(5237 S.K. m. 257)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu;
1) Sanıklardan Em.Dz.Kd.Yzb. M.Y.'ye isnat olunan memuriyet görevini ihmal suçunun sübuta erip ermediği,
2) Sanık Em.Dz.Astsb.Bçvş. İ.K. hakkında, mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçuyla ilgili askeri mahkemece gösterilen teşdit gerekçelerinin isabetli olup olmadığı noktasındadır.
1) Müteveffanın babası C.C. ve vekilinin sanıklarla ilgili hükümleri temyiz etme hakkına sahip olup olmadıkları konusunda yapılan inceleme:
Silâhlı üste fiilen taarruz sonucu, amiri durumundaki Dz.Astsb. A.C.'yi öldürmek suçundan dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve bu cezası Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 11.5.2004 gün ve 2004/108-514 E.K. sayılı ilâmı ile onanmak suretiyle kesinleşen hükümlü Dz.Er M.B. hakkındaki kamu davasına, müteveffa A.C.'nin babası C.C, suçtan zarar gören kişi sıfatıyla müdahil olarak katılmıştır.
Sanık M.Y.'ye isnat olunan ve askeri mahkemece de sübut bulduğu kabul edilen eylem bütünü; birlik komutanı olmasına rağmen nöbet hizmetlerine gerekli özen ve itinayı göstermemesi, er ve erbaşları nasıl nöbet tutacakları konusunda eğitmemesi ve eğitilmelerini sağlamaması, koğuştaki silâhlıktan nöbet görevlileri haricinde ilgililere nasıl silâh verileceği konusunu düzenlememesi, silâh ve cephanenin teslimi ile ilgili kayıtların tutulmasını sağlamaması ve bu konudaki zafiyetleri ortadan kaldıracak tedbirleri almaması şeklinde belirtilmiş iken,
Diğer sanık Em.Astsb.Bçvş. İ.K.'nın iddianameye konu edilen eylemi ise, nöbetçi astsubaylığı görevlerinin gereğini nöbetçi çavuşlara bırakmak, nöbet mahalline gitmeyerek kilit altında bulundurulması gereken dolu şarjörlerin rasgele bırakılması sonucunda, sanık M.B.'nin bir adet dolu şarjörü gizlice almasına ve eylemde kullanmasına neden olmak şeklinde gösterilmiştir.
Birbirinden farklı fikirler ileri sürülmesine karşın, doktrinde ağırlıklı olarak benimsenen görüş, suçun işlenmesiyle meşru bir hakkı ihlâl edilen kimsenin suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesidir. İşlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının ise, bu hakka yönelik olması gerektiği de ayrıca vurgulanmıştır.
"...Suçtan zarar gören şahıs tayin ve tespit edilirken, suçun unsuru ve tabii âlemdeki olayı teşkil eden maddi netice bakımından olan zararın değil, bu neticenin belli bir şahıs üzerinde hâsıl ettiği elim ve şedit tesir nazara alınmalıdır. Bu tesir, şahsın suçun maddi unsuru ile korunan menfaate gösterdiği İlgide kendisini gösterir. Şu hâlde, suçun maddi unsuru ile korunan menfaate yakın ve haklı görülecek bir ilgisi bulunan herkes suçtan zarar görmüş diyebiliriz. Bu ilgi, sadece menfaat ilgisi olmamalıdır..." (Sami ONURSAL-Kamu Davasına Müdahale, 1968 s. 57).
Prof. Dr. Baha KANTAR ise; suç teşkil eden fiil ile uzvu, şerefi veya itibarı ihlâl edilmiş olan kişinin suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesi gerektiğini, sadece eylemin doğrudan doğruya zarar verdiği kişilerin suçtan zarar gören kişi olduğunu, eylemden vasıtalı şekilde zarar görenlerin de, bu kavrama dâhil edilmeleri hâlinde, bu konuya bir sınır çizilemeyeceğini ifade etmiştir (Ceza Muhakemeleri Usulü, 1957 s. 431).
Prof. Dr. Öztekin TOSUN'a göre ise, suçtan zarar görmek, suçun maddi unsurunun ilgilendirdiği, yöneldiği ve etkilediği bir hakkın sahibi olmak demektir. {Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C.1 s. 205-206)
Gerek Yargıtay, gerekse Askeri Yargıtayın yerleşmiş kararlarında bu hususa açıklık getirilerek, kamu davasına katılan sıfatını alabilmenin en önemli koşulunun suçtan doğrudan zarar görme hâli olduğu belirtilmiştir. Keza, bu kararlara göre, davaya müdahale talebinde bulunan kişinin mahkemece müdahil olarak kabulüne karar verilmiş olsa dahi, doğrudan doğruya zarar görmediğinin belirlenmiş olması hâlinde, kanuna aykırı bir şekilde müdahilliğine karar verilen bu kişinin hükmü temyiz etme hakkı bulunmayacaktır. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun inceleme konusu olayımızla benzer nitelikteki 23.6.2005 gün ve 66/59 ile 22.9.2005 gün ve 56/68 E.K sayılı içtihatları da bu doğrultudadır.
İnceleme konusu olayımızda, sanıklar Em. Dz.Yzb. M.Y. ile Dz.Astsb. Bçvş. İ.K.'nın işlediği iddia olunan eylemlerin müteveffa A.Cnin öldürülmesi olayı ile doğrudan ya da dolaylı bir bağlantısı bulunmadığı, bu yönüyle de sanıkların bu eylemleriyle C.C.'nin doğrudan zarar görmesinin söz konusu olmadığı sonucuna varılmış ve C.C. ve vekilinin temyiz istemlerinin 353 sayılı ASMKYUK'nın 214/1 ve 217/1 'inci maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.
2) Sanık Em. Dz.Yzb. M.Y. yönünden yapılan inceleme:
Askeri mahkeme; sanık Dz.Kd.Yzb. M.Y.'nin yukarıda açıklanan ve iddianame ile hükme esas alınan eylemlerinin, 765 sayılı TCK'nın 230/2'nci maddesinde düzenlenen (zarar doğuracak şekilde) memuriyet görevini ihmal suçunu işlediği sonucuna varmıştır. Ancak, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 257/2'nci maddesi ile, bu suçun bir kısım unsur ve müeyyidesi değiştirildiğinden, sanığın sabit görülen eyleminin getirilen bu yasal değişiklik çerçevesinde yemden değerlendirilebilmesine ve lehe olan kanun hükmünün hangisi olduğunun tespitine yönelik yargılama faaliyetinin hüküm mahkemesince yapılabilmesine imkân sağlanabilmesi bakımından, bu sanıkla ilgili mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
3) Sanık Em. Dz.Astb.Kd.Bçvs. İ.K. yönünden yapılan inceleme:
8.11.2002 günü saat 09.00 ile, 9.11.2001 günü saat 09.00 arasında Akaryakıt Depo Komutanlığı Lumbarağzı Nöbetçi Astsubayı olarak görevlendirilen sanık Dz.Astsb.Kd.Bçvş. İ.K.'nın emir ve talimatlara aykırı davranarak nöbet mahalline hiçbir şekilde uğramadan bu süreyi idari büroda oturarak geçirdiği, nöbet hizmetinin bir parçası olmasına rağmen, nöbet devir-teslimi ile doldur-boşalt işlemlerine nezaret etmediği ve bu işleri nöbetçi çavuşların inisiyatifine bıraktığı, emir ve talimatlara göre kilit altında bulundurulması gereken dolu şarjörleri kilitsiz bir çekmecede gelişigüzel bıraktığı, bundan istifade eden Dz.Er M.B.'nin açıkta bulunan bir adet dolu G-3 piyade tüfeğini gizlice alarak Astsb. A.C.'ye karşı işlediği eylemde kullandığı ve bu suretle de, sanığın unsur ve müeyyidesi ASCK'nın 136/1-C maddesinde belirtilen mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçunu işlediği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Ancak; askeri mahkemece sanık İ.K.'nın eylemi ile mütevaffa Astsb. A.C.'nin Dz.Er M.B. tarafından öldürülmesi olayı arasında illiyet bağı kurulması ve sadece bu gerekçeye dayanılarak teşdiden ceza tayini isabetli görülmemiştir. Sanığın, eylem bütünü içerisindeki mazarrata neden olan hareketi, nöbet görevini nizam ve talimatlara uygun şekilde tutmamasından dolayı, muhafazası altında bulunması gereken bir adet dolu şarjörün bir başka asker tarafından gizlice alınmasından ibarettir. Sanığın kusurlu nitelikteki bu hareketi ile, başka bir sanığın eylemi arasında neden-sonuç ilişkisi bulunduğunun benimsenmesi, ceza hukukunun kusur ve sorumluluğa ilişkin temel esaslarına uygun düşmeyen ve kişilerin egemenlik ve tasavvur sahası dışında gelişen tesadüfü sebep ve ihlâllerden de ayrıca sorumlu tutulmasının kabulü gibi, adalet ve hakkaniyete uygun düşmeyen sonuçlara sebebiyet verecektir.
Bu itibarla; askeri mahkemenin eylemin sübutu ve suç vasfının tespitine ilişkin kabul ve değerlendirmelerinin yerinde olmasına karşın, cezanın alt hadden uzaklaşılması ile ilgili olarak gösterdiği gerekçelerin isabet taşımadığı sonucuna varılmış ve bu sanık yönünden tesis edilen mahkûmiyete ilişkin direnme hükmünün de bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy