(5271 S. K. m. 206, 219) (353 S. K. m. 147)
1) Askeri savcı tarafından dosya kendisine verilip incelettirilerek, usulüne uygun bilirkişi tayin edilip mütalâası alınan Elk.Müh.Hv.İs. Atğm. S.K.'nın, yargılama evresinde terhisi nedeniyle yazılan talimat üzerine, istinabe mahkemesince tanık olarak yemini yaptırılarak, tespit edilen beyanında, dosyada bilirkişilik yaptığını belirterek, yine bu yönde görüş bildirdiği, talimata ekli beyanı okunduğunda bunu tekrarladığı, askerî mahkemece, bu beyanın geçildiği ve bilirkişi olarak ifadesi alınmadığı için, yeniden talimat yazılmasına ilişkin 31.12.2003 tarihli duruşma tutanağında subay üyenin imzası bulunmamakla birlikte, başka bir işlem yapılmadığı, yeniden yazılan talimat uyarınca, istinabe olunan mahkemece bu kez, tanık-bilirkişi olarak yemini yaptırılarak beyanı saptanan bilirkişinin, ekli mütalaasını tekrarladığı, ancak bununla da yetinmeyen askerî mahkemenin, yeniden yazdığı talimat uyarınca bilirkişinin, bilirkişi olarak kimliği tespit edilerek ifadesinin belirlendiği; önceki mütalaasını tekrar ettiği, okunan bu beyanının, sanıkların yokluğunda sürdürülen yargılamada askerî savcının bir diyeceği olmadığı saptanarak, askeri mahkemece yeterli görüldüğü, gerekçeli kararın 2. sahifesinde de "Askerî savcılıkça bilirkişi olarak dinlenilen ve mahkememizce de, istinabe suretiyle beyanları tespit edilen bilirkişi yeminli mütalaasında; ölüm olayının tamamen müteveffanın kusurlu hareketinden ileri geldiği...." şeklinde değerlendirildiği görülmektedir.
Bu bağlamda;
a) Subay üyenin imzası bulunmadığı duruşma tutanağının, esasa ilişkin bir yargısal işlem içermemesi nedeniyle, usule aykırı olmakla birlikte, bozmayı gerektirmemektedir.
b) Yukarıda açıklandığı üzere, birkaç kez talimat yazılan bilirkişinin beyanının, tanık-bilirkişi şeklinde usulüne uygun kimlik tespiti ve yeminli alınması nedeniyle verine getirilmiş sayıldığı halde, askerî mahkemece son talimatın fazladan yazılmış olduğu, askerî savcı tarafından dosya incelettirilerek, mütalâası alınan Elk. Müh. bilirkişinin bu görüşünden sonra, dosyaya bunun aksini gösterir bilgi, belge ve beyanın girmemesi karşısında, dosya suretinin gönderilmesine gerek olmaması; yargılamada yüze karşılık ilkesi gereği, soruşturma aşamasında mütalâası alınan bilirkişinin terhisi nedeniyle, istinabe suretiyle belirtildiği şekilde beyanın saptanmasında usule aykırılık bulunmamaktadır. İçeriği yukarıda açıklanan gerekçeli karardan, bilirkişinin istinabe suretiyle alınan ifadelerinin de esas alındığı anlaşıldığından, usule aykırılık söz konusu değildir.
2) Ayrıca, yazılan talimat uyarınca sorgu ve savunması istinabe suretiyle saptanan sanıklardan A.B.'nin, daha sonra ilk duruşmaya geldiğinde yeniden sorgusunun saptanması, gelen yazılı ve sözlü delillere karşı diyeceğinin sorulması da, "sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ikamesine başlanır" şeklindeki 353 sayılı Yasanın 147/1'inci maddesindeki usul kuralına aykırılık oluşturmamaktadır.
Bu tespit ve dosya içeriğine göre; temyiz incelemesinde Dairece, hükümleri onanan sanıklar hakkındaki beraatla sonuçlanan davanın yargılamasında, bozmayı gerektirir bir usul hatasına rastlanılmadığından, Başsavcılığın bu yöndeki itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy