(353 S. K. m. 16, 162, 176, 205) (1632 S. K. m. 30, 131) (765 S. K. m. 80, 230) (AYDK 28.06.2001 T. 2001/67 E. 2001/66 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, müteselsilen zimmet suçundan sanık hakkında beraat hükmüne bağlı olarak verilen; dava konusu olay nedeniyle meydana geldiği anlaşılan 4.297.830.000 TL hazine zararının tahsili hususunun takdiri ve ifasının saklı tutulmasına ilişkin talebin reddine dair kararın, beraat hükmünden bağımsız olarak askerî savcı tarafından temyizine yasal olanak bulunup bulunmadığıdır.
İstirdat ve tazminat davalarında yetki başlığı altında düzenlenen 353 sayılı yasanın 16'ncı maddesinin 1'inci fıkrasındaki; suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına kamu davaları ile birlikte askerî mahkemede bakılır. hükmü ile; istirdat ve tazminat davalarına bakma yetkisinin kural olarak; askerî mahkemeye ait olduğuna vurgu yapılmasına karşın, bu yetki, kamu davası ile birlikte bakılma koşuluna bağlı tutulmuştur. Nitekim bunun istinası, Ancak, askerî mahkemelerde kamu davasının kovuşturulmasına imkân kalmayarak, davanın adliye mahkemelerinde görülmesi gerektiği hallerde Devlet hakları özel kanuna göre kovuşturulur. şeklinde, aynı yasa maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenmiştir. Anılan Yasa maddesinin 2'nci fıkrasında yer alan; Askerî savcılar hazineye İlişkin zararları tespit ve iddianameye yazarak, askerî mahkemelerde kovuşturmak ve dava etmekle yükümlüdürler kuralı ile, hazine zararının takibinde askerî savcılara sorumluluk yüklenmiştir.
Somut olayda; müteselsilen zimmet suçundan sanık hakkında ASCK'nın 131/1, TCK' nın 80 ve ASCK'nın 30/A-B maddeleri uyarınca cezalandırılması istemini içeren kamu davası yanında, ayrıca, 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddesi uyarınca 4.297.830.000 TL tutarındaki maaş ve tazminatların, hak sahibi 66 erbaş ve ere ödettirilmesi istemiyle tazminat davasına da iddianamede yer verilmiştir. Esas hakkındaki mütalaada sanığın mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığından beraatına, ancak, iddiaya konu; 4.297.830.000 TL paranın tahsili hususunun idare tarafından gereğinin takdir ve ifasının saklı tutulmasına karar verilmesini isteyen askerî savcı, askerî mahkemece verilen beraat hükmüne yönelik temyize gelmediği gibi, davaya katılanın olmaması ve komutanın da aleyhe temyizinin bulunmaması karşısında, sanık hakkındaki beraat hükmü kesinleşmiştir. 353 sayılı Yasanın 16/1'inci maddesinde belirtilen; tazminat davasına ceza davasıyla birlikte bakılması olanağı kalmadığından, 353 sayılı Yasanın 16/2'nci maddesindeki hazine zararını takip yükümlülüğünü iddianameye taşıyarak yerine getiren askerî savcının, hazine zararının saklı tutulmasına karar verilmesi isteminin reddine dair, kesinleşen beraat hükmü içinde yer alan kararı, iddianame ve ilgili belgelerin onaylı suretleriyle birlikte 353 sayılı Yasanın 16/3'üncü maddesine göre hazine zararını özel kanuna göre kovuşturma yapılmak üzere ilgili mercie gönderilmesi gerekmektedir.
Bu husus, TCK'nın 230/2 ve 353 sayılı Yasanın 16'ncı maddelerine konu davada, sanığın 4616 sayılı Yasa kapsamındaki eyleminden ötürü TCK'nın 230/2'nci maddesine göre açılan kamu davasının ertelenmesine ve hazine zararı hususunda bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararın tümüne yönelik askerî savcının temyiz incelemesine ilişkin Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 28.6.2001/67-66 ve 28.6.2001/68-67 tarih ve sayılı kararlarında;
...353 sayılı Kanunun 16'ncı maddesi suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına kamu davaları ile birlikte askerî mahkemelerde bakılır.
Askerî savcılar hazineye ilişkin zararları tespit ve iddianameye yazarak askerî mahkemelerde kovuşturmak ve dava etmekle yükümlüdürler... hükmünü içermektedir.
Askerî savcı, bu madde hükmüne uygun davranarak sanık hakkında düzenlediği iddianameye hazine zararını yazıp, bu miktarın sanıktan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Bir başka ifadeyle ceza davası ile birlikte şahsi hak davası da açmıştır.
Ancak, suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına kamu davaları ile birlikte bakılmasının anılan yasa hükmü olması, buna karşılık sanığa yüklenen suç 4616 sayılı Yasa kapsamında bulunduğundan, kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesiyle kamu davasının askıda kalması nedeniyle, tazminat davasının yürütülebilmesine bu aşamada olanak bulunmaması karşısında, yerel mahkemece; hazine zararı hususunda bu aşamada karar vermeye yer olmadığına dair karar verilmiş olmasında, yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. İstem gibi hazine zararının takip ve tahsili haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi halinde de durum farklı olmayacaktı; her iki halde de, hazine zararının hukuk mahkemesinde takibine engel bir durum yoktur. 4616 sayılı Yasada istirdat ve tazminat davalarıyla ilgili bir düzenlemeye yer verilmediğinden, bu yasaya göre kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiğini belirleyen hukuk mahkemesinin, askıda kalan ceza davasıyla birlikte yürütülmesi olanağı kalmayan istirdat ve tazminat davalarını bağımsız olarak karara bağlamasında yasal bir engel bulunmamaktadır... şeklinde ortaya konulmuştur.
Diğer taraftan, 353 sayılı Yasanın 162/1'inci maddesindeki; hüküm, sanığın beraatına veya hükümlülüğüne veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veyahut ceza kanunları ile diğer kanunlarda belirtilen kararlardan birine dair olur. kuralı bağlamında, askerî savcının temyizine konu kararın hüküm niteliğini taşımadığı gibi, ceza kanunları kapsamında bir karar sayılamayacağında duraksama bulunmamaktadır. Maddenin son tümcesinde yer alan; diğer kanunlarda belirtilen kararlardan birine ait olup olmadığı değerlendirildiğinde; 353 sayılı Kanunun 162'nci maddesinde geçen diğer kanun teriminin, tek başına, 353 sayılı Kanunun 16'ncı maddesine göre verilen veya verilmesi talep edilmesine karşın, reddine dair kararları lafzen de kapsam dışında bıraktığı anlaşılmaktadır. Görevsizlik ve yetkisizlik kararlan 353 sayılı Kanunun 162'nci maddesinde yer almamakla birlikte, bu kararların temyiz olunabileceği ve iddianamenin bütün sonuçlarını meydana getirerek, aynı şartlara tâbi oldukları 353 sayılı Kanunun 176'ncı maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.2.1978/1-1 gün ve sayılı kararıyla görevsizlik kararları da hüküm kapsamında kabul edilmiştir.
Askerî Yargıtayın yaygın ve yerleşik kararlan yi a; 353 sayılı Kanunun 205'nci maddesi kapsamında verilen beraat hükmünün sanık tarafından temyiz edilemeyeceğine vurgu yapıldıktan sonra, beraat hükmü yanında verilen Hazine zararının saklı tutulmasına ilişkin kararlar tazmin hükmü niteliğinde görülmemiştir.
Bu açıklamalar ışığında, askerî savcının temyize geldiği kararın 353 sayılı Kanunun 162'nci maddesinde sayılan kararlardan olmaması, kesinleşen beraat hükmü nedeniyle 353 sayılı Kanunun 16/1'inci maddesine göre, tek başına askerî mahkemede görülmesine yasal olanak bulunmaması, bu nedenle askerî savcının aynı yasa maddesinin son fıkrasına göre takip hakkının bulunması karşısında, askerî mahkemenin hazine zararının tahsili hususunun takdiri ve ifasının saklı tutulmasına ilişkin talebin reddine dair kararı tek başına temyiz kabiliyeti bulunmadığından, temyiz isteminin reddi kararı yerine temyiz edilebilir bir karar değerlendirmesiyle, bu istemi tek başına temyiz incelemesine tabi tutan ve buna ilişkin mahkeme kararının onayan Daire kararının, Askeri Yargıtay Başsavcılığının temyizine atfen kaldırılarak, askerî savcının temyiz isteminin temyiz kabiliyeti bulunmadığından reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy