(477 S. K. m. 47) (1632 S. K. m. 85) (AYDK 26.12.2002 T. 2002/105 E. 2002/105 K.)
Temmuz 2002 ayında 2'nci Or.Loj.Dst.K.lığı 12 no.lu Gıda Kont. Müf. Astsubaylığına atanan sanığa, ilk amiri Yzb. H.T. tarafından, görevi ve Ordu mallarını Vet. Bçvş. H.Ş.'den teslim alması konusunda emir verildiği, sanığın zimmeti alamayacağını, eşini ve çocuklarını refakatte GATA Asker Hastanesine götürmesi gerektiğini ifade ettiği, Yzb. H.T.'nin "Zimmeti aldıktan sonra Ankara'ya gidersin" demesi üzerine de, "Zimmeti almıyorum, eşimi ve çocuklarını götürmeme engel olamazsınız" şeklinde cevap verdiği, durumun Loj.Dst.K.Alb. T.K.'ya bildirilmesi üzerine, adı geçenin askeri hastaneye giderek Baştabip Tbp.AIb. A.T.'nin yanında, sanığa neden görevi ve zimmeti teslim almadığını sorduğu, sanığın "Zimmeti almayacağım, siz benim eşimi ve çocuklarımı tedavi ettirmemi engelleyemezsiniz, vicdansızlık yapamazsınız, benim Ankara'ya gitmem gerekir." şeklinde, bağırarak cevap verdiği anlaşılmakta, maddî olayın yukarıda özetlenen biçimde gerçekleştiği konusunda yargı makamları arasında uyuşmazlık bulunmadığı görülmektedir.
Uyuşmazlığın konusu, sanığa yüklenen suçun unsurları yönünden oluşup oluşmadığına ilişkin bulunmaktadır.
Daire, sanığın sarf ettiği sözlerle amirini aşağılamaktan, onun şeref ve haysiyetine saldırmaktan ziyade, maruz kaldığını düşündüğü uygulamaya karşı eleştiri ve itiraz niteliğinde davranışta bulunduğunu, ancak eylemi ile saygı sınırlarını aştığını kabul etmiş; bu düşünce ilk iki tebliğnamede paylaşıldığı halde, Askerî Yargıtay Başsavcılığınca, sanığın sarf ettiği "Vicdansızlık yapamazsınız" sözü ile, amirinin şeref ve haysiyetine saldırıda bulunduğu, makam ve memuriyet otoritesini gölgelediği öne sürülmüştür.
Amire hakaret suçunun düzenlendiği, ASCK'nın 85'inci maddesinde hakaretin tarifi yapılmamıştır. Öğretide ve yargı kararlarında hakaret; bir kimseye şeref ve haysiyetine dokunacak şekilde bir fiil isnat etmek olarak tanımlanmaktadır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında; söylenen sözlerin hakaret oluşturup oluşturmadığının tespiti için, sözün hangi şartlar altında söylendiğinin, failin ve mağdurun durumlarının, sözün söylenme sebebinin araştırılması ve olayın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Drl.Krl.'nun 2.5.1969 tarihli ve 41-40 sayılı, 18.4.1985 tarihli ve 90-83 sayılı, 20.1.1994 tarihli ve 11-8 sayılı, 4.12.1997 tarihli ve 158-157 sayılı, 26.12.2002 tarihli ve 105-105 sayılı kararları bu doğrultuda bulunmaktadır.).
Sanık tarafından söylenen, "vicdansız" sözcüğünün amirinin vakar ve haysiyetini zedeleyici olduğu konusunda duraksama yoksa da; suçun sübutu için sadece sözün sarf edilmesi yeterli olmayıp, suçun manevi unsurunu oluşturan suç kastının da açıkça ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, sarf edilen sözlerin söylendiği yer, zaman ve sarf edilme nedenleri gözetildiğinde; sanığın bu sözleri eşini ve çocuklarını tedavi için Ankara'ya götürmesine müsaade edilmeyerek, kendisine haksızlık yapıldığını açıklamak amacıyla söylediği, amirine açıkça "vicdansız" demediği, onun adil olduğunu "vicdansızlık yapamayacağını" ifade ettiği, hakaret kastının bulunmadığı, ancak eylemi ile saygı sınırını aştığı sonucuna varılmış, mahkûmiyet hükmünün vasfa bağlı görev yönünden bozulmasına ilişkin Daire ilamında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy