu bunu özellikle öngörmüş ve sorgu tutanağının duruşmada okunmasını emretmiştir. Dolayısıyla, ancak duruşmada okunmak suretiyle yargılama faaliyetinin bir parçası olabilen sorgu tutanağının, sadece devredilen yetki konusunu ihtiva ettiği, yalnızca bu konu yönünden asıl mahkemede kıymet göreceği ve iddianamenin okunmuş sayılmasını gerektirmeyeceği kabul olunmalıdır.
Öte yandan; Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere, iddianamenin duruşmada okunması "aleniyet" ilkesinin bir gereğidir. Aleniyet ilkesi, kamunun ve tarafların her türlü yargılama faaliyetinden haberdar olmasını veya haberdar olma imkânına sahip olmalarını öngörür. 353 sayılı Kanun, duruşmada sorguya ait tutanağın, sübut sebepleri olarak kullanılabilecek belgelerin, tanık ve bilirkişi beyanlarının okunmasını emretmek suretiyle, aleniyet ilkesinin gereklerini bir başka yönüyle de yerine getirmeye çalışmıştır. Ceza yargılamasını başlatan esaslı bir belge veya karar olması sebebiyle, iddianamenin duruşmada okunmasının aleniyet ilkesi yönünden önemi aşikârdır. İstinabe mahkemesinde, sadece sanığa isnat edilen eylem ve suçun bildirilmesi bakımından iddianamenin okunması ile, asıl yargılamanın yapılacağı mahkemede (hüküm mahkemesi), duruşma merasimini başlatacak nitelikte iddianamenin okunması arasında büyük fark bulunduğu gibi, duruşmada delil ikame edip görüş ve iddia bildirerek savunma yapacak taraflar ile, duruşmada yaşanan tüm hadiselere göre vicdani kanaatini oluşturup, hüküm verecek olan yargılama makamı açısından da iddianamenin okunması büyük önem ve anlam taşımaktadır.
Doğrudan kamu düzenini ilgilendiren bu kuralın ihlâlinin, ASMKYUK'nın 207/3-F maddesi gereğince mutlak bozma nedeni teşkil ettiği sonucuna varılarak, direnilmek suretiyle tesis edilen beraat hükümlerinin öncelikle bu nedenden dolayı bozulmasına karar verilmiştir.
Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun benzer incelemeler sonunda verdiği 15.11.2001 gün ve 2001/103-103; 6.5.2004 gün ve 2004/81-74 ve 1.7.2004 gün ve 2004/121-108 E.K. 17.3.2005 gün ve 2005/30-28 E.K. sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Diğer yandan; askeri mahkemenin sanıkların sorgu ve savunmalarının tespit edildiği, 2.1.2004 tarihine ait istinabe talimat tutanağında yer alan kimlik bilgilerinin, dosyada yer alan resmi nüfus kayıtları ile uyumlu olup olmadığını kontrol etme şeklindeki usuli yükümlülüğünü yerine getirdiğine yönelik (dosyada yer alan duruşma tutanaklarında) herhangi bir bilgi veya açıklama yer almamaktadır.
Duruşma tutanağına bu işlemin yapıldığının yazılmasına gerek olmadığına ilişkin direnme gerekçesi ise, 353 sayılı ASMYUK'nın "Tutanağın İspat Kuvveti" başlığını taşıyan ve duruşmanın nasıl yapılacağı hakkındaki kanuni kurallara uyulup uyulmadığının, ancak tutanakla ispat olunabileceğini öngören 179'uncu maddesinin amir hükmü karşısında kabule değer görülmemiştir.
Ayrıca, askeri mahkemece yazılan her iki gerekçeli kararın "Sözlü Deliller" başlığını taşıyan kısmında isimleri yazılı olan ve sadece hazırlıkta dinlenilen B.Ö., E.E., T.D. ve O.Y.'nin, bu açıklamalarının delil olarak gösterilmesi 353 sayılı ASMKYUK'nın 163'üncü maddesine aykırı düşmektedir. Askeri mahkeme; sözlü delil değeri taşıdığını belirtmesine karşın, son soruşturma sürecinde dinlemediği bu tanıkların beyanlarına itibar edip etmediğini, etmemiş ise sebebini Dairece bozulan mahkûmiyet hükmünde hiçbir şekilde açıklamamıştır.
Tüm bu nedenlerden dolayı direnmeye ilişkin beraat hükümlerinin usul yönünden bozulmalarına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy