(1632 S. K. m. 81)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunun sübutuna yöneliktir.
Daire; sanığın, bölükteki spor hizmetine katılmaktan muaf tutulmak suretiyle, askerlikten kısmen de olsa kurtulmak amacıyla, kendini böbrek taşı hastası gibi göstermek için on adet taş yuttuktan sonra, bir kez birlik revirine giderek muayene olduğu, ardından kendisini iki kez hastaneye sevk ettirdiği, yapılan ilk muayenesinde taş yuttuğunun derhal ve kolaylıkla farkına varılamayıp, birkaç kez muayene ve tetkik işlemine tabi tutulduğu ve bu süre zarfında kışladan uzak kalarak, istediği neticeyi kısmen elde etmiş olduğu, diğer bir anlatımla neticenin (kısmen dahi olsa) gerçekleşmiş bulunduğu, bu nedenle de artık yapılan desisenin, aldatıcılık (kandırıcılık) niteliğini taşıyıp taşımadığının aranmasına gerek olmadığını kabul ederken;
Başsavcılık; ASCK'nın 81/1'inci maddesinde yer verilen ... hizmetten ... kısmen kurtulmak halinin, ilamda kabul edilenden daha geniş ve kalıcı olmasının gerektiği, bunun ise, ancak, yapılan hilenin kandırıcılık özelliğine sahip olması ile mümkün olduğu, kandırıcılık özelliğinin de hileli hareketin, amaçlanan sonucu meydana getirmeye elverişli olması ile gerçekleşeceği, oysa sanığın hileli hareketlerinin yapılan tetkikler ile kolaylıkla anlaşıldığı, bu nedenlerle sanığın eyleminin kandırıcılık vasfının mevcut olduğuna hükmeden onama ilamında hukuki isabet bulunmadığını ve mahkûmiyet hükmünün esastan bozulmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Yerleşik Yargı kararlarına göre, ASCK'nın 81'inci maddesinde yer alan askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçu, tehlike suçu olup, her türlü hile ve desise bu madde kapsamına girmektedir. Bu maddedeki kavramlar sahtecilikten daha geniş kapsamlıdır ve suçun oluşumu için yapılan hilenin kast olunan amacı gerçekleştirmeye yani sonucu doğurmaya elverişli olması gereklidir.
Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin, amaçlanan sonucu doğurmaya elverişli olmadığı açıktır. Zira, sanığın ileri tetkik için sevk edildiği askeri hastanede çekilen ilk grafilerinde görülen cisimler, sanığın şikayetine yönelik beyanları da dikkate alınarak böbrek taşı olarak değerlendirilmiş ise de, bu teşhisin yanına (?) konmak suretiyle teşhisin kesin olmadığı belirtilmiş ve ileri tetkik amacıyla sanığın İVP sonucu ile tekrar kontrolünün uygun olduğuna karar verilmiştir. Bu tetkik gerçekleştirildiğinde ise, sanığın yabancı cisim yuttuğu, bu cisimlerin, sanığın beyanının aksine üriner sistem dışında olduğu, dışkı ile vücuttan atılmış bulunduğu ve tedavi gerektirmediği anlaşılmış ve sanığa istirahat de verilmemiştir. Tüm bu tıbbi değerlendirmeler bir arada irdelendiğinde, sanığın taş yutup böbrek rahatsızlığının bulunduğuna dair beyanda bulunmak şeklindeki hileli hareketlerinin, yapılan tıbbi tetkikler ile kolaylıkla anlaşıldığı ortaya çıkmaktadır.
Bu durumda, sanık tarafından ortaya konulan hilenin yasanın aradığı anlamda ve yerleşik içtihatlar doğrultusunda, kast olunan amacı gerçekleştirmeye elverişli bulunmadığı ve sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı sonucuna varıldığından, sanığın, askerlik hizmetlerinden (spor faaliyetlerinden) kısmen de olsa kurtulma kastı altındaki hileli beyan ve hareketlerinin ASCK'nın 81'inci maddesindeki askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunu oluşturduğuna dair verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin Daire kararı yerinde görülmediğinden, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile Dairenin onama kararının kaldırılmasına; mahkûmiyet hükmünün esastan bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy