(5237 S. K. m. 125)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı görevli memura hakaret suçunun sübutuna yöneliktir.
Daire; sanığın görevli memura hakaret kastı ile hareket etmediğini kabul ederken; Başsavcılık; sanığa atılı suçun tüm unsurlarıyla oluştuğunu ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dava dosyasındaki delillere göre; 10.7.2004 tarihinde yanında eşi olduğu halde kantine poşetle girmeleri nedeniyle Er M.Ş. tarafından uyarılan sanığın, bu duruma sinirlenerek eşi ile konuşurken, salak bunların hepsi, kantine poşetle girilmezmiş, subay yalakası bunlar, bu şekilde bir iş yapamazlar şeklinde sözler sarf ettiği, bu sözlerin kasiyer E.İ. tarafından duyulduğu, sanık ile eşinin yapılan uyarı sonrasındaki davranışları üzerine mağdur B.Çvş. B.D.G.'nin kasiyerin yanına giderek sanığın neler söylediğini sorduğu, kasiyerin anlatımlarından kendisine hakaret edildiği kanısına vararak duyduğu sözleri bir kağıda yazdırdığı, durumu kantin başkanına bildirdiği, kamera görüntülerinin izlenmesinden sonra aynı gün saat 17.00 sıralarında kantin başkanının karşılaştığı sanıktan kimlik bilgilerini sorduğu, bir süre sonra kantin başkanının odasına giden sanığın kimlik bilgilerini neden sorduğunu öğrenmek istediği, gelişmelerden sabah kantinde eşi ile aralarında geçen konuşmaların kasiyer tarafından görevlilere aktarıldığını düşünen sanığın, eşi ile birlikte kasiyerin yanına gittiği, bu konuda tartışırlarken mağdurun olay yerine gelerek kasiyere müdahale edilmemesini, bir sorun varsa kendisine başvurulmasını söylediği, tartışma sırasında kasiyerin ağlayarak görev yerinden ayrıldığı, sanığın eşinin de sinir krizi geçirdiği, bu sırada mağdurun sanığa bana salak demişsiniz, ben salak mı görünüyorum? diye sorduğu, sanığın cevap vermediği, mağdur aynı soruyu tekrarladığında sanığın evet dediği anlaşılmaktadır.
İki aşamada geliştiği kabul edilen olayın öğlen saatlerinde gerçekleşen ilk bölümünde, sanığın kantinde görevli Er M.Ş. tarafından uyarıldığı anlaşılmakla birlikte, uyarının mağdurun isteği üzerine mi yapıldığı, yoksa görevli askerin kendiliğinden düşünerek mi yaptığı konusunda farklı beyanlar bulunmaktadır. Mağdur, tüm aşamalarda poşet şeklindeki sözü üzerine Er M.Ş.'nin sanığı uyardığını belirtirken; kovuşturma evresinde bulunmadığı için askeri savcı tarafından saptanan önceki ifadesinin okunulmasıyla yetinilen Er M.Ş., önceden kendisine verilen talimat gereğince kantine poşetle giren sanık ve eşini kendiliğinden uyardığını, daha sonra sanık ve eşini poşetle gören mağdurun kendisini çağırarak durumu sorduğunu, kendisinin de aralarında geçen konuşmayı mağdura açıkladığını belirtmektedir.
Sanığın eşi olan tanık F.E., eşi ile aralarında mağdura yönelik olarak herhangi bir konuşma geçmediğini belirtirken, kasiyer tanık E.İ. ise, sanığın eşi ile konuşurken mağdura yönelik olarak yukarıda belirtilen sözleri sarf ettiğini söylemektedir.
Olayın ilk bölümüne ilişkin deliller değerlendirildiğinde; tanık beyanları arasındaki giderilemeyen çelişki ve mağdur ile sanığın olay öncesi ve sırasında aynı ortamda bulunmayıp birbirleriyle muhatap olmamaları, dışardan bakıldığında içi görülmeyen cam bölmeli çalışma kısmında bulunan mağdurun sanık tarafından sarf edilen sözleri duymaması, ihtilat unsurunun gerçekleşmemesi, sanık tarafından söylendiği ileri sürülen yukarıda belirtilen sözlerin doğrudan doğruya mağdura yönelik olduğunun açık ve kesin bir şekilde kabulüne olanak bulunmaması karşısında; olayın ilk bölümünün sübutu konusunda kuşku bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Olayın akşamüstü gerçekleşen bölümünde; sanık ve eşinin kasiyer E.i. ile tartışması üzerine olay yerine gelen mağdur ile sanığın aynı konudaki tartışmayı sürdürdükleri sırada, mağdurun ısrarlı sorularına önce cevap vermeyen, ortamın gerginleşerek eşinin baygınlık geçirmesi üzerine eşiyle ilgilenen sanığın, mağdurun ısrarlı sorusu üzerine evet cevabını verdiği; mağdur B.Çvş. B.D.G. ile tanık kasiyer Ş.K.'nın birbiriyle uyumlu beyanları ve hatta sanık ve eşinin de soruşturma aşamasındaki aynı yöndeki ifadelerinden anlaşılmakla birlikte; bizzat mağdurun duruşma aşamasında ayrıntılı olarak olayın geliştiği ortam ve tarafların durumunu açıklamaya yönelik beyanları karşısında, sanığın bu sözü mağdura hakaret etme kastı ile sarf ettiğinin kabul edilemeyeceği, sanığa atlı suçun manevi unsur yönünden oluşmadığı sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy