(5271 S. K. m. 191, 289) (353 S. K. m. 83, 146, 159, 207) (1412 S. K. m. 236) (AYDK 22.11.2001 T. 2001/104 E. 2001/107 K.) (AYDK 24.12.1998 T. 1998/193 E. 1998/178 K.) (AYDK 07.07.2005 T. 2005/70 E. 2005/64 K.)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, sanığın sorgusunun usule uygun yapılıp yapılmadığına ilişkin bulunmaktadır.
Daire, tanıkların dinlenilmesi sırasında hazır bulunan sanığın, tanık beyanlarına karşı diyeceği sorulmadan önce, söz alarak her iki suç ile ilgili savunmasını yaptığı, bu nedenle adil yargılanma ve vicahîlik ilkelerinin ihlal edilmediği görüşünü kabul ederken; Başsavcılığın aksi görüşü öne sürdüğü görülmektedir.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesi; "Duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır.
Bu işlemden sonra, tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılırlar. Sanığın kimliği tespit edilir, hüviyetini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı hüviyetinin tutanağa geçirilmesi ile yetinilir. Kimlik tespitinden sonra askerî savcı; suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir.
Bundan sonra, 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır" düzenlemesini içermektedir.
Sorgunun usulü ise, Kanunun 83'üncü maddesinde; " Sorgunun başlangıcında sanığa isnat olunan suçun neden ibaret olduğu anlatılır.
Sorgu, sanığın kendi lehine söyleyeceği delillere engel olmamalıdır.
..." şeklinde düzenlenmiştir.
Benzer düzenleme, mülga 1412 sayılı CMUK'un 236/Son maddesinde; "iddianamenin okunması ve sanığın sorguya çekilmesi tanıklar hazır bulunmaksızın yapılır." biçiminde yer almıştır.
Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesinin, sanığın sorgusunu ve tanık ifadelerini içeren istinabe duruşma tutanakları bu açıdan incelendiğinde:
Askeri mahkemece, sanığın sorgu ve savunması ile tanık ifadelerinin tespiti için, Gürpınar Jandarma Komando Tabur Komutanlığına iki ayrı talimat yazıldığı, sanığın ve tanıkların talimatlar ve ekleri de eklenmek suretiyle, tek bir yazı ile Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesine gönderildikleri, istinabe mahkemesi olan Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesinde 8.3.2005 tarihinde, biri sanığın sorgusu diğeri tanıkların ifadelerinin tespiti için iki ayrı celse açıldığı;
Sanığın, sorgu ve savunmasının tespit edildiği tutanağa göre kimliğinin saptandığı, iddianamenin tebliğ edildiği ve diğer zorunlu usulü işlemlerin yerine getirildiği, savunma ve delillerinin sorulması üzerine, "...Daha önce askerî savcılıkta verdiğim ifademi tekrar ederim, ekleyecek bir husus yoktur." dediği, talimata ekli 7.2.2005 tarihli ve 6.11.2004 tarihli ifadelerinin okunduğu, sanığın bu ifadelerin doğru olduğunu bildirmesi üzerine de, duruşmaya son verildiği, tutanakta susma hakkını kullandığına ilişkin bir açıklığın bulunmadığı;
Aynı gün, tanıkların dinlenilmesi sırasında hazır olduğu anlaşılan sanığın da duruşma salonuna alındığı, sekiz tanığın sanığın huzurunda dinlenildikleri, tanık dinlenilmesi bittikten sonra sanığa söz verildiği, sanığın her iki suça ilişkin savunma yaptığı ve sorulması üzerine, aleyhine olan tanık beyanlarını kabul etmediğini söylediği görülmüştür.
Savunma hakkı, ceza muhakemesi süjesi olan, sanığın en önemli hakkıdır. Bu hakkın kutsallığı ve göz ardı edilemez olduğu hem insan haklan beyannameleri, hem de Anayasa ile güvence altına alınmış bulunmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Siyasi Haklar Sözleşmesinde bu hakla ilgili özel hükümlere yer verilmiş, savunma hakkının güvence altına alınıp gerçekleştirilmesinden sözleşmeye taraf devletler yükümlü tutulmuştur. Anayasanın 36'ncı maddesi, savunma hakkını temel haklardan biri olarak kabul etmiş, usul kanunlarında da savunma hakkının kısıtlanması mutlak temyiz sebepleri arasında sayılmıştır.(353 sayılı Kanun 207/H, 5271 sayılı CMK 289/1-h).
Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında ve gerekse doktrinde " sorguya çekilme", adil yargılanma hakkının bir parçası olarak kabul edilmektedir. Yasal kurallar çerçevesinde yapılacak sorgu, hem maddî gerçeğin aydınlatılması yönünden, hem de sanığın savunma hakkını kullanabilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu anlamda, sorgunun hiç veya kanunun öngördüğü şekilde yapılmaması, doğrudan kamu düzenini ilgilendiren yargılama hukuku normlarının ihlali anlamına gelmektedir.
Uyum ve kararlılık gösteren Askerî Yargıtay kararlarında "Önceki ifademi aynen tekrar ederim, ilâve edilecek bir husus yoktur." şeklindeki sorgunun, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğu kabul edilmektedir (Drl.Krl.'nun 24.12.1998 tarihli ve 193-178 sayılı, 22.11.2001 tarihli ve 104-107 sayılı kararları bu doğrultuda bulunmaktadır).
Bu tespitten sonra, aynı gün aynı mahkemede tanıkların dinlenilmesi sırasında hazır bulunan sanığın, tanık dinlenilmesi bittikten sonra yüklenen suçlarla ilgili olarak yapmış olduğu açıklamaların sorgu yerine geçip geçmediği irdelenmiştir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için, duruşmanın başlaması, sanığın kimliğinin tespiti, iddianamenin okunması ve sorguyla ilgili usul hükümlerinin incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Duruşmanın başlaması ve duruşma açıldıktan sonra sırasıyla yapılacak işlemler, kısacası duruşmanın merasimi 353 sayılı Kanunun 146 ve mülga 1412 sayılı CMUK'un 236 (5271 sayılı CMK'nın 191'nci maddelerinde düzenlenmiştir.
Yukarıda açıklanan bu düzenlemelere göre; duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanacak, bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılacaklardır. Hazır olan sanığın kimliği tespit edilecek, kimlik tespitinden sonra, askerî savcı iddianameyi okuyacaktır. Kanun, sanığın sorgusunun tanıklar hazır bulunmaksızın yapılmasını öngörmektedir.
Usul kuralları yargılama vasıtası olup, kamu düzenini ilgilendirmektedir. Kanunun uygulanmasını mecburi kıldığı bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması kanuna aykırılık oluşturur. Bu nedenle, duruşmanın esaslı merasimini gösteren ve uygulanması zorunlu olan kurallara hem istinabe edilen mahkemece, hem de yargılamayı yürüten mahkemece uyulması gerekmektedir.
Bu itibarla; tüm tanıklar dinlenildikten sonra söz verilen sanığın, bu açıklamaları tanıkların huzurunda yapmış olduğu gözetilerek, bu beyanların sorgu niteliğinde olmadığı, 353 sayılı Kanunun 159'uncu maddesi anlamında, sanığın tanık ifadelerine karşı diyeceklerinin tespitinden ibaret bulunduğu ve sanığın sorgusunun tespitinde baştan var olan hukuka aykırılığın, tanık dinlenilmesi aşamasında giderilemediği sonucuna varılmıştır. (Bazı Üyeler tanık dinlenilmesi aşamasında, sanıktan sorgu niteliğinde bir ifade alındığı gözetildiğinde, baştan var olan hukuka aykırılığın bu yolla giderildiği, adil yargılama gereklerinin yerine getirildiği, yapılan işlem açıkça sorgu değilse de, mahiyeti itibariyle sorgu ve savunmayı içerdiği görüşüyle, çoğunluk kararına katılmamışlardır).
Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazında emsal olarak gösterilen Drl.Krl.'nun 7.7.2005 tarihli ve 70-64 sayılı kararında geçen olayda, aynı yerde bulunan sanık ve tanıklar için iki ayrı talimat yazıldığı, bunun sonucu olarak sanığın ve tanıkların aynı mahkemede ve aynı tarihte ayrı ayrı dinlenildikleri, sanığın tanıklara soru sorma ve ifadelerine karşı beyanda bulunma hakkından mahrum bırakıldığı görülmüş, görülmekte olan davada sanığa bu imkanın sağlanmış olduğu gözetilerek; sanık ve tanıklar için iki ayrı talimat yazılmış olması, esasa etkili usul hatası olarak kabul edilmemiştir.
Diğer taraftan; tanıklar için yazılan talimata iddianamenin ve hazırlık ifadelerinin eklenmiş olduğu, istinabe mahkemesince de (mağdur hariç) tanıkların bu kapsamda dinlenildikleri, tanıklardan M.B. ve A.Ö.'nün aleyhte beyanlarına karşın, E.K. ve A.R.F.'nin, sanığın tehdit içeren sözü sarf ettiğini duymadıklarını ifade ettikleri, mağdur M.T' nin de usule uygun dinlenilmediği görülmüştür. Olaydan sonra düzenlenen ve M.T., A.R.F, A..Ö., E.K. tarafından imzalanan tutanağın, bir kısım tanık ifadelerinden farklı olduğu gözetildiğinde; istinabe evrakına bu tutanağın eklenmemiş olması nedeniyle, tanık ifadeleri arasında mukayese yapılmasına imkan sağlanmaması ve maddî olayın tam olarak ortaya konulamaması da usule aykırı bulunmuştur.
Bu nedenle; Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile, hükümlerin sanığın sorgusunun yöntemine göre tespit edilmemiş ve tanıkların usule uygun dinlenilmemiş olması yönlerinden, usule aykırılıktan bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy