(1632 S. K. m. 132)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; sanığın üç ayrı mağdura karşı işlediği iddia olunan arkadaşının bir şeyini çalmak suçlarının sübuta erip ermediği noktasındadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın görüşülmesine geçilmeden önce, sanığın iddianame kapsamındaki sorgu ve savunmasının usulüne uygun biçimde tespit edilip edilmediğinin incelenmesine geçilmiştir.
Askeri mahkeme; 3.7.2002 tarihinde Kiraz-Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazarak, CMUK'un 210, 221/3 ve 353 sayılı ASMKYUK'nın 120 ve 130/3'üncü maddelerinden kaynaklanan yasal haklarının hatırlatılmasının ardından sanığın iddianame kapsamındaki sorgu ve savunmasının tespitini istemiştir. Kiraz Asliye Ceza Mahkemesinin ise, 16.9.2002 tarihinde terhisli sanık E.S.'nin katılımıyla icra edilen istinabe sorgusunda, talimatla belirtilen savunma hakkının kullanımı ile ilgili yasal bekleme sürelerini sanığa hatırlattığı, sanık E.S.'nin ise haklarını anladığını, savunmasını yapacağını ve askeri mahkemede yapılacak duruşmalardan vareste tutulmak islediğini ifade ettiği görülmektedir, istinabe mahkemesinde sorgu ve savunması tespit edilen sanığın, savunma hakkının kısıtlanmasıyla ilgili olarak aşamalarda herhangi bir iddia ve itirazda da bulunmaması dikkate alınarak, 16.9.2002 tarihli istinabe sorgusunda kendisine ayrıntıları ile açıklanan (sorgu ve savunmaya ilişkin) yasal bekleme süreleriyle ilgili haklarını kullanmaktan zımnen feragat ettiği, diğer bir deyişle savunmasını yapacağını söylemek suretiyle yasal bekleme süresini kullanmayacağını belirttiği, bu yönüyle de sanığın sorgu ve savunmasının tespitine ilişkin usulü işlemlerde bozmayı gerektirir bir husus bulunmadığı sonucuna varılmış ve dava dosyasının esasına yönelik incelemeye geçilmiştir.
Askeri mahkemece; birlik içerisindeki erbaş ve erlerin cüzdan ve paralarının çalınma olaylarının artması üzerine kendilerinden şüphelenilen erlerin takibe alındığı, aynı takımda görevli P.Er İ.D.'nin, sanığın son zamanlarda normalin üstünde harcama yaptığını ihbar etmesi üzerine, 21.2.2002 tarihinde koğuşta yapılan aramada sanığın üzerinde bir suç unsuruna rastlanmadığı, ancak sorulduğunda bir hafta kadar önce arkadaşı P.Er E.D.'nin içinde 80.000.000 TL bulunan boyunda taşınan cüzdanını çaldığını, paranın 20.000.000 TL'yi harcadığını, kalan 60.000.000 TL'yi depodaki çantasına sakladığını beyan ederek göstermesi üzerine, paranın sahibine iade edildiği, sanığın ayrıca bir ay kadar önce P.Er AK.'ye ait 10.000.000 TL ile Ulş.Er M.Y.'ye ait 10.000.000 TL'yi koğuştan çaldığını ve bu paraları harcadığını beyan ettiği, tanıklar P.Er A.K. ve P.Er M.Y.'nin ifadelerinden 16.12.2001 tarihinde koğuşta bulunan cüzdan ve paralarının çalındığının belirlendiği kabul edilerek mahkûmiyet yönünde hüküm verildiği görülmektedir.
Gerekçeli kararda da açıklandığı üzere, sanığa atılı eylemlerin sübuta erdiğinin kabulü, birlik komutanlığınca saptanan ifadesindeki ikrarı ile bu ikrarı doğrulayan bir kısım tanık beyanlarına dayanmaktadır.
Sanık; birlik komutanlığı taralından 21.1.2002 günü saat 9.15'de tespit olunan hazırlık ifadesinde, sırasıyla 16.12.2001 tarihinde kendisinden yastığının altındaki defteri getirmesini isteyen Ulş. Er M.Y.'nin defterinin içindeki 10.000.000 TL parayı alarak cebine koyduğunu, koğuştan çıkmak üzereyken iki ranzanın arasında duran 10.000.000 TL'yi da aldığını, 21.1.2002 günü P.Er A.D.'ye ait içinde 80.000.000 TL para bulunan cüzdanı yanına alarak eline geçirdiği paranın 20.000.000 TL. sini harcadığını, geri kalan 60.000.000 TL.lık kısmını da sivil eşya deposundaki valize sakladığını beyan etmiş iken, terhisini müteakiben istinabe mahkemesindeki sorgu ve savunmalarında, hazırlıktaki ifadelerinin ismini bilmediği bir uzman çavuş tarafından zorla ve tekme, tokat dövülerek alındığını, baskıya dayalı olarak alınan bu ifadelerin gerçeği yansıtmadığını, atılı suçları hiçbir şekilde işlemediğini ileri sürmüştür.
Sanık hakkındaki iddiaların başlangıcına dayanak olan 21.1.2002 tarihli olay tespit tutanağında, sanığın, E.D.'nin içinde 80.000.000 TL para bulunan cüzdanını bir hafta önce çaldığını beyan ettiğinin belirtildiği, bu tutanağın ise Nöbetçi Astsubay P.Uzm.Çvş. S.Ş., P.Çvş. M.Ş. ve sanık tarafından imzalandığı görülmektedir.
Tutanak mümzilerinden P.Çvş. M.Ş.; terhisini müteakiben istinabe mahkemesi tarafından tespit edilen yeminli ifadesinde, 21.1.2002 tarihinde sanığın üzerinde arama yapılmasına rağmen herhangi bir şey elde edilemediğini, Uzm.Çvş. S.Ş.'nin sıkıştırması üzerine sanığın eylemlerini ikrar ettiğini beyan etmiştir. Sanığın hazırlık ifadesini alan P.Astsb.Kd.Çvş. İ.T.; istinabe mahkemesi huzurunda verdiği yeminli ifadesinde, olay günü sanığı fazla harcamalarından şüphelenerek takibe aldıklarını, takım komutanı ve kendisi tarafından sıkıştırılması suretiyle suçunu itiraf ettiğini beyan etmiştir.
Mağdurlardan Ulş.Er M.Y.; hazırlık ve istinabe mahkemesi huzurunda tespit edilen yeminli ifadesinde, sanığın 16.12.2001 günü kendisine ait 10.000.000 TL parayı cüzdanının içinden aldığını beyan etmiş, A.K.. ise kendisine ait 10.000.000 TL'nin cüzdanının içinden çalındığını ileri sürmüştür. Mağdur olduğu iddia edilen tanıklara ait bu anlatımlarının, M.Y.'ye ait 10.000.000 TL yi yastık altından, A.K.'ya ait 10.000.000 TL parayı ise açıkta iki ranzanın arasından aldığına yönelik sanığın hazırlıktaki ikrarıyla uyum ve bütünlük göstermediği anlaşılmaktadır.
Keza, 21.1.2002 tarihli olay tespit tutanağında, sanığın E.D.'ye ait cüzdanı bu tarihten 1 hafta önce (yani 14.1.2002 günü) çaldığını ikrar ettiği belirtilmiş olmasına karşın, mağdur E.D., 21.1.2002 tarihinde (hazırlık ifadesinde saat 15.00'de, huzurda tespit edilen son soruşturma beyanında ise, saat 20.00 civarında) içinde 80.000.000.TL para bulunan cüzdanını çaldırdığını, bu paranın hazırlık ifadesine göre 60.000.000 TL son soruşturma beyanına göre ise, 70.000.000 TL'nin sanık tarafından kendisine iade edildiğini beyan etmiştir Yukarıda belirtilen tanık beyanlarından da açıkça anlaşılacağı üzere; sanığın isnat konusu 3 eylemi işlediğini gören herhangi bir görgü tanığı bulunmamaktadır. Askeri mahkemenin hükme esas aldığı hazırlıktaki ikrarı ise, son soruşturma sürecinde cebir ve tehdide dayalı olduğu belirtilerek sanık tarafından reddedilmiştir. Sanığın ikrarının hür İrade mahsulü olmadığına yönelik beyanları tutanak mümzi P.Çvş. M.Ş. ve sanığın hazırlık ifadesini alan P.Astsb.Çvş. İ.T.'nin ifadeleriyle de kısmen doğrulanmıştır.
Diğer yandan, sanığın hazırlıktaki ikrarının gerçeği yansıttığı, askeri savcı, askeri mahkeme veya istinabe mahkemesi huzurunda tespit edilen bir sorgu veya savunma ile de doğrulanmamıştır.
Oysa çağdaş ceza muhakemesinin amacı; uyuşmazlığa konu olan maddi gerçeğin adil yargılama kuralları çerçevesinde araştırılarak, sabit görülen ihlâllerin hukuki kalıplar içerisinde müeyyidelendirilmesinden ibarettir.
"Vicdani kanaat; maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili makamın muhakeme faaliyeti sonucunda aklını rehber yaparak ve hukukun çizdiği sınırlar içerisinde kalarak, maddi olayın oluş biçimine dair ulaştığı, kendi açısından şüpheye yer vermeyen bir kanaat olup maddi olayın ispat edilmesinin yetkili makam açısından bir ölçüsüdür." (Doç.Dr. Metin FEYZİOĞLU Ceza muhakemesinde vicdani kanaat sayfa 213)
Vicdani kanaate ulaşılması için ise şüphenin yenilmesi zorunludur. Bunda başarılı olunamaması hâlinde, şüpheden sanık yararlanacaktır. Vicdani ispat sisteminde mahkûmiyet kararı verilebilmesinin temel ölçütü, maddi gerçeğin belirlenmesi noktasında her türlü şüpheden arınmış vicdani kanaattir.
Bu zorunluluğun hukuki temelleri ise, Anayasamızın 38/4, 138/1; 1412 sayılı CMUK'un 254; 5271 sayılı CMK'nın 217 ve 353 sayılı ASMKYUK'nın 163 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5 ve 6/2'nci maddelerinde açıkça ifade edilmiştir.
İnceleme konusu olaya bu esaslar dâhilinde bakıldığında, gerek eylemin işlendiği iddia olunan tarihlerin ve gerekse bu eylemlerin işleniş biçimine ilişkin ayrıntıların, sanığın hazırlık ifadesi ve mağdurların ifadeleri ile oluş ve iddiaya uygun düşen kronolojik bir bütünlük göstermediği, sanığın isnat konusu eylemleri işlemediğini ilişkin son soruşturma beyanlarının aksinin her türlü şüpheden arınmış deliller marifetiyle ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; yukarıda açıklanan çelişki ve farklılıkların şüpheden sanık yararlanır kuralı kapsamında değerlendirilmesi ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin bozma ilâmının yasal ve isabetli olduğu sonucuna varıldığından, yerinde görülmeyen Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy