(353 S. K. m. 173)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığın araç komutanına sarf ettiği kabul olunan "kapa çeneni fazla konuşma" sözünün "görevli memura hakaret" suçuna vücut verip vermediği noktasındadır.
Kurulumuzca uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, askeri mahkemenin mahkûmiyet kararını gerektiği gibi gerekçelendirip gerekçelendirmediği hususu tartışılmıştır.
Gerekçeli hükmün ilk bölümünde iddia ile sorgu ve savunmanın özetlendiği, "sözlü deliller" bölümünde tanıkların ifadelerinin aktarılıp devamında yazılı delillerin sayıldığı, sonrasında "deliller ve değerlendirmesi" başlıklı kısımda: "İddia savunma, tanık beyanları ve dosyada mevcut tüm yazılı deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanık De.Me. Ö.K.'nın 8.10.2002 tarihinde servis aracı içerisinde Dz.Ord.Atğm. E.E.'ye hitaben sen sus konuşma kapat çeneni demek suretiyle görevli memura hakaret suçunu işlediği sabit görüldüğünden" denilerek, sanığın eyleminin ve suçunun belirtildiği ve uygulama gerekçelerinin gösterildiği, "sözlü deliller" bölümünde ifadeleri özetlenmiş olan tanıklardan C.G., İ.G. ve H.Z.'nin beyanlarının askeri mahkemenin kabulünü desteklediği, ancak tanıklar Ş.E. ve A.A.'nın ifadelerinin aksi yönde oldukları, tanık S.A.'nın ise olay gününe ilişkin tanıklığının bulunmadığı, mağdur E.E.'nin ifadesine gerekçeli hükmün hiçbir bölümünde yer verilmediği, sanığın sorgusu, mağdur beyanı ile tanıkların ifadelerinin iddia konusu eylem bakımından örtüşmemesine karşın, askeri mahkemece herhangi bir delil değerlendirmesi yapılmadığı, hangi tanığın hangi beyanının ne sebeple üstün tutulup sanığın savunmasına ne sebeple itibar olunmadığının ortaya konulmadığı, sübut sebeplerinin somut olarak sergilenmediği, özellikle sanığa isnat olunan suçun niteliğine nazaran, olayın gelişiminin ve sanığı suça iten etkenlerin hukuki açıdan önemi bulunmasına rağmen, bu konuya da açıklık getirilmediği ve sadece sanığın eyleminin ve suçunun belirtilmesiyle yetinildiği görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 173/1 'inci maddesi: "Sanık mahkûm olursa, hükmün gerekçesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vak'alar gösterilir. Eğer delil başka vak'alardan çıkarılmış ise bunlar da hükümde gösterilir" şeklindedir.
Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamasında kabul gördüğü üzere; dava dosyasındaki delillerin özetlenmesi veya sıralanması yeterli olmayıp, sübuta ve uygulamaya dayanak teşkil eden delillerin açıkça gösterilerek, deliller arasında çelişkiler ve farklılıklar bulunduğu takdirde, hangi delile ne sebeple itibar olunduğunun makul bir şekilde izah edilmesi gereklidir. Bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesini, tarafların ikna olmalarını, temyiz denetiminin kolaylaşmasını, yargılama makamının güvenilirliğini ve özellikle "adil yargılanma ilkesinin" gerçekleşmesini sağlayacağı aşikârdır. Kaldı ki, 353 sayılı Kanunun 207/G maddesine göre, "hükmün gerekçeden yoksun olması" kanuna mutlak aykırılık hâllerindendir.
İnceleme konusu dosyada, yukarıda açıklanan şekilde delil değerlendirmesi içeren bir gerekçeli hükmün bulunmadığı açıktır. Usul Yasasının öngördüğü nitelikle gerekçe gösterilmemiş olduğundan, mahkûmiyet hükmünün esas yönünden incelenmesine geçilmesi mümkün değildir.
Bu itibarla; Başsavcılığın itirazına atfen, mahkûmiyet hükmünün "gerekçesizlik" yönünden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy