(1632 S. K. m. 130)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; sanığın sabit görülen eyleminin üste fiilen taarruz suçundan ayrı olarak, askeri eşyanın özürsüz harap olmasına sebebiyet vermek suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Gaziantep 2.Mknz.P.Tb.K.'lığı emrinde askerlik hizmetini sürdüren sanığın, 14.3.2002 günü saat 02.00-04.00 saatleri arası çevre emniyet nöbetine gitmek üzere hazırlanırken, devriye onbaşısı P.Onb.S.S. ile tartıştığı, eline aldığı sopayla onbaşıya vurmak isterken, onbaşının kendisini korumak için bir başkasının silâhını (G-3 Piyade tüfeği) yukarıya doğru kaldırdığı, sopanın çarpması neticesinde yere düşen silâhın dipçik kısmından kırıldığı ve 13.700.000 TL'lik Hazine zararının oluştuğu sabit olup, esasen bu konuda Daire ile askeri mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamakladır.
İnceleme konusu eylem bütünü içerisinde sanığın öncelikli kastının, münakaşa hâlinde olduğu P.Onb. S.S.'ye karşı üste fiilen taarruzda bulunmak suretiyle bu kişide cismani bir eza yaratmaya yönelik olduğu açıktır. Ancak, belli bir şuur ve irade dâhilinde icra hareketlerine başlayan sanığın, elinde bulunan sopayı mağdur P.Onb. S.S.'nin üzerine doğru savurduğu esnada bu darbeden korunmak isteyen mağdurun elinde bulunan G-3 piyade tüfeğini başının üstüne kaldırmasının ve isabet eden sopa darbesi ile tüfeğin hasara uğramasının, sanığın öngörü ve sorumluluk sınırları içerisinde kalıp kalmayacağının da ceza hukukunun konuyla ilgili genel esasları dâhilinde irdelenmesi gerekmektedir.
Ceza hukukunun benimsediği genel suç teorisi içerisinde, suçun maddi unsurunun, hareket, sonuç ve bu ikisini birbirine bağlayan nedensellik olmak üzere 3 alt unsurdan oluştuğu, suçun manevi unsurunun ise, meydana gelen kanuni ihlâlin bilinmesi (veya önceden bilinebilir olması) ve istenmesinden ibaret olduğu kabul edilmiştir. ASCK'nın 130'uncu maddesinde düzenlenen, askeri eşyanın kasten tahrip edilmesi veya özürsüz harap olmasına sebebiyet verilmesi suçunun oluşabilmesi için, kanuni tarifte belirtilen objektif nitelikteki değişimlerin (tahrip edilme veya harap olma) bahse konu askeri malzeme üzerinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Sanığın, askeri eşya niteliğindeki silâhı kasten tahrip etme yönünde doğrudan bir kast ve niyet taşımamasından dolayı askeri eşyayı kasten tahrip suçundan bahsedilemez.
Ancak, askeri eşyanın özürsüz harap olmasına sebebiyet vermek suçu yönünden ise, eylemin maddi unsurunu ilgilendiren bu oluşumların atılı suçu oluşturabilmesi için, failin meydana gelen zarara neden olma açısından da bir kusurunun (özrünün) bulunması zorunludur.
Suçun manevi unsuru niteliğindeki bu durumun takdir ve tespitinin ise, dava dosyasındaki yazılı ve sözlü delilleri, iddia ve savunma makamlarının konuyla ilgili açıklamaları doğrultusunda irdeleyip, vicdani delil sisteminin gerekleri doğrultusunda yorum ve değerlendirmeye tâbi tutan hüküm mahkemesine ait olduğu ortadadır.
Eylemin dava dosyasına yansıyan işleniş biçiminden de anlaşılacağı üzere, ne üste fiilen taarruz eyleminin icra hareketlerine başlamadan önce, ne de üste fiilen taarruz suçunu işlediği esnada sanıkta söz konusu G-3 piyade tüfeğinin hasara uğratılması konusunda herhangi bir şuur, istem veya irade bulunmamaktadır.
Esasen, sanığın üstüne cismani eza verme amacıyla gerçekleştirdiği hareketinin başka bir ihlâl veya sonuçlara yol açabileceği hususu, objektif koşullar dâhilinde yapılacak bir değerlendirmeyle önceden bilinebilecek bir nitelik ve özelliğe sahipte değildir.
Bu itibarla; sanık Ter.P.I-r B.ö.'nün, mağdur P.Onb. S.S.'ye elinde bulunan sopa ile saldırması şeklindeki hareketinin üste fiilen taarruz suçunun icra hareketi niteliğinde olduğunu, mağdurun sanığın bu hareketinden korunmak amacıyla elinde bulunan tüfeği başına getirmesinin ve hemen ardından da tüfeğin sanığın sopa darbesi sonucu kırılmasının, sanığın irade ve öngörü sınırları dışında gerçekleştiğini kabul eden hüküm mahkemesinin, eylemin bu doğrultudaki işleniş biçiminin ASCK' nın 130'uncu maddesinin belirlediği anlamda, sanık açısından bir kusurluluk hâli oluşturmadığı sonucuna varmasında ve buna bağlı olarak da yasal unsurları itibarıyla oluşmayan suç hakkında beraat kararı vermesinde, sonuç olarak kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik görülmemiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy