(5271 S. K. m. 191) (353 S. K. m. 146) (1412 S. K. m. 236) (AYDK 30.12.2004 T. 2004/187 E. 2004/181 K.) (AYDK 06.01.2005 T. 2005/5 E. 2005/3 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iddianamenin sanığa tebliğ amacıyla askerî mahkeme hakimi tarafından duruşmada okunmasına rağmen, ayrıca askerî savcı tarafından okunmamasının hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceğine ilişkin bulunmaktadır.
Daire, iddianamenin askerî mahkeme hâkimi tarafından okunmuş olması nedeniyle, iddianamenin duruşmada okunmasını gerekli kılan usulü ihtiyaçların karşılanmış olduğu, bu anlamda değinilen usule aykırılığın, hükmün özünü ve sıhhatini etkilemediği görüşünü kabul ederken; Başsavcılık iddianamenin sanığa tebliğ için askerî mahkeme hakimi tarafından okunmasıyla, askerî savcı tarafından okunmasının farklı amaçlara hizmet ettiği, iddianamenin askerî savcı tarafından okunmasının ceza yargılanmasını başlatan esaslı bir usulü işlem olmasının yanında, alenîlik ilkesi yönünden de gerekli bulunduğu görüşünü öne sürmektedir.
353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesi; "Duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır.
Bu işlemden sonra, tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılırlar. Sanığın kimliği tespit edilir, hüviyetini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı hüviyetinin tutanağa geçirilmesi ile yetinilir. Kimlik tespitinden sonra, askerî savcı suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanunî unsurları ile, uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle, iddianameyi özetleyerek okuyabilir. Bundan sonra 83'üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır" hükmü içermektedir.
Konu mülga CMUK'un 236'ncı maddesinde; "Duruşmaya tanıkların yoklamasıyla başlanır.
Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tespit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135'inci maddeye göre sanık sorguya çekilir..." biçiminde düzenlenmiş bulunmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 191/3'üncü maddesinde de; "İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur." şeklinde düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
Görüldüğü gibi, gerek 353 sayılı Kanunun 146/2 ve gerekse mülga 1412 sayılı CMUK'un 236/2 ve 5271 sayılı CMK'nın 191/3'üncü maddeleri; son soruşturmanın özelliklerinden olan "alenilik" ve "sözlülük" ilkelerine uygun düzenlemeye yer vermiş ve iddianamenin yargılamaya başlanmadan önce mutlaka okunmasını öngörmüştür. Buna karşın, 1412 sayılı CMUK'da ve 5271 sayılı CMK' da iddianamenin kim tarafından okunacağı açıkça belirtilmediği halde, 353 sayılı Kanunun 146/2'nci maddesinde iddianamenin askerî savcı tarafından okunacağı hükme bağlanmıştır.
İddianamenin duruşmada okunmasının temel amacı, kamunun ve tarafların yargılama konusu uyuşmazlık hakkında bilgi sahibi olmalarının sağlanmasıdır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askerî Yargıtay kararlarında, iddianamenin duruşmada okunması aleniyet ilkesinin gereği olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Aleniyet ilkesi, kamunun ve yargılama taraflarının her türlü yargılama faaliyetinden haberdar olmalarını veya haberdar olma imkânına sahip bulunmalarını öngörmektedir. Ceza yargılamasını başlatan esaslı bir belge veya karar olması sebebiyle, iddianamenin okunmasının aleniyet ilkesi yönünden önemi açıktır.
Buna karşın, iddianamenin okunması işleminin gereği gibi ifa edilip edilmediğinin denetiminde, yasanın ruhu ve amacı bir yana bırakılarak, şekli bir incelemeyle sonuca varılmasının isabetli olmayacağı da, gözden uzak tutulmamalıdır. Bu nedenle, aleniyet ilkesinin gereklerine uyulup uyulmadığı değerlendirilirken, her yargılama faaliyetinin kendi özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Konuya yukarıdaki açıklamalar ışığında bakıldığında; 20.3.2003 tarihli ilk oturumda sanığın kimliği tespit edildikten sonra, iddianamenin kendisine tebliğ edilmediğinin anlaşılması üzerine, askerî mahkeme hâkimi tarafından iddianamenin tarihî ve sayısı da belirtilerek okunmak suretiyle sanığa tebliğ edildiği, sanığın savunmasını "hazırlamak "için bir haftalık süreyi kullanmak istediğini ifade etmesi üzerine, duruşmanın 27.3.2003 tarihine bırakıldığı, bu oturumda yasal hazırlık süresinden feragat ettiğini beyan eden sanığın, sorgu ve savunmasının saptandığı anlaşılmaktadır.
İddianamenin eksik okunduğu veya gereği gibi okunmadığı konusunda herhangi bir iddia, itiraz veya temyiz sebebi öne sürülmediği gibi; iddianameyi düzenleyen askerî savcı yargılamanın ilk iki oturumuna katılmış ve yetkisizlik iddiasında da bulunmamıştır.
Ayrıntıları Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 30.12.2004 tarihli ve 187-181 sayılı, 6.1.2005 tarihli ve 5-3 sayılı kararlarında açıklandığı gibi, askerî mahkemenin iddianamenin okunmasına ilişkin uygulaması, duruşmanın ne şekilde başlayacağına ilişkin 353 sayılı Kanunun 146'ncı maddesine aykırı olmakla birlikte, açık olarak yapılan yargılamanın ilk oturumunda sanığa iddianamenin tebliği amacıyla tamamının okunmuş olması nedeniyle, iddianamenin duruşmada okunmasını zorunlu kılan usulü ihtiyaçların karşılanmış olduğu, tarafların yargılamaya esas iddia ve suçlamayı öğrenmelerine ve kamunun uyuşmazlık konusu mesele hakkında bilgi sahibi olmalarına imkan sağlandığı, bu yönüyle değinilen usule aykırılığın, hükmün özünü ve sıhhatini etkilemediği sonucuna varılmış ve Askerî Yargıtay Başsavcılığının itirazı reddedilmiştir.
İtiraz tebliğnamesinde yer almamakla birlikte, tebliğnamede hükmün gerekçeden yoksun olduğu öne sürülmüş ve konu görüşme sırasında kurul üyeleri tarafından gündeme getirilmiş olduğundan; itiraza atfen hükmün gerekçesinin yeterli olup olmadığı hususu da incelenmiştir.
Gerekçenin tanımı yasalarda yer almamakla birlikte, gerekçenin neleri içermesi gerektiği yönünde düzenlemeler bulunmaktadır.
AİHM kararları, Anayasanın 141/3'üncü maddesi ve 353 sayılı Kanunun 50, 173, 180 ve 207'nci maddeleri düzenlemeleri birlikte gözetildiğinde; ceza yargılamasına ilişkin hükmün gerekçesinde, maddi olaya ilişkin sorunların çözülmesinde kullanılan deliller ile, sabit kabul edilen olayın gösterilmesi, hukukî nitelendirme koşullarının uyuşmazlık konusu olayda gerçekleştiğinin dayanaklarının belirtilmesi, cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin olarak yapılan uygulama nedenlerinin belirtilmesi zorunlu görülmekte, gerekçenin akla, bilime ve dosya içeriğine uygun olması, eksik ve kendi içinde çelişkili olmaması gerektiği kabul edilmektedir.
İnceleme konusu hükümde, iddia ve savunmanın ortaya konulduğu, maddi vakıanın ne şekilde gerçekleştiğinin açıklandığı, sübuta ilişkin delillerin neler olduğunun belirtildiği, sanığın savunmasına neden itibar edilmediğinin ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin uygulama nedenlerinin açıklandığı görülmüş, hükmün gerekçenin yeterli ve yasal olduğu sonucuna varılmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy