(1632 S. K. m. 63) (6183 S. K. m. 51)
İNCELEME KONUSU: Bakaya suçundan sanık Ter.P.Er Ahmet SEYMEN hakkındaki 3üncü Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinin 30.12.2004 tarihli ve 2004/956-673 E.K. sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanığın temyizi üzerine maddi olayın belirlenmesindeki hata nedeniyle bozulmasına ilişkin, Askeri Yargıtay 2nci Dairesinin 21.12.2005 tarihli ve 2005/1307-1302 E.K. sayılı ilâmına karşı, Askeri Yargıtay Başsavcılığının süresinde yapmış olduğu itirazın incelenmesidir.
OLAY VE İDDİA: 3üncü Kor. K.lığı Askeri Savcılığının 19.10.2004 tarihli ve 2004/758-404 E.K. sayılı iddianamesi ile; sanığın 10.07.2003-18.07.2003 tarihleri arasında bakaya suçunu işlediği öne sürülmüş ve ASCKnın 63/1-A maddesinin yedi günden sonra üç ay içinde gelenler cümlesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
HÜKÜM: 3üncü Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinin 30.12.2004 tarihli ve 2004/956-673 E.K. sayılı hükmü ile;
...İddianame, suç ve davet cetveli, askere sevk için çağrı pusulası, dava dosyasındaki nüfus ve sabıka kaydı ile diğer deliller incelendiğinde yükümlü adına 06.06.2003 tarihinde celp çağrı pusulası çıkarıldığı, tebligatın sanığın kendisine 06.06.2003 tarihinde yapıldığı, tebligatın geçerli ve yasal olduğu, celp çağrı pusulasının sevk gününden en az 15 gün önce tebliğ edildiği, sanığın 07.07.2003 tarihinde askerlik şubesinde hazır bulunması gerektiğinin bildirildiği, emsallerinin ilk kafilesinin 21.02.2003 tarihinde sevk edildiği, şubenin genel sevk tarihinin 09.07.2003 olduğu, nüfusa kayıtlı olduğu yerli askerlik şubesinin tabi olduğu celp ve sevk döneminde askerlik şubesine başvurmayan, celp pusulasında belirtilen tarihte askerlik şubesine müracaat etmeyen sanığın, 18.07.2003 tarihinde kendiliğinden askerlik şubesine müracaat ettiği, sanığın belirtilen sevk günleri arasında gelmemesinin ve öne sürdüğü mazeretlerin askerlik hizmetine tercih edilebilir, geçerli ve yasal bir özre dayanmadığı, böylece 10.07.2003-18.07.2003 tarihleri arasında müsnet bakaya suçunun tüm unsurları itibari ile oluştuğu... kabul edilerek, sanığın ASCKnın 63/1-a maddesinin yedi günden sonra üç ay içinde gelenler cümlesi, TCKnın 59/2 ve 647 sayılı Kanunun 4/1inci maddeleri uyarınca, 860.770.000-Lira ağır para cezası ile mahkûmiyetine, bu para cezasının sanıktan bir yıl içinde ikişer aylık altı eşit taksitle alınmasına, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde kalan miktarın tamamının sanıktan tahsiline, taksitlerin süresinde ödenmemesi nedeniyle kalan miktarın muaccel olduğu tarihten başlayarak ödenmeyen para cezasına 6183 sayılı Kanunun 51inci maddesinde belirlenen gecikme zammı uygulanmasına karar verilmiştir.
TEMYİZ: Hüküm sanık tarafından; kendisine sevk için çağrı tebligatı yapılmadığı ve zamanında birliğine katıldığı öne sürülerek temyiz edilmiştir.
TEBLİĞNAME: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 12.12.2005 tarihli ve 2005/5242 sayılı Tebliğnamesinde; hükmün uygulama yönünden bozulması ve para cezasının düzeltilerek onanması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
DAİRE KARARI: Askeri Yargıtay 2nci Dairesinin 21.12.2005 tarihli ve 2005/1307-1302 E.K. sayılı ilâmı ile;
...1111 sayılı Askerlik Kanununun 12nci maddesi bakayayı, Son yoklamada bulunarak numara ile veya numarasız asker edildikleri hâlde istenildikleri sırada gelmeyenlerle veya gelip de askerlik yapacakları kıtalara gitmeksizin toplandıkları yerlerden veya yollardan savuşanlar şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre hem istenilen tarihte şubeye gelmeyenler hem de şubeye gelip kıtasına sevkini yaptırdıktan sonra kıtaya katılmadan savuşanlar bakaya sayılmaktadır. Her iki hâl de birbirinden bağımsız olarak bakaya suçuna vücut vermektedir. Yani sevk edileceği tarihte gelmemekle, diğer unsurların da bulunması şartıyla bakaya suçu oluştuğu gibi, istenilen günde askerlik şubesine gelen bir yükümlünün verilen yol süresi içinde kıtasına katılmaması da bakaya sayılmaktadır.
Olayımızda sanık adına düzenlenen sevk için çağrı pusulasının 06.06.2003 tarihinde kendisine tebliğ edildiği ve 07.07.2003 tarihinde askerlik şubesine başvurmasının istenildiği, 15 günlük hazırlık süresinin 21.06.2003 günü saat 24.00da dolduğu, As.Yrg.D.Krl.nun 29.04.1977 tarih ve E. 43 K. 36 sayılı kararında da belirtildiği gibi, Bakanlıkça tayin edilen iki tarih arasında bir günde şubeye davet edilen mükelleflerden biri şubeye gelmediği veya gelip de yollarda savuşarak kıtasına gitmediği takdirde, aynı gün diğer arkadaşları sevk edilmiş olduğundan, şubeye davet tarihinin kanunda yazılı yaşıtların ilk kafilesinin sevk tarihi olarak kabulünün gerektiği, bu nedenle müsnet olayda suç başlangıç tarihinin 08.07.2003 olarak tespiti gerekirken, 10.07.2003 olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Sabit görülen maddi vakanın dosyadaki delillere uygun olması ve hükmün de bunlara dayanması gerekmektedir. Askeri Mahkemenin dosya içeriğinde olan bilgi ve belgelere aykırı şekilde suçun başlangıcını 10.07.2003 tarihi olarak kabul etmesinin yasaya aykırı bulunduğu.. kabul edilerek, hükmün maddi olayın belirlenmesindeki hata nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: Askeri Yargıtay Başsavcılığının 20.01.2006 tarihli ve 2005/5242 (İtiraz:13) sayılı Tebliğnamesi ile;
Asker Alma Yönergesinin İkinci Bölüm Dördüncü Kısmının Genel Esaslar Bölümünde, MSBlığınca aksi bildirilmediği sürece, yükümlülerin celp ve sevk işlemlerinin yapılacağı tarihler açıkça belirtilmiştir. Dört döneme yayılmış sevklerin tarihleri, belirli ayların 21 ve 27nci günleri arasıdır. Sevk tarihlerinin birer haftalık zaman aralığına konulmasının başlıca sebebi, sevk edileceklerin askerlik şubesinde yığılmalarının önlenmesidir. Bu idari bir tedbir olup, gelişen şartlara göre sevk dönemi ve tarihlerinin MSBlığınca değiştirilmesi mümkündür. Hatta sevk işleminin yükümlü açısından da kolaylaşmasını amaçlayan idare, Yönergeye bir hüküm koymuş ve isteyenlere sevk evraklarının on gün önceden verilebileceğini ve yükümlülerin isteklerine göre, genel sevk günleri içerisinde kalmak şartıyla, sevk günlerini kendilerinin belirleyebileceklerini öngörmüştür. Yönergenin Celp Ve Sevkin İcra Safhası bölümünün f bendinde yer alan bu düzenleme, arkadaşlarının ilk kafilesi ibaresine açıklık getirmektedir. Yükümlünün talebi üzerine, son sevk günü olan ayın 27sinde dahi sevke izin verildiğine göre, bu tarihin esas alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim uygulamada da celp ve sevk işleminden sonra bakaya kalanların tespiti yapılırken, çağrıldıkları tarih değil, genel sevkin son tarihi nazara alınmaktadır.
Bilindiği gibi, yerleşik Askeri Yargıtay kararlarında, saklı ve yoklama kaçağı suçları bakımından genel sevkin son tarihi suç başlangıç tarihi olarak benimsenmektedir. Bakaya kalan yükümlü de askerlik şubesine genel sevk dönemi içerisinde hiç uğramadığından, bakaya suçu yönünden de son sevk tarihinin suç başlangıç tarihi olarak kabulü yerinde olacaktır. Yine Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 30.09.2004 gün; 2004/98-121, 17.02.2005 gün; 2005/18-18, 03.02.2005 gün; 2005/13-13 ve 19.01.2006 gün; 2006/7-9 E.K. sayılı kararlarında da son sevk tarihi suçun başlangıç tarihinin belirlenmesinde esas alınmalıdır şeklinde bir sonuca ulaşılmıştır.
Somut olayımızda celp ve sevk işlemleri için genel sevk dönemi içerisinde yer alan-istenilen tarihte askerlik şubesine gelmeyen sanık, celp döneminin son gününde gelmiş olsaydı eğitim birliğine sevk işlemi yapılacak, emsallerine yetiştiğinden hareketi suç oluşturmayacaktı. şeklindeki görüşle, Daire kararının kaldırılarak hükmün diğer yönlerden incelenmesi için dava dosyasının Dairesine gönderilmesi istemiyle, Daire ilâmına itiraz edilmiştir
DAİRELER KURULU KARARI
Rapor okunup, Sözcü Üyenin açıklamaları dinlenildikten ve itirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra sürdürülen inceleme ve müzakere sonunda oluşan vicdani kanaate göre;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Aşamaları yukarıda özetlenen dava dosyasına göre; sanık adına çıkartılan sevk için çağrı pusulasının 06.06.2003 tarihinde kedisine tebliğ edildiği ve 07.07.2003 tarihinde sevk için Askerlik Şubesine çağrıldığı, sanığın emsallerinin Mayıs 2003 celp döneminde birinci grupta 21-27.05.2003, ikinci grupta 07-09.07.2003 tarihleri arasında askere yollandığı, istenilen tarihte Şubesine gitmeyen sanığın 18.07.2003 tarihine kadar geciktiği ve bu tarihte askere sevkini sağlattığı anlaşılmaktadır. Maddi olayın bu şekilde oluştuğu konusunda yargılama makamları arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın konusunun, bakaya suçunun başlangıç tarihinin tespitine ilişkin bulunduğu görülmektedir. Daire, sanıkla birlikte aynı gün çağrılan diğer yükümlülerin sevk edilmiş olmaları nedeniyle, yaşıtlarının ilk kafilesinin sevk tarihi olarak, sanığın Askerlik Şubesine çağrıldığı tarih olan 07.07.2003 tarihinin esas alınması gerektiğini öne sürerken; Başsavcılık, suçun başlangıç tarihinin sanığın yaşıtlarının son sevk günü olan 09.07.2003 tarihi esas alınarak tespiti gerektiği görüşündedir.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 12nci maddesinde bakaya; ...son yoklamada bulunarak numara ile veya numarasız asker edildikleri hâlde istenildikleri sırada gelmeyenlere veya gelip de askerlik yapacakları kıtalara gitmeksizin toplandıkları yerlerden veya yollardan savuşanlara bakaya... denir şeklinde tanımlanmaktadır.
ASCKnın 63üncü maddesi; Kabul edilecek bir özrü olmadan barışta bakayalarla, yoklama kaçağı veya saklılardan yaşıtlarının veya birlikte işleme bağlı arkadaşlarının ilk kafilesi yollanmış bulunanlar... düzenlemesini içermektedir.
Bakayanın tanımı Askeri Ceza Kanununda yer almadığından, idari kanun niteliğinde olmasına karşın, suçun kendine özgü yapısı gözetilerek, 1111 sayılı Askerlik Kanunundaki tanımdan yararlanmak gerekecektir. Ancak, bu tanım bakaya suçunun unsurlarını belirlememekte, sadece bakayalık kavramına açıklık getirmektedir. Bakaya suçunun unsurları, ceza hukukunun genel prensipleri uyarınca, Ceza Kanununda aranmalıdır. Bu nedenle; 1111 sayılı Askerlik Kanununun 12nci maddesinde istenildikleri sırada gelmeyenlere şeklinde bir belirleme bulunmakta ise de, bu ibarenin, bakaya suçunun Askeri Ceza Kanununda düzenlenmiş kurucu unsurlarının önüne geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, ASCKnın 63üncü maddesinde öngörülen yaşıtlarının veya birlikte işleme bağlı arkadaşlarının ilk kafilesi yollanmış bulunanlar unsuru, asıl dikkate alınması ve yorumlanması gereken kurucu öğe olarak kabul edilmelidir.
Arkadaşlarının ilk kafilesi ibaresinin anlamını ortaya koymak bakımından, Askerlik Kanunu ve MSY 70-1C Asker Alma Yönergesi hükümleri ve düzenlemelerinin irdelenmesi gerekmektedir.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 89uncu maddesi; Numaralı veya numarasız asker edilmiş mükellefler, yapılan davet üzerine birlikte sevk edilecekleri arkadaşlarının sevki gününe kadar gelmez ve... şeklinde hüküm içermektedir.
Asker Alma Yönergesinin İkinci Bölüm Dördüncü Kısmının Genel Esaslar Bölümünde; MSBlığınca aksi bildirilmediği sürece, yükümlülerin celp ve sevk işlemlerinin yapılacağı tarihler açıkça belirtilmiş bulunmaktadır. Dört döneme yayılmış sevk tarihleri, belirli ayların 21 ve 27nci günleri arasındadır. Sevk tarihlerinin birer haftalık zaman aralığına konulmasının başlıca sebebi, sevk edileceklerin askerlik şubelerinde yığılmalarının önlenmesidir. Bu idari bir tedbir olup, gelişen şartlara göre sevk dönemi ve tarihlerinin MSBlığınca değiştirilmesi mümkündür. Hatta sevk işleminin yükümlü açısından daha da kolaylaşmasını amaçlayan idare, Yönergeye bir hüküm koymuş ve isteyenlere sevk evrakının on gün önceden verilebileceğini ve yükümlülerin isteklerine göre, genel sevk günleri içerisinde kalmak şartıyla, sevk günlerini kendilerinin belirleyebileceklerini öngörmüştür. Yönergenin Celp Ve Sevkin İcra Safhası Bölümünün f bendinde yer alan bu düzenleme, arkadaşlarının ilk kafilesi ibaresine açıklık getirmektedir. Yükümlünün talebi üzerine, son sevk günü olan ayın 27sinde dahi sevke izin verildiğine göre, bu tarihin esas alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim uygulamada da celp ve sevk işleminden sonra bakaya kalanların tespiti yapılırken, çağrıldıkları tarih değil, genel sevkin son tarihi nazara alınmaktadır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında, saklı ve yoklama kaçağı suçları bakımından genel sevkin son tarihini takip eden gün suçun başlangıç tarihi olarak benimsenmektedir. Bakaya kalan yükümlü de askerlik şubesine genel sevk dönemi içerisinde hiç uğramadığına göre, bakaya suçu yönünden de son sevk tarihini takip eden günün suçun başlangıç tarihi olarak kabulü yerinde olacaktır. (Drl.Krl.nun 19.01.2006 tarihli ve 7-9 sayılı, 30.09.2004 tarihli ve 98-121 sayılı, 03.07.2003 tarihli ve 64-64 sayılı, kararları da bu doğrultuda bulunmaktadır).
Daire ilâmında emsal gösterilen Drl.Krl.nun 29.04.1977 tarihli ve 43-36 sayılı kararında geç iltihak suretiyle bakaya suçunun irdelendiği, dolayısıyla görülmekte olan dava ile benzerliğinin bulunmadığı gözden uzak tutulmamalıdır. Genel sevk dönemi içerisinde askerlik şubesine gelen yükümlüye ait sevk pusulasına sevk tarihi yazılmış olduğundan, bu tarihte gelip de sevkini sağlatan arkadaşlarının varlığı nedeniyle, bu kişi yönünden arkadaşlarının ilk kafilesinin yollanmış olması unsuru gerçekleşmiş olmaktadır. Ancak; genel sevk dönemini geçiren yükümlü için böyle bir somutlaştırma söz konusu olmadığından, son sevk tarihini takip eden günün suçun başlangıcı olarak esas alınması yerindedir.
Bu nedenle; Askeri Yargıtay Başsavcılığının isabetli görülen itirazının kabulüne, Daire ilâmının kaldırılmasına ve dosyanın temyiz incelemesine devam edilmek üzere Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Askeri Yargıtay Başsavcılığının yerinde görülen itirazının, 353 sayılı Kanunun 224üncü maddesi uyarınca KABULÜNE;
Askeri Yargıtay 2nci Dairesinin 21.12.2005 tarihli ve 2005/1307-1302 E.K. sayılı bozma ilâmının KALDIRILMASINA;
2) Dava dosyasının temyiz incelemesine devam edilmek üzere Askeri Yargıtay 2nci Daire Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE;
16.02.2006 tarihinde OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy