(1632 S. K. m. 87) (5271 S. K. m. 231) (477 S. K. m. 50) (211 S. K. m. 51) (AYİBK. 30.11.1948 T. 1948/3168 E. 1948/3147 K.) (AYDK. 17.04.2003 T. 2003/38 E. 2003/39 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mesai saatleri içerisinde görev yerinden izinsiz ayrılarak birlik dahilinde bulunan subay-astsubay gazinosuna giden ve görev yerine dönmesi konusunda Tugay Kurmay Başkanı tarafından verilen emre uymayıp, görev yerine dönmemekte ısrar eden sanığın eyleminin hangi suça sebebiyet vereceğine ilişkindir.
Daire; sanığın kaçma niteliğindeki eylemini sonlandırmasına yönelik emrin tavsiye ve yol gösterme niteliğinde olduğuna, buna aykırı hareket etmenin emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturmayacağına, görev yerinden uzak kaldığı süre dikkate alındığında terk eyleminin disiplin tecavüzü sınırları içerisinde kalması nedeniyle beraatine karar verilmesinin gerektiğine dair gerekçe ile sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiş iken,
Başsavcılık; sanığın eyleminin Emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturacağına, ancak hükmün CMK'nın 231'inci maddesine göre Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılması kurumundan yararlanıp yararlanmayacağının belirlenmesi konusunda değerlendirme yapılması amacıyla bozulmasına karar verilmesinin gerektiğine dair görüş bildirerek Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Lice 2'nci İç Güv.Tug.Mu.Bl.K.lığı emrinde görevli olan sanığın, Birliğin sabah mesaisinin saat 12.30'da sona ermesine karşın, 10.3.2005 günü saat 12.10 sıralarında görev yerinden ayrılarak subay-astsubay gazinosundaki çay ocağına gittiği sırada kendisini gören Tugay Kurmay Başkanı Kur.Alb. Ş.G.'nin, sabah mesaisinin henüz sona ermemiş olması nedeniyle sanığa görev yerine dönmesini emrettiği, ancak, sanığın görev yerine gitmeyip, elindeki kahve ile gazinonun bahçe tarafına geçtiği, kısa bir süre sonra Kur. Alb. Ş.G.'nin, sanığın henüz görev yerine dönmediğini görerek, kendisine neden hala görev yerine dönmediğini sorduğu ve tekrar görev yerine dönmesini emrettiği, bunun üzerine sanığın hasta olduğunu söylediği, Kur. Alb. Ş.G.'nin, revire çıkmasına ilişkin sözleri üzerine sanığın, Burada hasta olmak da mı suç, insanın halinden anlamıyorlar, burası ne biçim bir yer şeklinde sözler sarf edip görev yerine dönmemekte ısrar ettiği anlaşılmakta olup, maddi olayın bu şekilde sübuta erdiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İtiraza atfen yapılan inceleme ve müzakere sonunda, dosyadaki delillere göre, somut olayda sanığa görev yerine dönmesi konusunda emir veren Kur. Alb. Ş.G.'nin, suç tarihinde sanığın görevli olduğu Diyarbakır/Lice 2 nci İç Güvenlik Tugay Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak görevli bulunduğu, bu görevi ve yetkileri dahilinde sanığın amiri durumunda olduğu sonucuna varılmış olup, dosyadaki belge ve beyanlar doğrultusunda bu husus açıklığa kavuşmuş bulunduğundan emir veren kişinin amir olup olmadığı konusunda araştırma yapılmasına gerek bulunmadığına karar verilmiştir.
Davada noksan soruşturmanın bulunmadığı hususu bu şekilde aşıldıktan sonra uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmiştir.
Askeri Ceza Kanunu ve 477 sayılı Kanunla, asker kişilerin, izinsiz olarak kıtalarından veya görevi icabı ispatı vücut etmeye mecbur oldukları yerlerden uzak kalmaları, cezai yaptırıma bağlanmış olup, failin eylemi, temadi süresinin uzunluğuna göre, Askeri Ceza Kanun'unda yazılı olan suçlardan birisini yahut 477 sayılı Kanun'un 50'nci maddesinde düzenlenen disiplin suçunu oluşturacaktır. Kaçma eyleminin, bir tam günden kısa sürmesi durumunda ise eylemin disiplin tecavüzünden ibaret olacağı hususunda da kuşku bulunmamaktadır.
Kışla (Kıt'a) ve askeri kurumun tanımları 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu'nun 51'inci maddesinde yapılmıştır. Bu maddeye göre, kışla; Askerin barındırıldığı ve hizmet gördüğü tek bir bina veya toplu halde bulunan muhtelif binalar ile bunların müştemilatından olan diğer binalardır. Karargahlar ve askeri kurumlar ile Deniz Kuvvetleri Teşkilatında bulunan gemiler gibi, askeri tesisler de kışla olarak mütalaa edilmektedir.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 30.11.1948 tarihli ve E.3168, K.3147 sayılı içtihadında, Memuren bir yere gönderilen askeri şahısların memuriyetin ifasından sonra doğruca kıt'a veya müessesine (vazifenin ispatı vücut vermeye mecbur ettiği yere) dönmeyerek herhangi bir suret ve vesile ile izinsiz herhangi bir yere giderek kıt'a veya müessesine iltihakta gecikmesi, ASCK'nın 66'ncı maddesinde yazılı firar suçunu teşkil eder. denilmekte, yine 3.3.1971 tarihli ve E.l, K.l sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da, firar suçunun başlangıcının belirlenmesi ile ilgili olmakla beraber, kıt'adan veya vazifenin isbatı vücut vermeye mecbur ettiği mahalden izinsiz uzaklaşılma ile gerekli gün unsurunun oluşması halinde tahakkuk edeceği açıklanmaktadır.
Failin, ASCK yahut 477 sayılı Kanunda yazılı olan suçlardan birisini gerçekleştirdiğinin ileri sürülebilmesi ve cezalandırılabilmesi için, terk kastı içerisinde, kıtasından veya görevi icabı ispatı vücut etmeye mecbur olduğu mahalden uzak kalma kastı içerisinde eylemini gerçekleştirmiş olması gerekir.
Zira Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 17.4.2003 tarihli ve 2003/38-39 Esas ve Karar sayılı kararında da açıklandığı gibi, her olayı kendi koşulları içerisinde değerlendirmek ve bir ceza yargılaması söz konusu olduğuna göre, sanığın kastını araştırmak ve bu araştırmadan elde edilecek sonuca göre hükme varmak hukuka uygun olacaktır. Bu çerçevede somut olay incelendiğinde;
Sanığın, birliğini terk yahut görev yerinden uzak kalmak kastı ile bir kaçma eylemini gerçekleştirmediği, görev yaptığı birlikte sabah mesaisinin saat 12.30' da sona ermekte olmasına karşın, bu saatten önce saat 12.10 sularında görevli olduğu odasından ayrılıp, yine kışla içerisindeki subay-astsubay gazinosunda bulunduğunun sanığın amiri durumundaki Kurmay Başkanı Kur. Alb. Ş.G. tarafından görülüp belirlendiği anlaşılmaktadır.
Sanığın, bu şekilde hareket ederek mesai saatleri içerisinde 12.10-12.30 saatleri arasındaki süreyi kışlasında bulunan subay-astsubay gazinosunda geçirmesi eylemini ASCK veya 477 sayılı Kanunla düzenlenen bir kaçma eylemi olarak nitelendirmek hukuka uygun bulunmamaktadır. Zira, sanık bu süre içinde kıtasından izinsiz uzaklaşmamıştır. Kıtasının içindedir. Ancak, hizmete ilişkin çalışmalara ve görevlere katılmamıştır.
Mesai saatleri içerisinde, görevini yerine getirmeyen bir personelin, amir ve üstü tarafından bu yönde emir verilerek uyarılması doğrudan askeri hizmete ilişkin olup, somut olayda görev yerinden ayrılıp gazinoda istirahat eden sanığın, amir durumundaki Kur. Alb. Ş.G. tarafından görev yerine dönmesi şeklindeki emrini yerine getirmediği, bu emrin tekrarlanmasına rağmen emri yerine getirmeyi söz ve fiili ile açıkça reddetmek suretiyle ASCK'nın 87/1'inci maddesinde tanımlanan Emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği sonucuna varılmıştır. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 14.11.1991 tarihli ve 1991/143-142 Esas ve karar sayılı kararında da bu yönde değerlendirme ve karara varılmıştır.)
Bu nedenlerle; sanığın eyleminin 477 sayılı Kanun'un 50/A maddesinde öngörülen kısa süreli kaçma suçunu oluşturduğu ve sanığın görev yerinden uzak kaldığı süre dikkate alındığında terk eyleminin disiplin tecavüzü sınırları içerisinde kaldığı yönündeki kabul ve gerekçesi isabetli görülmemiş, Askeri Yargıtay Başsavcılığının aynı doğrultudaki görüşünü içeren 12.5.2008 tarihli ve 2008/4348 sayılı tebliğnamesi ile yaptığı itirazının kabulüne, temyiz incelemesine devam edilmek üzere dosyanın Askeri Yargıtay 1'inci Daire Başkanlığına iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy