(765 S. K. m. 230, 240)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; memuriyet görevini kötüye kullanmak ve müteselsilen memuriyet görevini ihmal suçlarından sanık Dz.Alb. S.B.'nin sabit görülen eylemlerinin suç işleme kastı dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği noktasındadır.
1) Memuriyet Görevini Kötüye Kullanmak Suçu Yönünden Yapılan İnceleme:
31.8.2000-18.1.2001 tarihleri arasında Top ve Mühimmat Depolan Komutanı olarak görev yapan sanığın; 2000 yılı Ekim ayı içerisinde aynı birlikte marangoz olarak görevli sivil işçi R.D.'ye, birliğe ait kontrplak malzemeler kullanmak suretiyle imal ettirdiği bir adet dolabı, lojmanına götürdüğü ve banyosunda bir süre kullandığı, hazırlık soruşturmasının başladığı 18.4.2001 tarihinde bu dolabı birliğe getirip iade ettiği kabul edilerek, memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan dolayı mahkûmiyet kararı verildiği görülmektedir.
Sanık sorgu ve savunmalarında; Ekim 2000 ayı içerisinde bir kısım malzemeleri dışarıdan almak sureliyle, işçi R.D. vasıtasıyla lojmanında kullanmak üzere bir adet dolap yaptırdığım, bunu demirbaşa kayıt ettirmeyi düşündüğünü, ancak, ölçüsü ve kullanılan malzemenin kalitesinin yetersiz olması sebebiyle dolabı hiç kullanamadığını, 18.4.2001 tarihinde de dolabı birliğe iade ettiğini, dolapta Devlet malı olmayan, sivil gemilerin verdiği kontraplakların kullanıldığını, menteşe, çivi, düğme gibi malzemelerin tarafından satın alınarak marangozhaneye verildiğini, dolabın maddi olarak bir değerinin bulunmadığını ve suç işleme kastı ile hareket etmediğini beyan etmiştir.
Sanığın bu savunması, sivil işçi R.Dnin dolap yapımında kullanılan sunta ve kontraplâk malzemenin birlikle bulunan atıl ve başka türlü kullanımı mümkün olmayan malzemelerden oluşluğu yönündeki iradesiyle teyit edilmiştir.
Dolabın yapıldığı atölyenin müdürü Dz.Yzb. E.D.; aşamalarda vermiş olduğu yeminli ifadelerinde, sanığın lojmanında kullanılacak dolabın atıl ve kullanılmayan malzemelerden yapılması hususunda R.D.'ye emir verdiğini beyan etmiştir.
Tanık R.D.; huzurda vermiş olduğu yeminli ifadesinde, sanık S.B.'nin lojmanını kontrol etlikleri esnada, tüpün muhafazasını sağlayan banyo dolabının onarılamayacak kadar yıprandığını gördüğünü ve sanığın bu konuda kendisine herhangi bir emir vermeden Dz.Yzb. E.D.'ye giderek durumu anlattığım, gerekli müsaadeyi aldıktan sonra artık, kullanılmayan ve bir kısmı sanık tarafından piyasadan tedarik edilen malzemelerden yararlanarak imal etlikleri dolabı, sanığın lojmanına bıraktıklarını beyan etmiştir.
Sanığın sorgu ve savunması ile bu beyanı doğrular tarzdaki tanık ifadelerinin bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi sonucunda; askeri lojman statüsündeki ikametgâhında, kendisinden önce kullanılan ve yıpranmış olması sebebiyle onarılamayacak durumda bulunan dolabın yerine sivil işçi R.D.'nin önerisi ile başka bir dolap yapılmasına ve bunun lojmanına monte edilmesini sağlayan sanığın, mal edinme ya da göreve ilişkin yetkilerini kötüye kullanma şuur ve iradesiyle hareket etmediği değerlendirilmiş ve Devlet malı statüsündeki konulun maksadına uygun bir biçimde kullanım ve muhafazası amacıyla yapılan bu faaliyetin suç işleme kastıyla gerçekleştirilmediği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla; direnilmek suretiyle tesis edilen mahkûmiyet hükmünün sübut (esas) yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
2) Müteselsildi Memuriyet Görevini İhmal Etmek Suçu Yönünden Yapılan İnceleme:
Kışla kantin yundun kın ulunun 2000 yılı Aralık ayı içerisinde, seçimle oluşturulduğu, bu seçim sırasında birlik mal sorumlusu olan Devlet memuru H.G.B.nin, Yzb E.D'nin önerisi sunucu seçildiği kantin heyetinde, 2001 yılı Ocak ayının kışından itibaren görev yaptığı, yine bu kantin heyeti döneminde, kantinden istifade eden personelin veresiye alışveriş yapmasına izin verildiği, maddi vakıa olarak sabittir.
Askeri mahkeme, sabit görülen bu eylem nedeniyle sanığın müteselsilen memuriyet görevini ihmal suçunu işlediğini kabul etmiş ve mahkûmiyet kararı vermiştir.
Sanık sorgu ve savunmalarında; birliğinde görevli diğer iki subayın başka birliklere tayin olmaları nedeniyle geriye kalan tek subay olan Yzb. E.D.'nin kantin başkanı olacağının belli olması üzerine, bu kişinin Devlet memuru H.G.B.'yi aday göstererek seçilmesini sağladığını, 2000 yılında da büroda çalışan Devlet memuru M.Ç.'nin kantin heyetinde yer aldığını, bu nedenle Yzb. E.D.'nin, H.B.'yi aday gösterdiği kanaatine vardığını, H.G.B.'nin seçimden sonra yaklaşık olarak Nisan 2001 tarihine kadar herhangi bir itiraz ve müracaatta bulunmadan bu görevini sürdürdüğünü, Nisan 2001 ayının ortalarında kendisine müracaat ederek, hesap sorumlusu olarak görevlendirilmesinin uygun olmayacağını belirtmesi üzerine, kendisine değiştirileceğini, ancak kantin yönetim kurulu başkanı Dz.Yzb. E.D. vasıtasıyla yapacağı müracaatının kendisine iletilmesi gerektiğini söylediğini, H.G.B.'nin bu konudaki başvurusuna, Yzb. E.D. tarafından herhangi işlem yapılmadığını öğrenmesi üzerine, müracaatın akıbetini beklemeden bu kişiyi görevden aldığını beyan etmiştir.
Tanık H.G.B. yeminli ifadelerinde, birlik kantin heyetinde kimsenin çalışmak istememesinden dolayı gönüllü olmadığı hâlde, E.D. Yüzbaşının ısrarlı önerisiyle seçime girdiğini ve kasa sorumlusu olarak göreve başladığını beyan etmiştir.
Devlet memuru olarak birlik hesap sorumluluğu görevini yerine getiren, bu nedenle suç tarihinde yürürlükte olan Askeri Kantin Yönetmeliğinin 17'nci maddesi gereğince aday gösterilmemesi gereken H.G.B.'nin, kantin yönetim kuruluna Yzb. E.D. tarafından önerilerek seçildiği ve kasa sorumlusu olarak bir müddet görev yaptığı anlaşılmaktadır.
Suç tarihinde yürürlükte olan Askeri Kanun Yönetmeliğinin 17/4'üncü maddesi, aday gösterilmemesi gereken kişilerin tespiti bakımından, kışla komutanlarına adaylar hakkında gerekli araştırmayı yapma mükellefiyeti getirdiği ve sanığın da bu hususta gerekli araştırmayı yapmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ancak, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 230'uncu maddesinde yer alan memuriyet görevini ihmal suçunun oluşabilmesi için, memur statüsündeki failin, yasa ve yönetmelikler gereği yapmak zorunda olduğu işi yapmaması veya bu görevi yasa ve yönetmeliklere uygun olarak yapmaması yahut yasalarca belirlenmiş zamanda veya makul bir süre içinde yerine getirmemesi ya da üstün yasaya göre verdiği buyrukları geçerli bir neden olmaksızın yapmaması, tüm bunların yanında failin zamanında yerine getirilmesi gerektiğini bilmesine rağmen, bu işi bilerek ve isteyerek savsaması gerekmektedir.
Somut olayda, De.Me. H.G.B.'nin, kantin yönetim kuruluna sanık tarafından aday gösterilmediği, Yzb. E.D. tarafından kantin yönetim kuruluna önerilerek seçilmesini takiben kasa sorumlusu olarak görevlendirildiği, aksi kanıtlanmayan sanık savunmalarına göre de, kantin başkanının bu kişinin kantin yönetim kurulundaki görevinden alınması hususunda herhangi bir başvurusunun da bulunmadığı, bir önceki kantin yönetim kurulunda da başka bir Devlet memurunun görevlendirilmiş olması nedeniyle, sanığın ilk nazarda adı geçenin kantin yönetim kurulunda görevlendirilmesinde, hukuki ve idari açıdan herhangi bir sakınca görmediği, bu cereyan tarzı itibarıyla da; sanıkta memuriyet görevini ihmal etmek yönünde şuur ve irade bulunmadığı anlaşıldığından, aksi yönde değerlendirmeler içeren mahkûmiyet hükmünde hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer yandan, suç tarihinde yürürlükle bulunan Askeri Kantin Yönetmeliğinin 28'inci maddesi, askeri kantinlerde mal satışının nakit veya kredi kartı ile yapılabileceğini, veresiye yöntemiyle satış yapılamayacağını öngörmektedir. Ancak, sanığın aşamalardaki savunmaları, Kantin Başkanı Yzb. E.D.'nin duruşma sırasındaki yeminli beyanı, kantin satış reyonunda görevli tanık Er K.I'nın yeminli ifadesi ve C.B., İ.K. ve N.Ç.'nin beyanları ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, kantinde veresiye satışın sanıktan önceki kışla komutanı Bnb.O.G. zamanında da mevcut olduğu ve esasen kantin heyetinin yönlendirmesi sonucunda, eskiden beri devam eden bu uygulamanın herhangi bir mahsur içermediği yönünde sanıkta belirli bir inanç ve düşüncenin oluştuğu, görevde bulunan kantin yönetimince de, veresiye satışı önleyici herhangi bir tedbirin alınmamasından dolayı, kantinde bir müddet daha veresiye satış uygulamasına devam edildiği değerlendirilmiş ve sanığın bu eylem bütünü itibarıyla da memuriyet görevini ihmal kastı ile hareket etmediği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla; manevi unsurları itibarıyla oluşmayan müsnet suçlardan dolayı verilen mahkûmiyete ilişkin direnme hükümlerinin sübut (esas) yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy