(1632 S. K. m. 131) (765 S. K. m. 240) (5237 S. K. m. 257)
Diyarbakır 8'inci Ana Jet Üs Des.Grp.İs.Tb.K.'lığı emrinde görevli olan sanığın iş makinesi teknisyeni olarak çalıştığı, görev yaptığı süreçte makine ve parça temizliğini mazot ve benzinle yaptığı, mazotu onarım için gelen araçların depolarından, benzini ise, tabur komutanına tahsisli transit marka aracın arızalı olan deposundan temin ettiği, Ekim 2004 ayında Karacadağ Hava Radar Mevzi Kıt'a Komutanlığındaki bir iş için görevlendirilen sanığın, her Cuma günü çıkan rutin askerî servisle Karacadağ'a gitmesi gereğine rağmen, bu araca binmediği ve durumu komutanlarına da bildirmediği, ertesi gün olan Cumartesi günü özel araçla Karacadağ'a gitmeye karar verdiği, Uzm.Çvş. T.G. ye ait Renault 12 özel aracı ödünç aldığı, Cuma akşamı birliğe gelerek görevli erler Ş.T. ve T.T.'ye, tabur komutanına tahsisli askerî aracın deposundan 15-18 litre benzin çekmelerini ve özel aracın deposuna koymalarını söylediği, erlerin de askerî aracın deposundan çektikleri benzini özel aracın deposuna aktardıkları, durumun nöbetçi Er C.A. tarafından da görüldüğü, ertesi gün ailesi ile birlikte özel araçla Karacadağ'a giden sanığın görevi tamamladığı anlaşılmakta, maddi olayın yukarıda özetlenen biçimde oluştuğu konusunda yargılanma makamları arasında ihtilaf bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın konusunun suç vasfına ilişkin bulunduğu görülmektedir. Daire ilamında, bilinen usul ve yöntemlerin dışına çıkan sanığın, mevzuata aykırı hareket ederek, deposuna askerî benzin koydurduğu özel araçla görev yerine gitmesinin ve görevi yerine getirmesinin memuriyet görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilirken; Askerî Yargıtay Başsavcılığınca, sanığın görevi başka bir suç işlemek suretiyle yerine getirmiş olması nedeniyle, ifa edilen görevin atılı suçun niteliğine bir etkisinin bulunmadığı ve eylemin askerî eşyayı çalmak suçunu oluşturduğu öne sürülmektedir.
"Görevi kötüye kullanma" kavramı yasalarda tanımlanmamış, doktrinde ve uygulamada memurluk görevinin kanun ve nizamın gösterdiği usul ve esaslardan başka suretle yapılmış olması şeklinde kabul görmüştür.
Mülga 765 sayılı TCK'nın 240'ncı maddesinde düzenlenmiş olan bu suçun maddî (fiil) unsurunun:
1) Memurun herhangi bir şekilde kanunî yetkisini aşması;
2) Kanunun gösterdiği usul ve şekle uymaması;
3) Takdir yetkisini gayesi dışında kullanması;
4) Hareketinin kanun ve nizama uyduğu hâllerde, bu hareketin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi;
Biçiminde gerçekleşebileceği, suçun manevî unsurunun oluşumu için de genel kastın yeterli olduğu, gerek doktrinde ve gerekse uygulamada yerleşmiş ve kabul görmüş bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 257/1'inci maddesi ile yapılan düzenleme ile Mülga 765 sayılı TCK'nın 240'ncı maddesinin ana şekli korunmuş, ancak; memuriyet görevini kötüye kullanma suçu zarar suçu haline getirilerek, suçun oluşumu mağduriyet, zarar ya da haksız kazanç koşullarına bağlanmıştır. Doktrinde, 5237 sayılı TCK'nın 257/1'inci maddesinde yazılı "görevinin gereklerine aykırı hareket etme" biçimindeki maddî (fiil) unsurunun, yukarıda açıklanan dört durumu içerdiği ve suçun manevî unsurunun oluşumu için genel kastın yeterli olduğu kabul edilmektedir (Prof. Dr. M.E. ARTUK, Doç. Dr. A.GÖKÇEN, Yrd. Doç. Dr. A.C.YENİDÜNYA-5237 sayılı Kanuna Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6.Bası, s: 683-691; H.Tahsin GÖKCAN-5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Görevi Kötüye Kullanmak Suçu, Yargıtay Dergisi, C.31, Ekim-2005, s: 4).
Gerek 765 sayılı TCK ve gerekse 5237 sayılı TCK düzenlemelerine göre, memuriyet görevini kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, failin işlediği fiilin görevine giren bir konuya ilişkin olması gerekmektedir. Kamu görevlisi olmasına rağmen, o konuda görevi bulunmayan kimsenin, hukuka aykırı davranışının görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı söylenemez. Çünkü olmayan bir görevin ve yetkinin kötüye kullanıldığından söz edilemez. Konu 5237 sayılı TCK'nın 257'nci maddesinin gerekçesinde, "Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen fiilin, kamu görevlisinin görev alanına giren bir hususla ilgili olması gerekir" biçiminde açıklanmaktadır.
"Askeri eşya"; mülkiyeti Devlete ait olan ve kullanılması Silahlı Kuvvetlere bırakılan eşya olarak tanımlanmaktadır. (Hak. Alb. Hulusi ÖZBAKAN, Silahlı Kuvvetler Hukuk Rehberi, Ankara-1989, s: 31). Başka bir ifade ile, askerlik amaç ve menfaatlerine tahsis edilmiş eşya olarak da tanımlanabilmektedir.
Uyum ve kararlılık gösteren Askerî Yargıtay kararlarına göre, askerî eşyayı çalmak suçundan söz edilebilmesi için; bir kimsenin askerî bir eşyayı zilyedinin veya sorumlusunun rızası olmaksızın, faydalanmak için bulunduğu yerden alması gerekmektedir.
Dava konusu olayda, sanığın fiili işlediği sırada hizmetle ilgisi ve benzinle ilgili bir görevinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, eyleminin memuriyet görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüne hukukî imkân görülmemiş, ancak arkadaşından ödünç aldığı özel araca askerî araçtan benzin çektirmesi ve ertesi gün bu araçla görev yerine gitmesi, yanında ailesini de pikniğe götürmüş olduğu ve bunun sonunda menfaat sağladığı gözetildiğinde, eyleminin askerî eşyayı çalmak suçuna vücut verdiği sonucuna varılmıştır. (Askeri Yargıtay Drl. Krl.'nun 10.12.1965 tarihli ve 136-149 sayılı, 13.6.1969 tarihli ve 52-53 sayılı, 13.1.1978 tarihli ve 1-1 sayılı, 6.12.1990 tarihli ve 161-149 sayılı kararlan da aynı doğrultuda bulunmaktadır.)
Bu nedenle; Askerî Yargıtay Başsavcılığının isabetli görülen itirazının kabulüne, Dairenin bozma ilâmının kaldırılmasına ve dava dosyasının, temyiz incelemesine devam edilmek üzere Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy