(5271 S. K. m. 216) (353 S. K. m. 160, 208) (1412 S. K. m. 251) (AYDK. 09.02.2006 T. 2006/26 E. 2006/30 K.) (AYDK. 08.05.2003 T. 2003/48 E. 2003/49 K.) (AYDK. 28.03.2002 T. 2002/25 E.2002/27 K.) (AYDK. 27.6.2002 T. 2002/59 E. 2002/57 K.) (YCGK. 08.04.1991 T. 1991/4-83 E. 1991/113 K.) (YCGK. 12.04.1993 T. 1993/4-30 1993/90 K.) (YCGK. 03.07.1995 T. 1995/4-211 E. 1995/239 K.) (YCGK. 05.03.1996 T. 1996/7-22 E. 1996/31 K.) (YCGK. 28.05.1996 T. 1996/3-110 E. 1996/114 K.) (YCGK. 09.12.1997 T. 1997/1-271 E. 1997/295 K.) (YCGK. 12.12.2000 T. 2000/11-242 E. 2000/251 K.) (CGK. 24.10.1995 T. 1995/6-238 E. 1995/305 K.)
Daire ile askeri mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusu, sanığa yüklenen sarkıntılık suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Daire; sanık ile mağdure (müdahil) arasında olay öncesi bir husumetin bulunmaması, hatta birbirlerini tanımaması, sanığın olay gecesi 206 no.lu odada tek başına kalması, 208 no.lu odada kalan tanık Ütğm. T.A.'nın ...olay gecesi kaldığım 208 no.lu odaya ait olup tuvalet ve banyoya açılan kapı içeriden sürgü ile kilitli idi... şeklindeki ifadesi, keza mağdurenin (müdahilin) tüm beyanlarında sarkıntılık eden kişinin bitişik 206 no.lu odaya girdiğine dair anlatımı, birer delil olarak mağdurenin (müdahilin) sanığı sonradan doğru olarak teşhis ettiğini ve olay gecesi mağdureye (müdahile) sarkıntılık eden kişinin sanık olduğunu kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya koyduğundan, sanık hakkında atılı suçtan 5237 sayılı TCK'nın ilgili hükümleri de dikkate alınmak suretiyle mahkumiyet hükmü kurulması gerektiğinden, beraat kararının esas yönünden bozulmasına karar vermiş iken,
Askeri mahkeme, sanığın bu suçu işlediğine ve suçlu olduğuna dair şüphe yenilemediğinden, yani sanığın suçluluğu konusunda mahkemece vicdani kanaate ulaşılamadığından önceki beraat hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
Hüküm, askeri savcı ve müdahil vekili tarafından sanık aleyhine temyiz edilmiştir.
Daire ile yerel mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun sübuta erip ermediğine ilişkin olmakla beraber, öncelikle usul yönünden yapılan incelemede;
Sanık aleyhine temyiz olması nedeniyle, öncelikle emredici usul kurallarının uygulanıp uygulanmadığı, usulü bir hata olup olmadığı incelenmeli, olmadığı takdirde işin esasına girilmelidir.
353 sayılı Kanunun Askeri savcı, davaya katılan, davacı ve sanığın iddia ve savunmaları başlıklı 160 ncı maddesinde; Delilerin ikamesi ve tartışması bittikten sonra söz davacıya ve davaya katılana, onlardan sonra da iddiasını bildirmek üzere askeri savcıya ve daha sonra da sanığa verilir.
Askeri savcı, sanığa, sanık ve müdafii de savcıya cevap verme hakkına sahiptir.
Duruşmayı yöneten askeri hakimin müsaadesi ile davacıya da cevap verebilir. Son söz sanığındır. denilmektedir. Aynı husus CMUK'un 251'nci maddesinde de düzenlenmiş ve en son sözün sanığa ait olduğu belirtilmiştir.
Maddeden açıkça anlaşılacağı üzere, sanığın hazır bulunması halinde duruşma mutlaka sanığa son söz verilerek bitirilecektir. Savunma hakkı ile yakından ilgili olan bu usul kuralı emredici nitelikte olup, savunmanın kısıtlanmayacağına ilişkin ilkenin doğal bir sonucudur. Sanığa son söz verilerek kendisinden önce dinlenilenlere karşı diyecekleri ve savunması saptanmalı, son söz"den sonra başkaca usulü işlemler yapılmış ise yeniden sanıktan son diyeceği sorulmalıdır. Bu kurala uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
İlk defa hüküm kurulurken son sözün sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılama sürecinde de, kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü dava sonuçlanmamış ve yargılama henüz devam etmekte olduğundan aynı usul kurallarına tabidir. Aksi halde yargılama, bozmadan önce ve bozmadan sonra diye iki evreye ayrılmış olacaktır. Bu durum ise yargılamanın, hükmün kesinleşmesine kadar kesintisiz süreceğini kabul eden usul yasasına aykırıdır. Ayrıca yasalarımızda bu kuralın bozmadan sonra uygulanmayacağına dair bir hüküm de bulunmamaktadır.
353 sayılı Kanunun 208'inci maddesinde belirtilen, sanığın lehine olan hukuki kurallara aykırılık sanığın aleyhine hükmün bozulması için askeri savcıya ve teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya askeri kurum amirine bir hak vermez. şeklindeki hüküm nazara alındığında, son kararın beraat kararı olması, sanık lehine bulunması nedeniyle, sanığa son söz verilmemesinin sanık lehine olan bir hukuki kuralın ihlali olduğu ileri sürülebilir ise de; sanığa son söz verilmesinin emredici nitelikte bir usul kuralı olduğu, bu kurala uyulmamasının yasaya mutlak aykırılık oluşturacağı cihetle ve beraat kararının sanık aleyhine temyiz edilmesi de dikkate alındığında, sanık hakkında verilen karar beraat olsa bile sanığa son söz verilmelidir. Sanık hakkında beraat kararı verilmekle beraber henüz kesinleşmediğine göre sanık aleyhine de bozulabilecektir. Son sözün verilmesi konusunda beraat ve mahkumiyet yönünden bir ayırım yapılmamıştır. 353 sayılı Kanunun 208'inci maddesi, sadece sanık lehine olan hukuki kurallara aykırılık halinde askeri savcıya ve komutana temyiz hakkı vermemektedir.
Usul hükümlerinin, emredici kurallarının bir tarafa bırakılarak önce işin esasının incelenmesi, sübut olmadığı takdirde hükmün onanması, sübutun varlığında ise bu usulü eksiklik nedeniyle hükmün bozulması, ikili uygulamalara ve yanlış anlamalara neden olacaktır. Bu şekilde yani önemli usulü eksikliğe rağmen esasa ilişkin inceleme yapılarak bozma kararı verilmesi halinde sübutun varlığı kabul edilmiş olacağından, artık bundan sonra sanığa son söz verilmesi hükmünün uygulanmasının mantıki ve hukuki bir anlamı kalmayacaktır. Direnme kararı verilirken de en son sözün sanığa verilmesine ilişkin kural burada da aynen geçerlidir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 9.2.2006 tarih ve 2006/26-30 sayılı, 8.5.2003 tarih ve 2003/48-49 sayılı, 3.7.2003 tarih ve 2003/66-65 sayılı, 28.3.2002 tarih ve 2002/25-27 sayılı, 18.4.2002 tarih ve 2002/32-3 sayılı, 6.6.2002 tarih ve 2002/47-47 sayılı, 6.6.2002 tarih ve 2002/49-48 sayılı, 20.6.2002 tarih ve 2002/48-50 sayılı, 27.6.2002 tarih ve 2002/59-57 sayılı, 3.10.2002 tarih ve 2002/70-72 sayılı, 7.11.2002 tarih ve 2002/81-84 sayılı; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 8.4.1991 tarih ve 4-83/113 sayılı, 12.4.1993 tarih ve 4-30/90 sayılı, 3.7.1995 tarih ve 4-211/239 sayılı, 5.3.1996 tarih ve 7-22/31 sayılı, 28.5.1996 tarih ve 3-110/114 sayılı, 9.12.1997 tarih ve 1-271/295 sayılı, 12.12.2000 gün ve 11-242/251 sayılı kararlarında son söz sanığındır kuralının direnme kararı verilirken de geçerli olduğu, bu usul kuralının emredici nitelikte olup savunmanın kısıtlanamayacağına ilişkin ilkenin sonucu bulunduğu, bu kurala uyulmamasının yasaya mutlak aykırılık oluşturacağı vurgulanmış; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.10.1995 tarih ve 6-238/305 sayılı kararında da, sanığın beraatına ilişkin hüküm sanık aleyhine temyiz edilmişse, temyiz davasında öncelikle, emredici usul kurallarının uygulanıp uygulanmadığının incelenmesi, uygulanmışsa dosyanın esasına girilmesi benimsenmiştir.
Dava konusu dosyada; sarkıntılık suçundan sanık üsteğmen hakkında yerel mahkemece verilen beraat kararının aleyhe temyizi üzerine Dairece sübut yönünden bozulmasından sonra, huzurda yapılan duruşmada, sırasıyla önce sanıktan, savunucusundan, müdahilden, müdahil vekilinden ve askeri savcıdan Dairenin bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespitini müteakip sanığa son sözü sorulmadan, yerel mahkemece direnme ile hüküm kurulması, 353 sayılı Kanunun 160'inci maddesindeki son söz sanığındır kuralına aykırı bulunduğundan, askeri mahkemece direnilmek suretiyle tesis edilen mahkumiyet hükmünün, Usule aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy