(5237 S. K. m. 29) (AYDK 02.03.2006 T. 2006/56 E. 2006/52 K.) (AYDK 03.06.2004 T. 2004/95 E. 2004/86 K.) (AYDK 13.05.2004 T. 2004/47 E. 2004/77 K.) (AYDK 19.02.2004 T. 2004/41 E. 2004/33 K.) (AYDK 06.05.1999 T. 1999/68 E. 1999/93 K.)
Daire ile askeri mahkeme arasındaki uyuşmazlığın konusu, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Daire; görgü tanıklarının beyanlarına göre ilk saldırının mağdur Onb. C.K.'dan geldiğini dikkate alarak, sanığın maruz kaldığı haksız tahrikin etkisi altında suç işlediğinin kabulü ile, mahkûmiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar vermiş iken,
Askeri mahkeme, sanığın öncelikle mağdura karşı suç teşkil edecek bir eylemde bulunduğunu kabul ederek, mağdurun herhangi bir haksız eyleminin bulunmadığını değerlendirerek önceki mahkûmiyet hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
Bir kimsenin dıştan gelen haksız eylemler sonucu kışkırtılarak suç işlemesi, haksız tahrik olarak tanımlanmaktadır.
Tahrikin Ceza Hukuku bakımından anlamı ise, bir kimseyi suç işlemeye yöneltme, teşvik etme ve bu kişinin iradesi üzerinde yapılan etki sonucu kişinin suç işleme doğrultusunda harekete geçirilmesidir (Dr. Timur Demirbaş Türk Ceza Kanununda Özel Tahrik Halleri-1985).
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 25.12.1997 gün ve 1997/169-170 sayılı kararında da; failin haksız bir fiilin doğurduğu öfke ve elemin tesiri altında kalarak suç işlemesi haksız tahrik olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.1990 gün ve E. 1-254, K.277 sayılı kararında haksız tahrik; bir kimseyi suç işlemeye yöneltme teşvik etme ve bir kişinin iradesi üzerinde yapılan etki sonucu bu kişinin suç işleme doğrultusunda harekete geçirilmesidir. Failin haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesidir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin psikolojik durumunda yarattığı karışıklığın sonucu olarak suçu işlemeye yönelmektedir. şeklinde tarif ve ifade edilmiştir.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan bir fiil olmalı,
b) Bu fiil haksız nitelik taşımalı,
c) Haksız tahriki oluşturan fiil ile failde meydana gelen gazap veya elem hali arasında nedensellik bağı bulunmalı,
d) İşlenen suç bu ruhi durumun tepkisi niteliğinde olmalıdır.
Fail, haksız bir hareketin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında kalarak suçu işlemişse onu harekete geçiren saikler ile maktul veya mağdurun olaya ne suretle sebebiyet verdiklerinin de dikkate alınması gerekmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 2.3.2006 tarih ve 2006/56-52 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında karşılıklı tahrikin varlığı kabul edildiği gibi, aynı olay içerisinde her iki taraf için de tahrik hükümlerinin uygulanması konusunda yasal engel bulunmamaktadır.
Kaldı ki; ilk haksız hareket sanıktan gelse dahi; küfür ile yumruk arasındaki oransızlık gözetildiğinde, sanığın haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması hak ve nesafet kuralları gereğidir (Askeri Yargıtay Drl.Krl.'nun 24.6.2004 tarihli ve 110-102 sayılı, 3.6.2004 tarihli ve 95-86 sayılı, 13.5.2004 tarihli ve 47-77 sayılı, 19.2.2004 tarihli ve 41-33 sayılı, 6.5.1999 tarihli ve 68-93 sayılı, 1.11.1990 tarihli ve 135-125 sayılı kararları bu doğrultuda bulunmaktadır).
Dava dosyasındaki delillere göre; Nöbetçi Onb. C.K.'nın, 14.3.2004 tarihinde saat 23.00 sıralarında tutuklu ve hükümlü nakli için kendisinden 5 kişilik devriye hazırlanmasının istenmesi üzerine, bölük yazıcısı Er R.T. vasıtasıyla hazırladığı 5 kişilik listede isimleri bulunan Onb. S.E. ve sanık S.S.A.'ya banyoda oldukları esnada devriye görevine çıkacaklarını söylediği, koğuşa çıkıp banyoya yeniden dönen Onb. C.K.'nın halen yıkanmakta olan S.E. ve S.A.'ya çabuk olmalarını söylediği, sanık S.A.'nın, kendisinin sabah görevde olduğunu, biraz önce de nöbetten çıktığını, banyoya ihtiyacı olduğunu, üstünün de ıslak olduğunu belirtip, durumu nöbetçi astsubayına iletmesini mağdurdan istediği, mağdurun ise, sanığın ismini listeye yazdığını belirtmesi üzerine, sanığın elindeki tası yere fırlatıp, banyo kapısının yanında duran mağdur Onb. C.K.'yı dışarıya doğru iteklediği, geri dönerken Onb. C.K. tarafından kafasına çekpasın sapıyla birkaç kez vurulduğu, bunun üzerine sanığın C.K.'ya yumrukla karşılık verdiği sabit olup, esasen olayın gelişme tarzı konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Sanık, sorgu ve savunmasında; Banyo kapısının ağzında konuştuklarından içerisinin soğumaması amacıyla Onb. C.K.'yı ittirerek kapıyı kapatmak istediğini, bu sırada mağdura vurmadığı gibi vurmaya da teşebbüs etmediğini ileri sürmüştür. Sanığın bu iddia ve savunmaları, görgü tanığı olan A.K. ve S.E.'nin yeminli ifadeleriyle de doğrulanmaktadır.
Yine, sanığın savunmasını doğrular nitelikteki adı geçen görgü tanıklarının açıklamalarına göre, olay sırasında mağdur Onb. C.K.'nın eline geçirdiği çekpas ile sanığın başına birkaç kez vurmak suretiyle kendisinin de asta müessir fiil suçundan mahkûmiyetine neden olan bu haksız eyleminden sonra, sanığın başından akan kanı fark etmesi üzerine sinirlenerek mağdura yumrukla vurmak suretiyle bu kişinin 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaralanmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.
Sanığın, üstü bulunan Onb. C.K.'yı ittirirken taarruz kastıyla hareket ettiği kesin olarak söylenemeyeceği gibi, mevcut delillerin de bu kuşkuyu ortadan kaldıracak nitelikte olmadığı kabul edilmiştir.
Görgü tanıklarının beyanlarına göre, ilk saldırının mağdur Onb. C.K.'dan geldiği dikkate alındığında, sanığın maruz kaldığı haksız tahrikin etkisi altında suç işlediğinin kabulü gerekirken, mahkemece sanığın, Onb. C.K.'yı önce iteklediği, bu suretle üste fiilen taarruz suçunu işlediği, olayın devamında da mağdurun sanığa vurması üzerine tekrarlanan eylemlerinin önceki eylemden ayırt edilemeyeceği, bu nedenle sanığın kavgayı önceden başlatan olması ve kavgayı başlatması için karşı taraftan kendisine yönelik haksız bir tahrikin bulunmadığının kabulü ile sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamış olmasında isabet görülmediğinden, direnilmek suretiyle tesis edilen mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy