(647 S. K. m. 19)
Daire ile Başsavcılık arasında ortayı çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; müebbet ağır cezasına mahkûm olan hükümlü M.B. hakkındaki infaz işlemlerinin, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince 20 yıl üzerinden mi, yoksa 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun belirlediği 30 yıllık süre üzerinden mi yapılacağı noktasındadır.
Askeri mahkemenin kararında belirtildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa Birliği uyum protokolü bağlamında, çeşitli yasal düzenlemelere girişmiş ve 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı yasa ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38'inci maddesine "savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları hâlleri dışında ölüm cezası verilemez" hükmünü getirmiştir.
Anayasaya eklenen bu fıkra uyarınca, 3.8.2002 tarih ve 4771 sayılı Yasa çıkarılmış ve "savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâllerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları hariç olmak üzere" 765 sayılı TCK'da ve ceza hükmü içeren diğer bir kısım kanunlardaki "idam cezaları", müebbet ağır hapis cezasına dönüşmüştür.
Daha sonra, 7.5.2004 gün ve 5170 sayılı Yasanın 5'inci maddesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38'inci maddesine bir fıkra eklenmiş ve "ölüm cezası ve genel müsadere cezası" verilemeyeceği bir Anayasa kuralı hâline getirilmiştir. Anayasada yapılan bu değişiklikten sonra çıkarılan 14.7.2004 gün ve 5218 sayılı yasayla, 765 sayılı TCK'da, 1322, 1412 ve 6831 sayılı Kanunlarda yer alan "idam", "ölüm" ibareleri kaldırılmış, "ölüm cezası", "idam cezası" şeklindeki sözcükler (cezalar), "ağırlaştırılmış müebbet hapis" ifadesine (cezasına) dönüştürülmüştür. 5218 sayılı Yasanın l/E-5 maddesiyle 647 sayılı Kanuna geçici 11inci madde eklenmiştir. 647 sayılı Kanunun geçici 11'inci maddesi, "ölüm cezaları 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerine göre, müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenlerin kesinleştirilmiş cezaları, bu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte, kendiliğinden ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüşür. Bu hükümlerin, ceza infaz kurumlarında geçirecekleri süre ile infaz usulü, hükmü veren mahkeme tarafından ve dosya üzerinden saptanır." hükmünü taşımaktadır. Geçici 12'nci maddesinin 5'inci fıkrası ise,"4771 sayılı Kanunun l'inci maddesi kapsamı dışında olan idam cezası hükümlüleri hakkında da bu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır." şeklindedir.
4771 sayılı Yasa, istisnaları dışında ölüm cezasını kaldırmış olmakla beraber, ASCK'daki ölüm cezası ile ilgili düzenleme 22.1.2004 gün ve 5078 sayılı Yasa ile gerçekleşmiştir. 5078 sayılı Yasa ile ASCK'nın 91 'inci maddesinin 3 ve 4'üncü fıkralarında değişiklik yapılmış ve bu Yasa ile yapılan değişiklikle, ASCK'nın 91/3üncü maddesi "Taarruz, amirin veya mavefkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa on beş seneden az olmamak üzere, ölümü mucip olmuşsa müebbet ağır hapis, az vahim hâllerden yirmi dört seneden otuz seneye kadar ağır hapis cezası verilir." şekline dönüştürülmüştür.
Askeri mahkeme, bu kanunun 4'üncü maddesiyle, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununa eklenen geçici 2'nci madde gereğince. 10.3.2004 tarihinde hükümlünün dosyasını ele almış ve "ölüm" cezasını "müebbet ağır hapis" cezası şekline dönüştürülmüştür. 14.7.2004 tarih ve 5218 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden, bu Kanunun yukarıda yazılı l/E-5'inci maddesiyle 647 sayılı Kanuna eklenen geçici 11'inci madde düzenlemesinden önce, "ölüm" cezası kanuni düzenleme ile, "müebbet ağır hapis" cezasına dönüşen bir hükmün infazı, 647 sayılı Kanunun 19'uncu maddesi çerçevesinde yapılacaktır. 19'uncu maddeye göre, "TBMM tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler 30 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler ise 20 yıllarını iyi hâlli hükümlü niteliğinde bulundurdukları takdirde, şartla salıverilecektir.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 26.9.2004 tarih ve 5237 sayılı TCK'nın 45'inci maddesi, cezaları hapis ve adli para cezası olarak ikiye ayırmış, aynı kanunun 46'ncı maddesinde de, hapis cezaları, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve süreli hapis olarak belirtilmiştir.
Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4.11.2004 tarih ve 5252 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi hükmü ile kanunlarda öngörülen "ağır hapis" cezaları "hapse" dönüştürülmüştür.
Keza, 13.12.2004 gün ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 122'nci maddesi, 13.7.1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun yürürlükten kalktığını, aynı Kanunun 120'nci maddesi de, 647 sayılı Kanuna yapılan yollamaların, bu kanuna yapılmış sayıldığını belirttikten sonra; 107'nci maddesinin 2'nci fıkrasında, "Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmi dört yılını, iyi hâlli olarak infaz kurumunda geçirmiş olmaları durumunda koşullu salıverilmeden yararlanabilirler." hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 7/3'üncü maddesindeki "Güvenlik tedbirleri hakkında, infaz rejimi yönünden hüküm zamanında yürürlükte bulunan kanun uygulanır" hükmü, 29.6.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 2'nci maddesiyle "Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverme ve tekerrür ile ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhâl uygulanır" şeklinde değiştirilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ve buna göre ceza yasalarında yapılan değişikliklerden önce, 21.12.2000 tarih ve 4616 sayılı yasa çıkmıştır. Bu yasanın, verilen ölüm cezasının yerine getirilmeyeceği, verilen cezalardan on yıl indirim yapılarak, infaz işlemlerinin buna göre yürütüleceğine ilişkin hükümleri çerçevesinde, infazı yapılmayacak bir ölüm cezası, hükmünden 10 yıllık indirimin nasıl ve hangi miktar üzerinden yapılacağı konusu YCGK'ca incelenip karara bağlanmıştır. YCGK'nin 1.5.2001 gün ve 1/69-74 sayılı bu içtihadında, ölümden muaddel hürriyeti bağlayıcı cezanın 36 yıl üzerinden infaz edileceği, 10 yıllık indirimin bu süre üzerinden yapılacağı belirtilmiş iken (Bu dönemde, ceza yasalarında ölüm cezaları hâla bulunmaktaydı), daha sonra çıkarılan yasalar ve özellikle 5275 sayılı yasanın I07'nci maddesi hükmüne göre "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasıyla cezalandırılmış bir kişinin dahi infazının 30 yıl üzerinden yapılması öngörülmüştür.
TCK'da yapılan değişiklik paralelinde ASCK'da bir değişiklik gerçekleştirilinceye kadar, ASCK'nın 91/3'üncü maddesi gereğince cezalandırabilecek bir suç işleyen ast, "müebbet hapis cezasıyla" cezalandırılacak ve bu ceza şu anda 5275 sayılı infaz Yasasının 107/2'nci maddesi gereğince 24 yıl üzerinden infaz edilecektir. 5275 sayılı İnfaz Yasasından önce yürürlükte olan ve somut olay için uygulanacak infaz yasası da, 647 sayılı Kanundur ve bu Yasanın I9'uncu maddesine göre müebbet hapis cezası 20 yıl üzerinden infaz edilecektir.
Yukarıda belirtildiği üzere;
Suçun işlendiği 27.1.1998 tarihinde yürürlükte olan 647 sayılı Kanunun 19'uncu maddesi gereğince, müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olan M.B.'nin infazı gereken cezası 20 yıl iken; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri Hakkındaki Kanunun 107'nci maddesi, bu cezanın infazının 30 yıl üzerinden yapılacağını öngörmek suretiyle hükümlünün hâl ve durumunu ağırlaştıran bir düzenlemeye yer vermiştir. 5237 sayılı TCK'nın "kanunun zaman bakımından uygulama alanı" başlığını taşıyan 7'nci maddesinin 29.6.2005 gün ve 5377 sayılı kanunla değiştirilen üçüncü fıkrası, aralarında koşullu salıverme, tekerrür ve cezaların ertelenmesi ile ilgili olanlar hariç olmak üzere, infaz rejimine ilişkin kanun hükümlerinin derhâl uygulanacağını öngörmüştür. Kanunun bu ifadesinden de anlaşılacağı üzere, koşullu salıverilme ile ilgili düzenlemelerden hükümlü lehine olan ve onun açısından daha elverişli hükümler içeren kanun maddelerinin tespit ve tatbik edilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla; mahkûm olduğu ilk ceza ölüm cezası olan ve 5078 sayılı Kanunun sağladığı indirimden yararlandırarak, bu cezası askeri mahkemece müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen hükümlü M.B.'nin infaz işlemlerinin, suç tarihinde yürürlükte olan ve daha lehe hükümler içeren 647 sayılı Kanunun 19'uncu maddesi gereğince 20 yıl hapis cezası üzerinden yapılması gerektiği sonucuna varan Daire ilâmında kanuna aykırı bir yön ve isabetsizlik bulunmadığından, yerinde görülmeyen Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy