(5271 S. K. m. 231, 232) (353 S. K. m. 174) (2709 S. K. m. 40) (1412 S. K. m. 32)
Daire ile başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın temyiz başvurusunun süresinde olup olmadığına ilişkindir.
Daire; duruşma tutanağında sadece temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesi, temyiz süresi ve mercii hakkında açıklama yapıldığını gösterir bir ibareye yer verilmemesi karşısında, sanığa denetim mahkemesine başvurma hakkının ve bunun merci ve süresinin hatırlatılmadığının anlaşıldığını, bu durumda Anayasanın 40/2, 5271 sayılı CMK'nın 231, 232/6 ve 353 sayılı Kanunun 5530 sayılı Kanunla 5271 sayılı CMK'ya atıf yapılarak yürürlükten kaldırılan 174/son madde ve fıkralarındaki hükümler doğrultusunda, sanığın, hükmün tefhiminden itibaren yedi gün içinde başvurması gerekirken daha sonra yaptığı temyiz başvurusunun süresinde sayılması görüşünde iken;
Başsavcılık; 353 sayılı Kanunun 174'üncü maddesinin yürürlükte olduğu 11.9.2006 tarihinde yapılan duruşmada verilen hükmün alenen tefhim edilmesini müteakip, kanun yol ve süresinin hazır bulunan sanığa anlatılmış ve bu hususun tereddüde yer vermeyecek şekilde duruşma tutanağına geçirilmiş bulunması karşısında, ispat gücü açısından asıl olanın duruşma tutanağı olduğu da gözetilerek, somut olayda 353 sayılı Kanunun 174'üncü maddesine uygun olacak şekilde duruşmada hazır bulunan sanığa kanun yol ve süresinin anlatılmış olduğu ve bu nedenle de Anayasanın 40'inci maddesinde ve bu maddeye paralel yasal düzenlemelerde yer alan gereklerin yerine getirilmiş olduğu için hükmün yüze karşı tefhim edildiği 11.9.2006 tarihinden itibaren bir haftalık temyiz süresi geçtikten sonra 9.10.2006 tarihinde yapılan temyiz başvurusunun süresinde olmadığı görüş ve düşüncesindedir.
T.C. Anayasasının 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunun 16'ncı maddesi ile değişik 40/2 nci maddesinde Devlet, işlemlerinde, ilgili kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağını ve sürelerini göstermek zorundadır şeklinde bireyler lehine bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin gerekçesinde, Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmaktadır. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir denilmektedir.
Benzer düzenleme 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar başlığını taşıyan 232'nci maddesinin 6'ncı fıkrasında da yer almış ve kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. hükmüne yer verilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde, hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin açıkça ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi maddenin altıncı fıkrasının emridir. Maddenin altıncı fıkrasında getirilen bu hükümle, 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 40'inci maddesinin 2'nci fıkrasında yapılan değişiklik sonucu, Devletin, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilerine başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğuna ilişkin Anayasa hükmüne uygulama yeteneği kazandırılmıştır. şeklinde açıklama yapılmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Hükmün açıklanması başlığını taşıyan 231 'inci maddesinde de, Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir. şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun Kararların yazılış şekli başlığını taşıyan ve Bütün hakimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır. Kararların suretlerinde muhalefet şerhleri de gösterilir. şeklindeki 32'nci maddesi ile 353 sayılı Kanunun 5530 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan Gerekçe zorunluluğu başlığını taşıyan ve Askeri mahkemelerce verilen her türlü kararlar gerekçeli olarak yazılır. şeklindeki 50'nci maddesinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunundaki karşılığı 34'üncü madde olup, sözü edilen maddenin 1 'inci fıkrasında, hakim ve mahkemelerin her türlü kararlarının karşı oy dahil gerekçeli olarak yazılacağı, 2'nci fıkrasında ise, kararlarda başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekillerinin belirtileceği hükme bağlanmıştır.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 5530 sayılı Kanunla 5271 sayılı CMK'ya atıf yapılarak yürürlükten kaldırılan konu ile ilgili hükümleri ise şöyledir:
174/son maddesinde; Hükmün tefhiminden sonra duruşmayı yöneten askeri hakim hazır bulunan sanığa, varsa kanun yollarını ve usullerini anlatır. Sanık hazır bulunmaksızın tefhim olunan hükümler usulen sanığa tebliğ olunur.
İnceleme konusu olayda, 11.9.2006 tarihinde yapılan duruşmada, verilen hükmün alenen tefhim edilmesinin ardından, sanığa, kanun yol ve süresinin anlatılmış olduğunun duruşma tutanağına geçirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, tefhim sırasında, sanığa, bu tarihte yürürlükte bulunan Anayasanın 40/2'nci maddesinde yer aldığı şekilde, kanun yoluna başvurulacak merciinin de bildirilmiş olması gerekmektedir.
Ayrıca, tefhim tarihinde yürürlükte bulunan 353 sayılı ASMKYUK'nın 174/son maddesindeki hükmün tefhiminden sonra duruşmayı yöneten askeri hakim hazır bulunan sanığa, varsa kanun yollarını ve usullerini anlatır. ... hükmü gereğince, hazır bulunan sanığa, kanun yol ve süresinin yanı sıra temyiz merciinin de açıklanması gerekirken duruşma tutanağında bu konuya yer verilmediği görülmektedir.
Bu durumda, sanığa, 11.9.2006 tarihli duruşmada, Anayasanın 40/2 ve 353 sayılı ASMKYUK'nın 174/son maddeleri hükümlerine uygun bir tefhim işlemi yapılmadığı gibi, daha sonra yazılıp sanığa tebliğ edilen gerekçeli hükümde ve tebligat evrakında da Anayasa ve kanun hükümlerine uygun bir şekilde, kanun yolu ve süresinin yanında temyiz mercii konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olması nedeniyle, usulüne uygun bir tefhim ve tebligattan söz edilemeyeceğinden, gerekçeli hükmün sanığa tebliğ edildiği 9.10.2006 tarihinde yapılan temyiz başvurusunun süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu nedenlerle, sanığın temyiz başvurusunu süresinde yapılmış olarak değerlendiren Daire ilamında bir isabetsizlik görülmediğinden, Başsavcılığın temyizin süresi dışında yapıldığına ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy