(5252 S. K. m. 9, 10) (5237 S. K. m. 7, 29) (765 S. K. m. 51) (1412 S. K. m. 402) (353 S. K. m. 204) (AYDK 20.03.2003 T. 2003/30 E. 2003/26 K.) (AYDK 13.01.2000 T. 2000/22 E. 2000/15 K.) (Yargıtay 6 CD 26.09.2005 T. 2005/10859 E. 2005/8191 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; hükümlünün 765 sayılı TCK'nın 51/2-3'üncü maddesi uyarınca, temel cezasında 2/3 oranında indirim öngören kesinleşmiş bir ay yirmi gün hapis cezasının, lehe düzenleme içeren 5237 sayılı TCK'nın 29'uncu maddesi uygulanarak 3/4 oranında indirimle, bir ay yedi gün hapis cezasına çevrilmesine ilişkin kararın duruşmasız olarak verilmesi hâlinde, bu durumun, söz konusu kararın kaldırılmasını gerektiren bir usule aykırılık olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği noktasındadır.
Hükümlünün kesinleşen cezasında yer alan; 765 sayılı TCK'nın 51/2-3'üncü maddesi, ağır tahrik hükmünü düzenlemekte olup, belirlenen temel cezada yandan üçte ikisine kadar indirimi öngörmektedir.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 29'uncu maddesi ise, ağır-hafif ayrımına son vererek haksız tahrikte; cezanın, dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirimine olanak sağlamaktadır.
Bu bağlamda, 5237 sayılı TCK'nın 29'uncu maddesinin, ceza indirim oranı bakımından, hükümlünün kesinleşen cezasında yer alan 765 sayılı TCK'nın 51 'inci maddesine göre daha lehe hüküm içerdiği açıktır.
5237 sayılı TCK'nın 7/2'nci maddesindeki; "suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." hükmünün, cezasının infazı tamamlanmayan hükümlünün durumuna uyduğunda duraksama bulunmamaktadır.
"Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı, Türk Ceza Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında 5252 sayılı Kanunun 9/1'inci maddesi; "1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanunun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir." hükmü ile, uyulması gereken usul kuralını belirlemiştir. Yoruma yer vermeyecek biçimde düzenlenen madde içeriğine göre; her durumda duruşma yapılması kural olup, ancak lehe hükümlerin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilmesine olanak tanınmıştır. Diğer bir deyişle; duruşmasız olarak ceza dönüşümüne karar verilebilmesi, takdir ve değerlendirmeye tabi olmayan uygulamaya özgü bir durumdur. Yukarıda açıklandığı gibi, lehe sayılan 5237 sayılı TCK'nın 29'uncu maddesinde, öngörülen indirim miktarı sabit olmayıp; 1/4 ila 3/4 oranlan arasında seçeneklidir. Hükümlü, kesinleşen hükmüne esas; 765 sayılı TCK'nın 51'inci maddesine göre, 2/3 oranında bir indirimden yararlandığına göre, lehe kanun uygulamasında 2/3 ilâ 3/4 oranlan arasında seçenek olanağı bulunduğu dikkate alındığında; bu takdir ve değerlendirmenin, taraf teşkili ile duruşma açılarak yapılması kanunun amir hükmü olup, hükümlünün en lehine olacak şekilde cezasından 3/4 oranında indirim yapılmasına ilişkin olan, duruşmasız işlere dair karara hükümlü dışında itiraz edilmemesi, bu kuralın görmezden gelinmesine neden olamayacağından, duruşmasız işlere dair askerî mahkemenin ceza dönüşüm kararının usule aykırı olduğu; anılan uygulamanın takdir ve değerlendirme yapılmasını gerektirmesi nedeniyle, duruşma açılarak yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Hükümlünün duruşmasız işlere ait karara karşı itirazının niteliği:
TCK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında 5252 sayılı Kanunun 9'uncu maddesine eklenen (11.5.2005-5349/4 mad.) (4) fıkrası ile; Kesin hükümle sonuçlanmış davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak, lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından, dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz." hükmü ile ceza dönüşüm kararlarının, bir yargılama sürecine tabi olduğu vurgulanmakla birlikte, kesin hükme kadar geçerli olan dava zamanaşımına ilişkin hükümlerin, bu aşamada uygulanamaması karşısında, kesin hükmün, lehe yasa hükmüne göre nasıl yerine getireceğini belirlemek yönüyle de infaza ilişkindir. Lehe kanun hükümleri dikkate alınarak, 1.6.2005 tarihinden önce kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının, 1412 sayılı CMUK'un 402'nci maddesi uyarınca, infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin 5252 sayılı Kanunun 10'uncu maddesi de bu değerlendirmeyi desteklemektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi; TCK'nın lehe hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallere özgü olarak duruşmasız işlere ait kararlara karşı başvurunun itiraz; taraf teşkili ile duruşma açılarak verilen kararlara (hükümlere) karşı yapılan başvurunun ise temyiz sayılması, 1412 sayılı CMUK'un 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK ve 353 sayılı Yasanın ilgili hükümleri gereği olduğu, bilinen bir husustur. Zaman bakımından lehe kanun uygulamasını düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 7'nci maddesinin "...Yürürlükteki usul hükümleri, kesinleşmiş hükümler hakkında lehe olan, yeni kanunun nasıl uygulanacağını göstermek bakımından yeterli görülmüştür..." şeklindeki gerekçesi ile, bu konuda anılan genel usul hükümlerine istisna getirmemesi bağlamında da, farklı bir düşünceyi akla getirmemektedir.
Konu ile ilgili olarak, dönüşüm cezasını içeren duruşmasız işlere ait kararın, öncelikle; heyet yerine tek hakimle verilmesinin, ayrıca, duruşma açılmamasının usule aykırı olduğunu saptayıp, itiraza atfen ilgili askerî mahkemece usulüne uygun karar verilmesine ilişkin olan, Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 4.2.2003 gün ve 2003/44 - 142 sayılı ilamına yönelik; 353 sayılı Yasanın 204/son maddesine göre olması gereken karan, Askerî Yargıtay Dairesinin vermesi gerektiğine ilişkin Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazına atfen, Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 20.3.2003 gün ve 2003/30-26 sayılı ilamı ile duruşmasız işlere ait askerî mahkeme kararının usule aykırı olduğu açıklandıktan sonra, yerel mahkemece heyet halinde duruşma yapılarak, kanuna uygun hüküm verilmesini temin bakımından duruşmasız işlere ait kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
Aynı şekilde, Yargıtay 6'ncı Ceza Dairesinin 26.9.2005/10859-8191 sayılı karan ile, 5237 sayılı TCK'nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanunun 9/3'üncü maddeleri kapsamında değerlendirmeye tabi olması nedeniyle, duruşma açılması gereken bir konuda, duruşma açılmaksızın verilen karara karşı yapılan başvuru, itiraz niteliğinde görülmüş, ayrıca, bu konuda itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesince duruşma açılarak karar verilmesi için, dava dosyasının yerel mahkemeye iadesine karar verilmiştir.
Ayrıca, kesinleşmiş mahkeme kararlarında infaza ilişkin yanlışlıkların, hükümlü bakımından kazanılmış hak oluşturmayacağı Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 13.1.2000 gün ve 2000/22-15 sayılı kararıyla ortaya konulmuştur.
Bu açıklamalar ışığında;
Hükümlünün başvurusunun, duruşmasız işlere ait karara yönelik olması nedeniyle, itiraz kapsamında olduğuna; duruşmasız işlere ait kararının usule aykırılık nedeniyle yok hükmünde olduğundan, kazanılmış hak oluşturmadığına, bu itibarla; Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile, 4'üncü Daire kararının kaldırılmasına, hükümlünün itirazına atfen askerî mahkemenin duruşmasız işlere dair kararın kaldırılmasına; yok hükmünde sayılmasına, duruşma açılarak karar verilmesi gerektiğine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy