(1632 S. K. m. 79) (5237 S. K. m. 32, 35) (765 S. K. m. 46)
Askerlik hizmetini K.T.B.K. Komd.A.K.lığı emrinde yapan sanığın, 6.7.2004 günü 17.30-19.30 saatleri arasında Atıştepe nöbet kulübesi nöbetçisi olduğu, nöbet yerine silahı boş, boş şarjör tüfeğe t ve dolu şarjör kütüklükte bulunacak şekilde gönderildiği, nöbet yerin dolu şarjörü silahına takan sanığın, emniyet mandalını, açıp, kurma kolunu çekerek silahı atışa hazır hale getirdiği, nöbetinin bitiminde diğer nöbetçilerle birlikte nöbetçi onbaşının emir ve komutasında doldur-boşalt istasyonuna doğru ilerlerken, askerlik hizmeti nedeniyle kendisi verilmiş olan, 78 GP 5819 seri numaralı kaleşnikof piyade tüfeğini, ayağına doğru tutarak tetiği çektiği, namludan çıkan mermi nedeniyle ayağından yaralandığı, 7.7.2004-14.7.2004 tarihleri arasında Girne Ask Hastanesinde yatarak tedavi görmesi sonucu, sağ ayak 2'nci meta tip 3 açık kırık tanısıyla SMK 1,5 ay hava değişimine gönderildiği, hava değişimini müteakip Girne Asker Hastanesince yapılan muayenesi sonunda, askerliğe elverişli olduğuna dair sağlık raporu düzenlendiği, psikiyatri uzmanı tarafından yapılan muayenesi sonucunda cezai ehliyet ve askerliğe elverişlilik hâlinin tespiti için müşahede altına alınmasına lüzum görülmediği, sanığın olay sırasında kullandığı kendisine zimmetli olan 78 GP 5819 seri numaralı kaleşnikof piyade tüfeğinin, tüm aksamlarının faal ve sağlam olduğu, olay tarihinden önce sanığa silâhını tanımasına yönelik atış eğitimlerinin verildiği sanığın ikrarı, tanık beyanları, sanık hakkında düzenlenmiş sağlık belgeleri, olay tespit tutanağı, olay yerine ve sanığın kendisini vurduğu vücut nahiyesine ilişkin fotoğraf ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmakta, maddi olayın bu şekilde oluştuğu konusunda yargılama makamları arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın, olayda 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesinin uygulanması yönünden noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ve teşebbüs nedeniyle cezanın 1/3 oranında indirim gerekçesinin yasaya uygun olup olmadığına ilişkin olduğu görülmektedir.
Mülga 765 sayılı TCK'nın 46/1inci maddesi Fiilî işlediği zaman şuurunun ve harekatının serbestisini tamamen kaldıracak surette akıl hastalığına duçar olan kimseye ceza verilmez, 47/1'inci maddesi de, Fiilî işlediği zaman şuurunun veya harekatının serbestisini ehemmiyetli derecede azaltacak surette, aklî maluliyete müptela olan kimseye verilecek ceza aşağıda yazılı şekilde indirilir hükümlerini içermekteyken;
1 Haziran 2005 tarihinden yürürlüğe giren 5237 TCK'nın 32'nci maddesi ile (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez...
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte, işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye,... Diğer hâllerde verilecek ceza,... indirilir... şeklinde yeni bir düzenleme yapılmış bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'da 765 sayılı TCK'dan farklı olarak, tam akıl hastalığı-kısmi akıl hastalığı ayrımı yapılmamış, akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olması şartlan aranmıştır. Yine, maddenin her iki fıkrasının uygulanması yönünden, kişinin akıl hastası olması gerektiği ön koşul olarak belirtilmiştir.
Kanunlarda akıl hastalıkları tek tek savılmamış, kişinin akıl hastası olup olmadığının ve bu hastalığın kişinin davranışları üzerindeki olası etkilerinin, psikiyatri biliminin verileri çerçevesinde bilirkişi uzman hekim tarafından belirlenmesi esası benimsenmiştir.
Dinlenilen bilirkişi, sanıkta nevrotik kişilik özellikleri bulunduğunu ve cezaî ehliyetinin tam olduğunu mütalâa etmiştir.
Psikiyatri kaynaklarında, normal kişilik ile nevrotik kişilik arasında kesin bir ayırım çizgisi bulunmadığı, nevrotik kişiliğin bir akıl hastalığı değil kişilik yapısı olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, bu kişilik yapısının sanığın davranışları üzerindeki etkilerinin araştırılmasına ilişkin Daire kararında isabet görülmemiş ve Başsavcılığın konuya yönelik itiraz sebebinin kabulüne karar verilmiştir.
Diğer taraftan; 5237 sayılı TCK'nın suça teşebbüs hükmünü düzenleyen 35'inci maddesinde, 765 sayılı TCK'da mevcut eksik teşebbüs-tam teşebbüs ayırımına yer verilmemiş, teşebbüs hâlinde ...meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre... cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Suçun teşebbüs aşamasında kaldığı durumlarda ceza miktarı belirlenirken, hareketin ulaştığı gerçekleşme aşamasından ziyade, fiilin doğurduğu zarar veya tehlikenin ağırlığının dikkate alınacağı madde gerekçesinde açıkça belirtilmiştir.
Cezaların kişiselleştirilmesi kuralı, modern ceza hukukunun kabul ettiği temel ilkelerden biridir. Bu ilkenin amacı, suça ve suçlunun kişiliğine en uygun cezanın tayini suretiyle, cezadan beklenen amaca ulaşılmasıdır. Ancak, bu konudaki takdir hakkı kullanılırken gösterilen gerekçenin akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olması, takdirde yanılgıya, çelişkiye ve zafiyete düşülmemesi gerekmektedir. Bu nitelikleri yönünden takdir hakkının isabetle kullanılıp kullanılmadığının denetiminin Askeri Yargıtaya ait olduğu konusunda duraksama yoksa da; teşebbüs nedeniyle cezanın hangi oranda indirileceği konusunda sabit bir oran veya kesin bir ölçü öngörülmediği gibi, alt ve üst hadler arasında geniş bir yelpaze içinde mahkemelere takdir hakkı tanındığı görülmektedir.
Uyum ve kararlılık gösteren Askerî Yargıtay kararlarında, yargılamayı bizzat yürüten askeri mahkemenin cezanın kişiselleştirilmesi konusundaki takdir hakkına fahiş bir hata bulunmadıkça dokunulmaması, ancak gösterilen gerekçenin isabetli olup olmadığının denetlenmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Dava konusu olayda, nöbet dönüşü sırasında silahının namlusunu sağ ayağına tutarak ateş eden ve bu yaralanma sonucu hastanede tedavi görüp, 1,5 ay hava değişimi alan sanığın eyleminin, tam teşebbüs aşamasında kaldığını ve eylemin birlik personelinin zarar görebileceği bir ortamda gerçekleşmiş olmasını dikkate alarak, cezasından 1/3 oranında indirim yapılmasına ilişkin gerekçe, hareketin ulaştığı gerçekleşme aşaması (tam teşebbüs) yönünden yasaya uygun değilse de; sanığın yaralanma sonucu bir buçuk ay hava değişimi almış olması nedeniyle, kendisine vermiş olduğu zarar ve seken merminin yürüyüş kolunda ilerleyen başka bir personele isabeti ihtimalî nedeniyle, makul ve dosya içeriği ile uyumlu görülmüştür. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy