(5237 S. K. m. 29)
Daire ile askeri mahkeme arasında çıkan ve Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu; müteveffa erlerin olaydan önce sanığa yönelik kusurlu davranışlarının neden ibaret olduğu ve bunların 765 sayılı TCK' nın 5l' inci maddesinin belirlediği anlamda basit haksız tahrik mi yoksa şiddetli haksız tahrik mi teşkil ettiği noktasındadır.
3/3'üncü Hudut Taburu l1' inci Hudut Bölüğü Ziyaret Hudut Karakol Komutanlığı emrinde askerlik hizmetlerini yapmakta olan sanık ile müteveffalar Er A.G. ve Er H.K.'nın 13.8.2000 günü, 21:00-01:00 saatleri arasında uzak emniyet nöbetçisi oldukları, nöbetleri sırasında bölük komutanı P. Utğm. P.Y.'nin; kontrol amacıyla bölük bölgesinde devriye görevini yaparken yol kenarında direğe dayalı iki silâh ve bir su matarası gördüğü ve aracını durdurduğu, sanık ve müteveffaları nöbet talimatına aykırı davranışları nedeniyle ikaz ettiği, 01:00-05:00 saatleri arasında nöbet tutacak olan nöbetçileri de saf düzeninde toplayarak onların önünde uyarılarına devam ettiği, A.G.'ye birkaç tokat ve yumrukla vurduğu, sanığı yakasından tutup silkelediği ve bir tokat attığı, diğer müteveffa E.K.'yı da yakasından tutarak silkelediği, sabah kendileri ile görüşeceğini söyleyerek ayrıldığı, bu olayın akabinde sanık ve müteveffaların nöbet dönüşünde meseleyi kendi aralarında tartıştıkları, yemekhanede ayrı masalarda oturan ve üzgün olduklarının gözlenen her üç askerin 14.8.2000 günü tekrar 05:00-09:00 saatleri arasındaki Doğu-2 nöbetlerini tutabilmek için nöbet yerine gittikleri, nöbet sırasında yine bu konuyu tartıştıkları, A.G.'nin sanığın üzerine giderek onu tartakladığı, araya E.K.'nın girdiği, sanığın onlardan uzaklaşarak nöbetine devam ettiği, vefat eden erlerin nöbet kulesinin dibinde birbirleriyle konuştukları ve bu sırada sanığa küfür ve tehditte bulundukları, bunun üzerine hamili bulunduğu silahı tam dolduruşa getiren sanığın önce E.K.'yı sonrada A.G.'yi ateş etmek suretiyle kasten öldürdüğü hususunda, Daire ile askeri mahkeme arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
İnceleme konusu uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözüme kavuşturulabilmesi için, sanığın aşamalardaki sorgu ve savunmaları ile tanıkların dava dosyasına yansıyan ifadelerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Sanık H.H.G.; askeri savcı tarafından tespit olunan sorgusunda, olaydan bir gün önceki nöbetlerinde bölük komutanının kendilerini yakalamalarından dolayı müteveffa H.K. ve A.G. tarafından dövüldüğünü, birlikte nöbet mahalline geldikleri, olay günü de her iki müteveffanın kendisine saldırarak müessir fiilde bulunduklarını, bunların etkisi ile her iki askeri öldürdüğünü beyan etmiş iken, askeri mahkeme tarafından tutuklama esnasında tespit edilen sorgusunda, müteveffalar E.K. ve A.G.'nin olaydan hemen önce kendisini dövmeleri üzerine onlara ateş ettiğini ileri sürmüştür.
Sanık; askeri mahkeme tarafından tespit edilen sorgu ve savunmasında ise, müteveffaların olaydan bir gün önce kendisine vurma ya da küfretme şeklinde bir eylemde bulunduklarını ileri sürmemesine karşın, 14.8.2000 tarihli nöbet hizmeti sırasında her ikisinin de ağır hakaret ve ayrıca A.G.'nin müessir fiiline maruz kalmasından dolayı onlara ateş ettiğini beyan etmiştir.
Askeri mahkeme tarafından dinlenen tanıklar M.A., A.S.Ş., Y.Y., M .T., sanık ile müteveffa erler arasında, olaydan bir gün önce herhangi bir münakaşa meydana gelmediğini, sadece bölük komutanının ceza vereceğini söylemiş olmasından dolayı her üçünün de üzgün olduklarını beyan etmişlerdir.
Öldürme eylemine uzak bir mesafeden tesadüfen tanık olan çoban İ.K. ise aşamalardaki beyanlarında, müteveffaların gölgede ve birlikte nöbet tutmasına karşın sanığın güneş altında nöbetine devam etliğini ifade etmiştir.
Eylemin işlendiği zaman dilimi içerisinde, olay mahallinde, müteveffa erler ve sanık arasında hangi meseleden dolayı tartışma çıktığını ve bu tartışma sonrasında nöbetçi askerler arasında hakaret ve/veya müessir fiile varan davranışlar sergilenip sergilenmediğini ortaya koyacak herhangi bir tanık bulunmadığından, bu doğrultudaki kabulün sanığın aşamalardaki beyanları ve bu beyanları doğrulayan dolaylı görgü tanıklarının ifadelerine itibar edilerek yapılması ve ortaya çıkabilecek belirsizliğin ise, sanığın duruşmada ileri sürdüğü aksi kanıtlanamayan beyanları esas alınarak çözümlenmesi gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu meseleye bu çerçeveden bakıldığında ise, hadisenin meydana geldiği nöbet hizmeti esnasında, müteveffa erlerin sanık H.H.G.'ye küfrettiğinin ve ayrıca bunlardan P.Er A.G.'nin sanığa karşı müessir fiilde bulunduğunun kabulü delil değerlendirmesi açısından zorunlu hâle gelmektedir.
Müteveffaların hakaret ve müessir fiiline maruz kaldığının kabulü gereken sanığın, kendisine karşı bu eylemleri ika eden kişilerden uzaklaşarak, nöbet hizmetini güneş altında bir yerde sürdürmesi kendisi açısından yaptığı bir tercihin sonucu olup, müteveffaların sanığı güneş altında bir yerde nöbet tutmaya zorladıkları sanık tarafından dahi ileri sürülmemiştir.
Sanık ve müteveffa erler ile aynı birlikte görev yapan askerlerin tamamı olay tarihinden önce bu kişiler arasında husumete neden olabilecek nitelikte bir hadisenin (küfür, tehdit ya da kavganın) yaşanmadığını beyan etmişlerdir.
Sanığın olaydan bir gün önce sessiz, bir biçimde ağlaması ise, bölük komutanının kendisini itip kakması ve verebileceği ceza ile askerliğinin uzamasına neden olabileceği endişesine dayanmakta olup, esasen, sanığın olaydan bir gün önceki bu ruh hâli, müteveffaların kusurlu nitelikte herhangi bir hareketi ile alâkalı da değildir.
Bölük komutanı P. Ütğm. P.Y.'nin, her üç askeri nöbet talimatına aykırı hareket etmelerinden dolayı azarlayıp, bazılarına karşı müessir fiilde bulunması ve akabinde de ceza almalarını sağlayarak, askerliklerini uzatmakla tehdit etmesinin sanık ve müteveffalar arasında tartışma ve değerlendirme konusu yapılması doğaldır. Ancak, sanığın duruşmadaki beyanlarında, olaydan önceki gün müteveffaların kendisine karşı herhangi bir hakaret, tehdit veya müessir fiilde bulunduklarını beyan etmemesinden ve bir kısım tanık beyanlarının da bu konuyu teyit etmelerinden dolayı, müteveffalara bu noktada atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Diğer yandan, müteveffa E.K.' nın tüfeğinden çıkan bir adet merminin sanığın silahlı saldırısından kurtulmak için ve tamamen meşru müdafaa sınırları içerisinde sarf edildiği, sanığın dosya içeriğine uygun düşen anlatımları doğrultusunda sübuta ermiş bulunmaktadır.
Bu itibarla; dava dosyasında yer alan yazılı ve sözlü delilleri sanığın aşamalarda farklılık gösteren beyanları ve eylemin dış âleme yansıyan işleniş biçimi ile birlikte değerlendiren askeri mahkemenin; sanığın maruz kaldığı haksız tahrikin müteveffaların hakaretlerine ve bunlardan A.G. tarafından dövülmesi olgusuna dayandırmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiş ve askeri mahkemenin bu doğrultudaki direnmesinin yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Daire ile askeri mahkeme arasındaki uyuşmazlığın bir diğer konusu da, müteveffalardan kaynaklanan kusurlu hareketler bütününün sebebiyet verdiği haksız tahrikin derecesi ile (basıl ya da şiddetli haksız tahrik) ilgili olmakla birlikle direnme kararının verildiği tarihten sonra yürürlüğe girin 5237 sayılı TCK nın haksız tahrik nedeniyle cezalandırılmasını düzenleyen 29'uncu maddesinin basit ve şiddetli haksız tahrik şeklinde ikili bir düzenlemeye yer vermemesine karşın cezalarda indirim yapılmasını öngören üst sınırı lehe sonuç doğuracak biçimde arttırmasından ötürü sabit görülen tahrikin derecesi konusunda inceleme yapılmasında herhangi bir hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılmış ve 5237 sayılı TCK' nın konuyla ilgili olan maddeleri çerçevesinde yeniden değerlendirme yapılabilmesine imkân sağlanabilmesi bakımından, mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy