(353 S. K. m. 16, 227) (2709 S. K. m. 2, 17, 56, 72) (1111 S. K. m. 1) (211 S. K. m. 3, 57, 61) (AİHS. 2)
1.2.2004 günü saat 19.00 sıralarında, nöbet kulübesinin camlarını kırıp, elindeki M-1 piyade tüfeğinin en üstteki iki adet manevra mermisini havaya ateş ederek patlatan ve 3'üncü mermiyi (gerçek mermi), sağ ayak parmağına isabet edecek şekilde ateş ederek kendisini ayağından yaralaması nedeniyle, kendini askerliğe elverişsiz hâle getirmeye tam teşebbüs suçunu işlediği hususunda uyuşmazlık bulunmayan sanık (Ter.) Hv.İs.Er F.A.'nın, 1-20 Şubat 2004 tarihleri arasında bu yaralanma nedeniyle, yatarak tedavi görmesi sonucu oluşan sağlık harcamasının (tedavi giderinin), 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddesi uyarınca kendisinden tazminine karar verilmesi nedeniyle, mahkûmiyet hükmünün bozulması ve direnme ile aynı mahkûmiyet hükmünün kurulmasından sonra bu hükme yönelik temyiz nedenliyle yapılan incelemede;
1- İlk mahkûmiyet hükmünün, tedavi giderinin 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddesine göre, sanıktan tazminine karar verilemeyeceği noktasından bozulması üzerine, bozma ilamına karşı bulunamadığı için savunmasını tespit edemediği, sanık hakkında 353 sayılı Yasanın 227/3'üncü maddesi uyarınca yargılamaya devamla, direnme ile mahkûmiyet hükmü kuran askerî mahkeme kararının, Daireler Kurulunca incelenmesinde, içerik yönünden eylemli uyma niteliğinde görülerek dosyanın Daireye iadesi üzerine, Dairece, ilk bozma nedeni yanında; sanığın bozma ilamına karşı diyeceği saptanmadan hükmün kurulmasının, savunma hakkının kısıtlanması bağlamında usule aykırılıktan da bozulması üzerine, bu bozma kararına karşı daha önce bulunamadığı adresten temin edilerek, diyeceği belirlenen sanık hakkında belirtildiği şekilde direnme ile kurulan hükümde, sağlık giderinin hazine zararı olarak tazminine ilişkin direnme gerekçesine yer verildiği hâlde, usulden bozmaya uyulup uyulmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmemesi karşısında, kurulumuzca, öncelikle, bu hususun, hükmün direnme niteliğine etkisi olup olmadığının incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda; daha sonra direnilse bile, bozma nedeniyle önceki hüküm ortadan kalktığından, birinci bozma kararına karşı sanığın savunmasını saptayamayan askerî mahkemenin, inceleme konusu ikinci bozma kararına karşı direnmeden önce, bu bozma ilamına karşı sanığın savunmasını tespit etmesi, yargılamanın esasını oluşturan yasa kuralı olması karşısında, yazdığı ilk talimatla, sanığın savunmasının istinabe olunan asliye ceza mahkemesince tespiti karşısında, bunu yok saymasının düşünülemeyeceği, bu nedenle usul yönünden eylemli uyma olarak kabul edilemeyen bu hususun, hükmün direnme niteliğini ortadan kaldırmayacağına; temyiz incelemesinin Daireler Kurulunca yapılması gerektiğine, ancak bu sürece ve yasal zorunluluğa, direnme gerekçesinde askerî mahkemece belirtilen şekilde yer verilmemesinin eksikliğine işaret edilmiştir.
2 -Direnme hükmünün esastan incelenmesinde;
Sübutunda kuşku bulunmayan eylemiyle, sanığın kendini askerliğe elverişsiz hale getirmeye tam teşebbüs suçunu işlediğine ilişkin kabulü ile, yazılı şekilde hükümlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de,
Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamaktan sorumlu tutulması, Türkiye Cumhuriyetinin vazgeçilemez niteliklerinden olan sosyal bir hukuk Devleti olmasının (T.C. Anayasası Md: 2, 56) gereğidir. Anayasada hak ve ödev olarak tanımlanan askerlik hizmetinin (Mad. 72) zorunlu olduğu, 1111 sayılı Askerlik Kanununda ayrıca düzenlenmiş olup (Mad. 1), usul ve esaslan belirlenmiştir; Devletin ve vatandaşın birbirine karşı hak ve sorumlulukları bağlamında, askerlik hizmetini yerine getiren erbaş ve erlerin ihtiyaçları Devlet tarafından karşılanmakta olup, sağlıklarından Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK İç Hizm. K. Mad. 3, 57, 61) sorumludur.
Somut olayda, kendisini nöbette silahıyla bilerek ayağından yaralayan sanık erin, "Herkesin yaşam hakkı yasanın korunması altındadır..." (Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi Mad. 2/1), "Herkes, yaşama... hakkına sahiptir" (T.C. Anayasası Mad. 17/1) gibi Küresel ve Ulusal anlamda en temel insan hakkı ve silâh altında bulunmasından kaynaklı; emrindeki komutanlığın sorumluluğu altında bulunması nedeniyle, gerek askeri hastanede, gerekse; Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi görmesi sonucu oluşan tedavi giderinin, suça konu eylemiyle ilişkilendirilerek, ceza yargısına konu edilemeyeceği açıktır; Yaşam hakkı/sağlıkla ilgili düzenlemeler genel bir anlam içeren "herkes" sözcüğü ile ifade edilmekte olup, tedavi gören kişi, "hasta" olarak tanımlandığından, bu kişinin, ayrıca sanık olmasının bir önemi yoktur.
Tedavi giderini, 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddesi anlamında suçtan doğan bir hazine zararı olarak algılamak olanaklı değildir. İstisnai, suçla zarar arasında doğrudan sebep-sonuç ilişkisini arayan bu yasa maddesinin, (Bakaya suçundan aranmakta iken, yakalanıp Jandarma nezaretinde sevk edilen sanığa, kendisini şevkle görevlendirilen iki Jandarma erine ödenen iaşe bedelinin 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddesine göre, hazine zararı olarak ödettirilmeyeceğine ilişkin Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 4.11.1982 gün 1982/215-214 E.K. sayılı kararında da belirtildiği gibi), askerî mahkemece, somut olayda tedavi giderleri bakımından uygulanması yasaya aykırı bulunduğundan, direnme ile kurulan mahkûmiyet hükmünün bu yönden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy