(353 S. K. m. 208, 227)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın, dava dosyasında noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu görülmektedir.
Daire, sanığın suç kastının değerlendirilmesi açısından, askerî savcı tarafından karar aşamasında ibraz edilen erteleme belgesinin bulunduğu soruşturma dosyasının mahiyetinin ve sonucunun, keza 3.10.2001 tarihli erteleme talebi üzerine yapılan işlemin, sanığa tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması gerektiğini kabul etmiş; askerî mahkeme ise, yapılacak araştırmanın sanığın suç işleme kastını ortaya koymayacağı ve sanığa tebliğ edilen, sevkinin 31.10.2003 tarihine kadar tehir edildiğine ilişkin yazıyı etkilemeyeceği görüşü ile önceki hükümde direnmiştir.
Kurulda öncelikle, ilk hükmün askerî savcının temyizi üzerine noksan soruşturma yönünden bozulması sebebiyle, sanıktan bozma ilâmına karşı ne diyeceğinin sorulmasının gerekip gerekmeyeceği tartışılmıştır.
353 sayılı Kanunun 227/Son maddesi; Sanık veya müdahilin bulunmamaları nedeni ile, bozmaya karşı beyanları tespit edilememişse, duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, sanığın her halde dinlenilmesi gerekir. , 208'inci maddesi de; Sanığın lehine olan hukuki kurallara aykırılık, sanığın aleyhine hükmün bozulması için askerî savcıya ve teşkilatında askerî mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya askerî kurum amirine bir hak vermez düzenlemelerini içermektedir.
Dava konusu olayda, sanık hakkında kurulan beraat hükmü, askeri savcının aleyhe temyizi üzerine, noksan soruşturma yönünden bozulmuştur. Bozma ilâmında, sanığa yüklenen suçun sübuta erdiği konusunda en ufak bir ifadeye yer verilmediği gibi, sanığın daha ağır bir cezanın uygulanması suretiyle cezalandırılması gerektiği konusu da ifade edilmemiştir. Bozmadan sonra sanık aleyhine bir işlem yapılmamış, yine beraat hükmü kurulmuştur. Beraat hükmünün noksan soruşturma nedeniyle bozulmuş olması, sanığın mutlaka mahkûm olacağı anlamına gelmez. Mahkemece toplanan delillere göre, yeniden beraat hükmü kurulması her zaman olanaklıdır. Bu nedenle, hükmün bu şekilde bozulmuş olması sebebiyle, sanık aleyhine doğmuş bir sonuç bulunmadığı da gözetilerek, bozmanın aleyhe olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, bilimsel görüş ve yargısal kararlarda beraat kararının usul yönünden bozulmaması şeklinde ifade edilen, 353 sayılı Kanunun 208'inci maddesini, sadece askerî savcının veya teşkilatında askerî mahkeme kurulan kıt'a komutam veya askerî kurum amirinin, beraat hükmünü usul yönünden temyiz edemeyeceği şeklinde anlamak doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Bu hükmün zorunlu sonucu, temyiz incelemesini yapan Daire veya Daireler Kurulunda da, beraat hükmünün sanık lehine olan usul normuna riayetsizlikten dolayı bozmaya hak vermeyeceğidir.
Bilindiği gibi, usul kurallarının bir kısmı, iddianame karşısında sorgu yapılması gibi, kamu düzeni kamu hakkıyla ilgili bulunmaktadır. Bazı kurallar ise, bozmaya karşı sanığın diyeceğinin tespiti, vicahîliğe riayet gibi, sadece sanık lehine hükümler içermektedir. Sanık lehine olan usul kuralına riayet edilmemiş, fakat sanık hakkında beraat hükmü kurulmuşsa, hükmün bu usul kuralına riayetsizlik nedeniyle bozulmasının, sanık aleyhine sonuç doğuracağı gözden uzak tutulmamalıdır. Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 22.6.1989 tarihli ve 183-171 sayılı kararı da bu doğrultuda bulunmaktadır.
Bu nedenle; sanığın yurt dışında bulunması sebebiyle, bozma ilâmına karşı diyeceği tespit edilmeden, davanın gıyabında bitirilmesine karar verildikten sonra, direnilerek yeniden beraat hükmü kurulmuş olması, 353 sayılı Kanunun 208'inci maddesi hükmü de gözetilerek usule aykırı bulunmamıştır.
Usul konusu bu şekilde aşıldıktan sonra esasın incelenmesine geçilmiştir.
Dosya içeriğine göre; ODTÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümünden 27.6.1999 tarihinde mezun olan sanığın, 23.8.1999 tarihinde son yoklamasının yapıldığı ve askerliğine karar alındığı, hakkında askerlik durum belgesi düzenlenmediği, Eskişehir Askerlik Şubesi Başkanlığınca düzenlenen safahat bilgilerine göre, Temmuz 2000 celp döneminde şevke tâbi olduğu, yurt dışında işçi olarak çalıştığını beyan eden sanığın, 26.4.2000 tarihinde Bükreş Başkonsolosluğundan erteleme talebinde bulunduğu ve askerliğinin önce 15.7.2000 tarihine, daha sonra da 15.7.2001 tarihine kadar ertelendiği, askerliğinin 15.7.2001 tarihine kadar ertelendiğinin, sanığa Eskişehir Askerlik Şubesi Başkanlığının 15.1.2001 tarihli yazısı ile bildirildiği, ancak bu belgede sanığın şevkinin 31.10.2003 tarihine kadar tehir edildiğinin yazılı olduğu, bu kez 3.10.2001 tarihinde Moskova Konsolosluğuna müracaatla, askerliğinin ertelenmesi talebinde bulunan sanığın, askerliğinin 25.4.2002 tarihine kadar ertelendiği anlaşılmaktadır.
Bu tespitlere göre, Dairenin bozma sebebi yerinde olmakla birlikte; sanığın askerliğinin 31.10.2003 tarihine kadar ertelendiğine ilişkin yazının gönderilmesiyle sanığın iradesinin yanıltıldığı, belge düzeltilerek Bükreş Başkonsolosluğuna gönderildiği halde, düzeltilen tarihin sanığın bilgisine sunulmamış olduğu gözetilerek, direnilmek suretiyle kurulan beraat hükmünde yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy