(353 S. K. m. 136, 227) (AYGK 09.06.1995 T. 1995/1 E. 1995/1 K.) (AYDK 12.02.2004 T. 2004/35 E. 2004/27 K.) (AYDK 15.04.2004 T. 2004/72 E. 2004/65 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Askerî Yargıtay bozma ilâmına karşı beyanının tespiti gereken sanıkla ilgili olarak, 353 sayılı Kanunun 227/son maddesinde öngörülen, bulunmama koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin bulunmaktadır.
Daire, bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulması için, dosyada bulunan tüm adreslerinden aranmasına rağmen bulunamayan sanığın, daha ağır ceza içermeyen kanun hükmünün tatbiki suretiyle cezalandırılmasında, herhangi bir isabetsizlik görmemiş; Başsavcılık ise, sanığın bilinen adreslerinden gereği gibi araştırılmadığı, bunun sonunda savunma hakkının kısıtlandığı görüşüyle Daire ilamına itiraz etmiştir.
Sanığın mahkûmiyetine ilişkin olarak kurulan ilk hükmün, Askerî Yargıtay 2'nci Dairesinin 28.10.2003 tarihli ve 2003/1058-1047 E.K. sayılı ilamı ile bozulması üzerine, mahkemece sanığın Askerî Yargıtay bozma ilâmına karşı diyeceklerinin tespiti için, Batman Beşevler Mahallesi 1204 veya 1304 sokak No: 16 adresi itibarıyla Batman Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı ve birliğinden çağrıldığı;
Batman Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimatın, sanığın adresinden ayrılarak İstanbul'a gittiğinden bahisle, bila ikmal iade edildiği, birliği komutanlığınca da, sanığın terhis edildiğinin ve Batman Beşevler Mahallesi 1303 Sokak No: 16'da oturduğunun bildirildiği;
Bunun üzerine, bildirilen yeni adresi itibarıyla, sanık hakkında Batman Asliye Ceza Mahkemesine yeniden talimat yazıldığı, bu talimata da, sanığın İstanbul'da oturduğundan ve bimekan takımından olduğu ndan bahisle cevap verildiği;
Bu kez, sanığın bulunabileceği adreslerin Batman Emniyet Müdürlüğünden sorulduğu ve aynı cevabın alındığı, 2.8.2004 tarihli oturumda, Askeri Yargıtay bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti için, gıyaben tutuklanmasına karar verildiği, gıyabî tutuklama kararının infaz edilememesi üzerine, 29.12.2004 tarihli oturumda, Bulunamadığı için, bozmaya karşı beyanı tespit edilemeyen sanık hakkındaki duruşmanın, 353 sayılı Kanunun 227/Son maddesi uyarınca gıyabında yürütülmesine karar verildiği ve mahkûmiyet hükmü kurulduğu saptanmıştır.
353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine, 11.8.1983 tarihli ve 2875 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra: Sanık veya müdahilin bulunmamaları nedeni ile, bozmaya karşı beyanları tespit edilememişse, duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, sanığın herhalde dinlenilmesi gerekir. amir hükmünü içermektedir. Bu maddede geçen, bulunmama kavramı, hükümet teklifinde bulunamama şeklinde kaleme alınmış iken, Millî Güvenlik Konseyi Milli Savunma Komisyonunda bulunmama biçiminde kabul edilerek kanunlaşmıştır. Oysa bozmadan önceki devreye ilişkin 353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesine yine, 2875 sayılı Kanun ile son fıkra eklenirken: bulunamama unsuru korunmuş ve iki madde arasında farklılık yaratılmıştır. Bu farklılığın hukuki sonuçlarını değerlendirmek bakımından, aşağıda sıralanan yasa ve tasarı maddeleri ile yüksek yargı kararları dikkate alınmalıdır.
353 sayılı Kanunun 136'ncı maddesinin son fıkrasındaki bulunamama şartına açıklık getiren, As. Yarg. İçt. Brl. Krl.'nun 9.6.1995 tarihli ve 95/1-1 E-K sayılı kararında; ...bilinen adreslerden aranması ve buna rağmen bulunamaması şeklinde değerlendirmek gerekmektedir. Belki, bu aşamada bir yoruma gitmekten söz edilebilir. Ancak, o durumda dahi, konuyu var olan adresler dışında aranmaya kadar götürmek, kanunun ruh ve esprisine aykırı olur. Çünkü 2875 sayılı Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere, amaç; askeri mahkemelerin ve özellikle sıkıyönetim mahkemelerinin daha hızlı ve etkin çalışabilmesini sağlamaktır. saptamasına yer verilmiş, Daireler Kurulunun 353 sayılı Kanunun 227'nci maddesine ilişkin, 27.11.1986 tarihli ve 1986/138-118 E-K sayılı kararında; Bu hükmü, geçici adreslerinde bulunamayan sanığın, dosyadaki bilinen ikamet adresin son bir defa daha aranarak, buna rağmen davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen, duruşmaya gelmemesi hâlinde, davasının gıyabında bitirilebileceği şeklinde anlamak gerekir. denilmek suretiyle uygulamaya yön verilmeye çalışılmıştır.
Diğer yandan; Anayasamız, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını amaçlamış ve bunun yargının görevi olduğunu açıkça belirtmiştir.
Bozma ilamına karşı, beyanının tespiti için arandığı 5.12.2003 tarihinden, gerekçeli hükmün tebliği için arandığı 7.6.2005 tarihleri arasındaki süreçte bu adreslerinde bulunmayan sanık, kararın tebliğ edildiği tarihte ikametgâhına dönmüş durumdadır.
Sanığın, sonradan herhangi bir nedenle bu adrese geri dönmüş olmasının, bu kişinin evvelce adresinde aranmasına rağmen, bulunmamış olması şeklindeki gerçeği değiştiremeyeceği açıktır.
Kaldı ki; askerî mahkeme; sanığın tebligata yarar diğer adreslerinin araştırılması için, üstüne düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine karşın, sanığın temini mümkün olmamıştır.
Hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suçtan dolayı yargılandığını bilmesine rağmen, ikametgâhını geçici süreyle değiştiren sanık, bulunduğu yer adresini ne askerî mahkemeye ne de başka bir yetkili mercie bildirmemiştir.
Sanığın, önceki mahkûmiyetine oranla daha ağır bir cezaya çarptırılmamış olmasından dolayı, 353 sayılı Kanunun 227/3'üncü maddesinin tatbikini engelleyen bir durum söz konusu olmadığı gibi, esasen temyiz dilekçesinde de, bu doğrultuda bir iddiaya yer verilmemiştir.
Bu itibarla; sanığı Askerî Yargıtay bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespiti için, bilinen tüm adreslerinden arayan, ancak bu kişinin geçici olarak yer değiştirmesinden ötürü beyanını tespit edemeyen askeri mahkemenin; 353 sayılı Kanunun 227/Son maddesinin tanıdığı usulü imkân dâhilinde hareket ederek, davanın sanığın yokluğunda sürdürülmesine karar vermesinde kanuna aykırı bir yön görülmemiştir. (Askerî Yargıtay Drl.Krl.'nun 12.2.2004 tarihli ve 35-27 sayılı, 15.4.2004 tarihli ve 72-65 sayılı, 29.4.2004 tarihli ve 79-72 sayılı kararları da bu doğrultuda bulunmaktadır.).
İlk hükmün kendisine tebliğinden sonra, aleyhindeki delilleri öğrenen ve hükmü temyiz eden sanığın, savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceği gözetilerek, Başsavcılığın kabule değer görülmeyen itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy