(1632 S. K. m. 91) (353 S. K. m. 18, 220) (765 S. K. m. 450) (ASGK 28.12.1945 T. 1945/3864 E. 1945/6100 K.) (AYDK 28.05.1998 T. 1998/83 E. 1998/82 K.) (AYDK 24.02.2000 T. 2000/49 E. 2000/54 K.) (AYDK 05.07.2001 T. 2001/74 E. 2001/74 K.)
353 sayılı Yasanın 220/1'inci maddesinde yer alan Görev ve yetki hususundaki kararlarına karşı, askeri mahkemelerin direnme haklan yoktur. şeklindeki usul kuralı, kapsamı ve somut dosya bağlamında kurulumuzca ön mesele olarak görüşülmüştür;
353 sayılı Yasanın 220'nci maddesinin 1'inci fıkrasının son cümlesini oluşturan sözü edilen kuralın, bir önceki; ...Askeri Yargıtay, askeri mahkemenin usulsüz olarak kendisini görevli ve yetkili görmesinden dolayı hükmü bozmuş ise,... cümleyle birlikte ele alındığında neyi kapsadığı anlaşılmaktadır. Askeri mahkemelerin, usulsüz olarak kendisini görevli görmesi nedeniyle verdiği ve salt, bu yönden bozulan kararlara direnemeyeceği, bunun dışında; suç vasfına bağlı görevsizlik kararlarının, yine suç vasfına bağlı olarak bozulması halinde direnmenin, esasen suç vasfına ilişkin olduğu, görevsizlik kararının buna bağlı sonuç doğuran nitelikleri nedeniyle usulsüz verilmiş sayılamayacağı, bu nedenle, somut incelemenin suç vasfına ilişkin olması karşısında, yerel mahkemece direnme ile görevsizlik kararı verilmesinde usule aykırılık bulunmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır. (Son yıllardaki Askeri Yargıtayın uygulaması bu yönde olup, Askeri Yargıtay Drl.Krl.'nun 6.5.1993/45-44; 13.10.1994/108-108; 21.11.2001/101-106 gün ve sayılı kararlan buna örnektir.)
Yargılama aşamasında, 25.6.2003 tarihinde disiplinsizlik nedeniyle TSK' dan ilişiği kesilen sanık Uzm.J.II.Kad.Çvş. T.B.'nin, Ordu/Kumru İlçe Jandarma Komutanlığında görevli iken, aralarında gönül ilişkisi olduğu şüphesiyle eşi S.B. ile daha önce komutanlığını yapmış olan, Birecik İlçe J.K. J.Yzb. G.O.yu 27.02.2003 günü Birecik İlçe Jandarma Komutanlığı makam odasında, zimmetinde bulunan birlik komutanlığına ait silahla öldürdüğü maddî bir olgudur.
Olay sırasında asker olmaları nedeniyle; müteveffa Yzb. Gökhan'ın sanığın üst'ü olduğu, dosya içeriği ve oluşa göre, bunun sanık tarafından da bilindiği açıktır. Çözümü gereken husus: sanığın eyleminin, ASCK'nın 91'inci maddesinde düzenlenen; taarruz sonucu üst'ünü öldürmek suçunu mu? TCK'nın 450/4'üncü maddesinde düzenlenen; taammüden adam öldürmek suçunu mu? oluşturacağıdır.
Bir eylemin, her iki kanunda suç olarak öngörülmesi halinde, Askeri Ceza Kanundaki düzenlemenin, Türk Ceza Kanununa göre daha özel olması nedeniyle, Askeri Ceza Kanununun uygulanmasının gerekeceği açıktır.
Askeri Ceza Kanunun Üçüncü Babının Beşinci Faslında düzenlenen ve Askeri İtaat ve İnkıyadı Bozan Suçlar arasında bulunan ve bu niteliği itibarıyla de, sırf askeri suçlardan sayılan Amire ve üste fiilen taarruz suçu Askeri Ceza Kanunun 91 'inci maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddede, amir ve üstün kişiliğinde somutlaşan askeri otoritenin, ast'ın her türlü fiilî taarruzundan korunması amaçlanarak, taarruzun biçimine, yapıldığı ortama ve doğurduğu sonuçlara göre hafiften ağıra doğru çeşitli ve kesin yaptırımlar ön görülmüştür.
Maddenin ilk üç fıkrasında, Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinden ayrılınarak, suçun teşebbüs halinde kalması dahi, tamamlanmış suç gibi cezalandırılmıştır. Maddenin (4)'üncü fıkrasında ise, eylem sonucu amirin vücudunda tahribatın veya ölümün meydana gelmesi hali cezai yaptırıma bağlanmıştır. Burada eylemin tamamlanmış olması şart olduğundan teşebbüse yer verilmemiş, doğrudan doğruya eylemin doğurduğu sonuca göre ceza belirlenmiştir. (22.1.2004/5078 gün ve sayılı Yasanın 1 'inci maddesiyle yapılan değişiklik sonucu, ASCK'nın 91'inci maddesinin 3 ve 4'üncü fıkralarının yeri değiştirilmiş; üste fiilen taarruz sonucu ölümün meydana gelmesi hâli, 4'üncü fıkradan 3'üncü fıkraya alınmıştır.)
Askeri Ceza Kanunun 91 'inci maddesinde yer alan bu düzenleme ve Askeri Yargıtayın 28.12.1945 tarih ve 3864-6100 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı göz önüne alındığında; gerek tahribat veya ölüm gibi sonuç doğuran, gerek bu sonuçlar meydana gelmemekle birlikte, cismanî bütünlüğe yönelik her türlü fiilî taarruzda, taammüt ve öldürmeye ilişkin bir kastın ayrıca aranmasına gerek bulunmamakta ve fiilen taarruz kastıyla hareket edilmesi, suçun oluşması açısından yeterli olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, amir ve üstün vücut bütünlüğüne yönelik fiili taarruzlar, ASCK'nın 91'inci maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, en basit müessir fiilden öldürmeye kadar her türlü fiilî taarruz için, fiilin işleniş biçimine, suçun işlendiği ortama ve eylemin doğurduğu sonuca göre ceza tayin edilmiş olduğundan, bu gibi durumlarda Türk Ceza Kanununun kasten müessir fiil ve kasten adam öldürmeye ilişkin hükümlerinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Aksi düşüncenin kabulü hâlinde, sanığın zihninde oluşan ve sübjektif bir nitelik taşıyan suç işleme iradesine göre, kimi eylemlere üste fiilen taarruz, kimi eylemlere kasten veya taammüden adam öldürme, öldürmeye teşebbüs veya yaralama niteliklerini vermek gibi, farklı sonuçlar doğmasının yanı sıra, uygulamada birlik sağlanamayacağı ve çelişkiler meydana gelebileceği gibi, Askeri Ceza Kanununun 91'inci maddesinin konuluş amacına ve Kanunun sistematiğine de ters düşen bir durum yaratılmış olacaktır.
Dairenin bozma kararında belirtilenlerin dışında da; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.3.1968/30-28; 17.6.1993/56-55; 21.11.1996/172-166; 28.5.1998/83-82; 24.2.2000/49-54; 5.7.2001/74-74 gün ve sayılı kararlan da, özel düzenleme niteliğindeki ASCK'nın 91'inci maddesinin uygulaması gerektiğine ilişkindir.
Açıklanan yasal düzenleme ve yerleşik uygulamaya göre somut olayda;
Aralarında gönül ilişkisi olduğu şüphesiyle eşini ve daha önce komutanlığını yapmış olan Birecik İlçe J.K.nı Yüzbaşıyı, eşiyle birlikte gittiği Birecik İlçe J.K. odasında öldüren sanık Uzm. J.Çavuşun (daha sonra TSK ile ilişiği kesilmiş) maktul yüzbaşıya karşı eylemi, sebebi ne olursa olsun, ASCK'nın 91/3'üncü maddesinde özel olarak düzenlenen Üstünü öldürmek suçu kapsamında olduğundan, askeri mahkemenin, 765 sayılı TCK'nın 450/4'üncü maddesinde yer alan, taammüden adam öldürmek suçuna ilişkin vasıflandırmaya bağlı olarak direnmek suretiyle verdiği görevsizlik kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Sanığın eşi S.B.'yi taammüden öldürmek suçu tek başına askeri yargının görevine girmemekle birlikte, delillerin, çoğunluk kararıyla kabul edilen sanığın üstünü öldürmek suçuyla aynı olması karşısında, 353 sayılı Kanunun 18'inci maddesi anlamında bağlı suç kapsamında olması nedeniyle, bu suçtan yargı görevi de, askeri mahkemeye ait olduğundan, askeri mahkemenin bu suçtan direnme ile verdiği görevsizlik kararının da bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy