(1632 S. K. m. 87)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun sübuta erip ermediğine ilişkin bulunmaktadır.
Daire, yasaklama emrinin sanığa tebliğ edildiğinin kanıtlanamaması sebebiyle, yüklenen suçun unsurları yönünden oluşmadığı yargısına varırken; Başsavcılık, kışla içinde cep telefonu bulundurmanın yasak olduğuna ilişkin emrin, daha önce sanığa şifahi olarak tebliğ edildiği ve yüklenen suçunu unsurları yönünden oluştuğu görüş ve düşüncesini öne sürmektedir.
Sanık birliği komutanlığınca saptanan ilk ifadesinde; olay günü 14.00-16.00 saatleri arasında nöbetçi olduğunu ve saat 13.30'da yapılan içtimaya katılmadığını, dolayısıyla emrin kendisine tebliğ edilmediğini beyan etmiştir.
Sanığın savunması mahkemece araştırılmış, Akşehir İlçe Jandarma Komutanlığınca, sanığın olay günü 14.00-16.00 saatleri arasında 10 no.lu mevzi nöbetçisi olduğu, içtimada bulunmadığı, emrin sanığa içtimada tebliğ edilmediği, yapılan aramada cep telefonunun bulunacağını anlayan sanığın, telefonu kendisinin teslim ettiği bildirildiği hâlde, daha sonra içtimada bulunmayanlar listesinde sanığın adının bulunmadığı belirtilmiştir.
Kurulda öncelikle, davada noksan soruşturma bulunup bulunmadığı konusu tartışılmış; olayın 16.5.2003 tarihinde meydana geldiği, personelin atama, terhis ve emeklilik gibi nedenlerle olay yerinden ayrıldığı ve bu aşamada yapılacak soruşturmadan sağlıklı bir sonuç alınamayacağı değerlendirilerek, noksan soruşturma bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu aşamadan sonra, sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığı konusu değerlendirilmiştir.
ASCK'nın 87/1'inci maddesinin birinci cümlesinde yazılı emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşumu için;
1) Hizmete ilişkin bir emrin varlığı,
2) Emrin hiç yapılmamış olması,
3) Ve suçun genel kasıtla işlenmiş olması gerekmektedir.
28.2.2002 tarihinde silahaltına alınan sanığın, olay tarihinde on beş aylık asker olduğu görülmektedir. Bu süre içerisinde kışla, karargâh ve kurumlara cep telefonu sokulmasını ve kullanılmasını yasaklayan emirlerden haberdar olmadığı söylenemez. Kaldı ki, dosyada bulunan tutanak bunu doğrulamakta, konu ile ilgili olarak personele değişik zamanlarda sözlü tebligat yapıldığı belirtilmektedir. Buna rağmen, sözlü emirlerin göz ardı edildiği, Konya İl Jandarma Komutanlığının mesaj emri üzerine, yazılı bir emre ihtiyaç duyulduğu anlaşılmakta, eylemin dosyaya yansıyış biçimine göre, sanığın anılan yazılı emre uymadığı iddia edilmektedir. Sanığın ilk ifadesinin tespiti sırasında, sorulan soru ve emrin ilk cümlesi bu görüşü doğrulamaktadır.
Bu bağlamda, kışla içerisinde cep telefonu bulundurmanın yasak olduğuna ilişkin 53 no.lu günlük emir yayımlanmış, emir 16.5.2003 tarihinde saat 13.30'da yapılan içtimada personele okunmak suretiyle tebliğ edilmiş, cep telefonu bulunduranların derhal komutanlığa teslim etmeleri, arama sonunda cep telefonu ele geçirilmesi halinde ilgililer hakkında yasal işlem yapılacağı bildirilmiş ve hemen akabinde yapılan arama sonunda, sanığa ait çantada bir adet cep telefonu elde edildiği saptanmıştır).
Ancak; olay günü 14.00-16.00 saatleri arasındaki 10 no.lu mevzi nöbetçisi olduğu anlaşılan sanığın, saat 13.30'da yapılan içtimaya katılıp katılmadığının ve Konya İl Jandarma Komutanlığının emrine istinaden yayımlanan 53 no.lu günlük emrin, kendisine tebliğ edilip edilmediğinin tam olarak tespit edilememesi yanında, nöbeti sırasında telefonu teslim etme olanağının ve nöbetten sonra da telefonu teslim etmesi için makul bir sürenin bulunmadığı gözetilerek, Dairenin bozma ilâmının isabetli olduğu sonucuna varılmış ve Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy