(1632 S. K. m. 82) (765 S. K. m. 191) (5237 S. K. m. 106)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın, sanığa yüklenen suçun unsurları yönünden oluşup oluşmadığına ilişkin bulunduğu görülmektedir.
Amiri veya üstü tehdit suçunu düzenleyen ASCK'nın 82/2'nci maddesi; "Amir veya üstünü herhangi bir suretle tehdit edenlere, ...cezası verilir..." düzenlemesini içermekte, maddede suçun unsurları konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı görülmektedir. Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında, ASCK'nın 82/2'nci maddesinde yazılı tehdit suçunun unsurlarının, TCK'nın 191'inci maddesinde j aranması gerektiği kabul edilmektedir.
Tehdit, mülga 765 sayılı TCK'nın 191'inci maddesinde "Bir kimsenin... başkasını ağır ve haksız bir zarara uğratacağını bildirmesi" biçiminde tanımlanmış; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 106/1'nci maddesi ile, doktrin ve uygulamada belirlenen anlam ve kapsama uygun olarak "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etme..." biçiminde değiştirilmiştir.
Tehdidin koruduğu hukuki değer, kişilerin huzur ve sükunudur. Suçun oluşması bakımından, tehdit konusu kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Tehdidin objektif olarak ciddi bir mahiyet arz etmesi gerekir. Yani, istenilen şeyin yerine getirilmemesi halinde, tehdit konusu kötülüğün gerçekleşeceği ihtimali objektif olarak mevcut olmalıdır. Sarf edilen söz, gerçekleştirilen davranış, muhatap alınan kişi üzerinde, ciddî bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdidin oluştuğu ileri sürülemez. Objektif olarak ciddi bir mahiyet arz eden tehdidin, somut olayda muhatabı üzerinde etkili olması şart olmadığı gibi, failin objektif olarak ciddî bir mahiyet arz eden söz ve davranışlarla mağduru tehdit etmek istemesine rağmen, mağdurun bu söz ve davranışları ciddiye almamış olması da, suçun oluşumuna engel değildir (İ.ÖZGENÇ, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, Üçüncü Bası, Ocak 2006, s: 808, 809; Prof. Dr. M.E. ARTUK - Doç. Dr. A.GÖKCEN - Yrd. Doç. Dr. A.C. YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6'ncı Bası, Ankara-2005, s: 100,101).
Uyum ve kararlılık gösteren Askerî Yargıtay ve Yargıtay kararlarında, söylenen sözlerin tehdit içerip içermediğinin, failin ve mağdurun içinde bulundukları ortama, söylenen sözlere, söylenme nedenine ve söylediği koşullara göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Sanığın sonradan reddettiği ilk ifadesinde, tanık İ.Ş. ile askerliğin zorluklarından bahsettikleri sırada, bu sözleri istemeyerek söylediğini ifade etmesine karşın; tanık İ.Ş., sanığın hiçbir neden yokken bu şekilde konuştuğunu, kendisinin tepki göstermesi üzerine cevap vermediğini söylemiştir.
Sanığın mensubu olduğu Jandarma sınıfının görev özelliği itibarıyla, sanığın her an sarf ettiği tehdit içeren sözlerin, muhatabı olan amir ve üstleri ile birlikte, silahlı olarak operasyon, takip, pusu gibi göreve çıkmalarının imkân dâhilinde bulunması yanında, yasa dışı bir örgütün isminin de zikredilmiş olması, tehdidi pekiştirip, kuvvetlendirmiş, objektif ve ciddî bir tehdit olarak algılanmasına olanak sağlamıştır.
Somut olayda, sanıkla tanık arasında, tanığın kendisine suç atmasını gerektiren bir nedenin bulunmadığı, tanığın ifadelerinin aşamalarda tutarlı olduğu, sanığın sonradan reddettiği ilk ifadesinde eylemi kabul ettiği gözetildiğinde; sanığın görev yaptığı birlikte görevli subay, astsubay ve uzman çavuşları kastederek "Ben bu subay, astsubay ve uzman çavuşları Giresun'un dağlarında yakalarsam vururum, yaşasın PKK" dediği sübuta ermiş bulunmaktadır.
Sanık tarafından sarf edilen sözlerin, muhatap alınan kişiler üzerinde, ciddi bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli ve uygun olduğu, objektif olarak korkutucu özelliğinin bulunduğu, bu sözlerin daha sonra ilgililerin bilgisine ulaştığı, sanığın bu sözleri sarf etmesi için hiçbir neden bulunmadığı anlaşıldığından; Başsavcılığın yerinde görülen itirazının kabulüne, hükmün esas (sübut) yönünden bozulmasına ilişkin Daire ilâmının kaldırılmasına ve dava dosyasının temyiz incelemesine devam edilmek üzere Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy