(1632 S. K. m. 66) (765 S. K. m. 47, 59, 81, 456, 457) (5237 S. K. m. 32)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Diyarbakır Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 24.7.2006 tarihli raporu ile ileri derecede antisosyal kişilik bozukluğu tanısı konularak, askerliğe elverişsiz olduğuna karar verilen sanığın, adli gözlem altına alınarak cezai ehliyetinin yeniden tespitine gerek olup olmadığına ilişkindir.
Daire; sanık hakkında düzenlenen sağlık kurulu ve ek sağlık kurulu raporlarında, cezai ehliyetinin araştırılmadığı, sanığın yeniden adli gözlem altına aldırılarak, cezai ehliyetinin tespitine ilişkin ayrıntılı adli rapor temin edilip, buna göre hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü oyçokluğu ile bozarken,
Başsavcılık; söz konusu raporlarda sanık hakkında konulan ileri derecede antisosyal kişilik bozukluğu tanısının, gerek doktrinde, gerekse yerleşmiş yargı kararlarında bir akıl hastalığı olmayıp bir kişilik yapısı olarak kabul edildiğini, bu nedenle sanığın cezai ehliyetinin araştırılmasına gerek bulunmadığını, ileri sürerek Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Birlik komutanlığının şevki üzerine Diyarbakır Asker Hastanesi Psikiyatri Servisinde 20-24 Temmuz 2006 tarihleri arasında müşahede altında bulundurulan sanık ile ilgili; muayene ve müşahede işlemini yapan ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı tabip tarafından, ayakta, yaşında, çevresine ilgisi normal, öz bakımı iyi, mizacı huzursuz, mimik ve jestleri huzursuzluk ifade ediyor, sosyabilitesi güven telkin etmez, konuşma ve ses tonu normal, hareketleri huzursuz, bilinç açık, algı tabii, yönelim tam, fikir akış hız ve ritmi normal olup amaca varıyor, fikir içeriği ailevi sorunları üzerinde yoğunlaşmış, bellek tabii, yargılama tam, duygulanım hafif derecede huzursuzluk tarzında bozulmuştur. Öyküsünden lise 2den terk olduğu, düzenli bir işte çalışmadığı, otoriteye uyum sağlamadığı, çatışmalarının olduğu, alkol ve madde kullanımlarının olduğu, çevre ve arkadaş ilişkilerini çıkarları doğrultusunda düzenlediği, geçimini gayri meşru yollardan temin ettiği ... adli sicil kaydı sorgulamasında ... infaz edilmiş 2 para cezası ve bir suçtan 5 ay 2 gün hapis cezasının olduğu anlaşıldı, ekteki müddetnamelerden 2 yıl 1 gün, 3 yıl 9 ay 15 gün, 7 yıl 16 ay 44 gün suçlarının infaz edildiği, şartla tahliye tarihinin 4.3.2007 olduğu anlaşıldığı tarzındadır. şeklinde tespitler yapılıp, uzman tabibin önerisi üzerine sağlık kurulunun 24.7.2006 tarihli ve 2694 sayılı raporu ile ileri derecede antisosyal kişilik bozukluğu tanısı konarak, sanık hakkında 17/D/l askerliğe elverişli değildir kararı verilmiştir.
Askeri savcının istemi üzerine aynı Hastane Sağlık Kurulunca düzenlenip 5.1.2007 tarihli yazı ekinde gönderilen 1 No.lu ek raporda da; ... Şüpheli hakkında Diyarbakır Asker Hastanesinin (24.7.2006/2694 tarih ve sayılı) raporu ile gönderilen dosya ve tıbbi kayıtları incelenmesinden 7 yıl 16 ay 44 gün hapis cezasından (esrar satmak, hırsızlık, kasten adam öldürmekten, 2004/365 sayılı Salihli Cumhuriyet Savcılığının içtima kararı) 4.3.2007 tarihinde tahliye olduğu, Salihli Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/3282 ilamat nolu müddetnamesinden hırsızlık, esrar satmak suçundan 22.4.2005 tarihinde şartla tahliye olduğu, 2 yıl 1 gün hapis cezasından 5.6.2004 tarihinde tahliye olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede 3 suçtan infazının ve adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan cezasının infazının, sorulan suç tarihlerinden sonra olduğu görülmektedir. şeklinde tespit ve değerlendirme yapıldıktan sonra, önceki rapordaki tanı tekrar edilip D/17 F-l suç tarihlerinde askerliğe elverişli olup, heyete çıktığı 24.7.2006 tarihinden itibaren askerliğe elverişli değildir. kararı verilmiştir.
Her iki raporda da sanığın cezai ehliyeti ile ilgili açık bir değerlendirme yapılmamış ise de; adli müşahede işlemini yapan uzman tabibin, sanığın cezai ehliyetine esas alınabilecek hususları da araştırıp, tespit ettiği bulguları 24.7.2006 tarihli ilk Sağlık Kurulu raporunun ilgili bölümüne yazdıktan sonra, bu bulgulara ilave olarak kesinleşip infaz edilmiş mahkûmiyet hükümlerini de dikkate alarak, sanık hakkında, Sağlık Kuruluna İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu tanısı önerisinde bulunmuştur. Bu tespit ve değerlendirmeden, sanığın antisosyal kişilik yapısında bir kişi olduğu, ancak kesinleşip infaz edilen hapis cezaları nedeniyle bu kişilik yapısının, TSK SYY'nin Hastalık ve Arızlar Listesinin 17/D-l maddesinde bu fıkraya gireceklerin antisosyal kişilik tanısı alması, öldürme, öldürmeye teşebbüs, gasp suçlarından en az bir ağır hapis veya diğer antisosyal eylemlerinden dolayı mahkemeler tarafından en az üç hapis cezası alması, bu cezaların infazına rağmen ıslah olmaması, bunların belgelerle tespit edilmesi gerekmektedir. şeklinde yapılan tanıma uygun olarak İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Prof. Dr. Gökhan Oral'ın Adli Tıp ve ruhsal bozukluklar-adli psikiyatrı adlı incelemesinin 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesiyle ilgili kısmında; ... 32'nci maddede tanımlandığı şekilde burada kişide bir akıl hastalığının mevcut olması tek başına cezai sorumluluğu etkileyecek ya da ortadan kaldıracak bir şey değildir. Kaldı ki kanun koyucu 'Akıl hastalığı' tanımından ne anladığını da tarif etmemiş ve bunun kararını hekimlere bırakmıştır. Bu gün çeşitli psikiyatrik sınıflamalarında akıl hastalığı olarak tanımlanmış olsa dahi birçok psikiyatrik bozukluk cezai sorumluluğu etkileyecek düzeyde bir hastalık olarak algılanmaz. Ciddi akıl hastalıkları olarak bilinen; şizofreni ve benzeri diğer psikotik bozukluklar, psikotik özellikli duygu durum bozuklukları gibi gerçeklik sınamasının ağır boyutta bozulduğu hâller, bilinçte ciddi boyuttaki dalgalanmalar ve bilişsel bozukluklar, seyreden kronik organik beyin sendromları ve ikinci eksen tanısı olarak orta ve ağır derecedeki mental retardasyonlar bütün ülkelerdeki uygulamalarda cezai sorumluluğu ortadan kaldırılabilecek hastalıklar olarak kabul edilirler. Ağır seyreden bazı itki denetim bozukluklarının (kleptomoni, promani v.s.), bazı parafılilerin (fetişizm gibi) ve saplantı - zorlantı bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluklar) ile hafif derecedeki zeka geriliklerinin ise cezai sorumluluğu ortadan kaldırmasa bile ceza indirimine yol açabileceğine inanılır.
Lakin, TCK'da belirtildiği gibi bir kişide yukarıda sayılan türden bir psikiyatrik bozukluğun teşhis edilmiş olması 32'nci maddenin birinci veya ikinci fıkrasının uygulanması için yeterli değildir. 32'nci maddenin uygulanabilmesi için:
1- Kişide akıl hastalığı olarak tanımlanabilecek bir hastalık hâli tespit edilmesi,
2- Tespit edilen akıl hastalığının suç tarihinde-anında mevcut olması,
3- İşlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya bu fiille ilgili olarak davranışlarının yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olması, gerekir.
Bu üç şartın bir arada olmadığı hâllerde kişide bir akıl hastalığı saptanmış olsa dahi cezai sorumluluk tamdır. ... şeklinde ilmi açıklamalar yapmış,
13'üncü Adli Tıp Günleri Panelinde, akıl hastalığı-suç ilişkisi ve ceza sorumluluğu tartışılırken de aslında yeni yasa eskiden yaptığımız bize sıkıntı uyandıran bir durumu ortadan kaldırıyor. ... kabaca 47'nci maddedeki asgari düzeyde olacakları 3 2/2'ye dahil ediyoruz, azami ve bu civarda olanları da 32/1'de değerlendiriyoruz. diyerek, 765 sayılı TCK'nın 47'nci maddesinin 5237 sayılı TCK'nın 32'nci maddesi yönünden nasıl değerlendireceğini izah etmiştir.
Doç. Hv. Tbp.Alb. A.S., Doç.Tbp.Bnb. A.Ö. ve Tbp.Ütğm. Ö. U.'nun Askeri Yargıtay in 80'inci Kuruluş Yıldönümü Sempozyumunda Antisosyal Kişilik Bozukluğunun Askerliğe Elverişliliği Konusu Üzerine Bir Araştırma adlı sundukları bildiride, antisosyal kişiliğin ve antisosyal kişilik bozukluğunun ego defekti ile ilgisinin bulunmadığını, salt kişilik yapısı olduğunu anlatmışlardır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 4.5.2006/111-108; 1.5.2008/83-79 tarihli Esas ve Karar sayılı kararlarında da, Adli Tıp ile ilgili öğretideki görüşlere uygun olarak, antisosyal kişilik ve antisosyal kişilik bozukluğunun bir akıl hastalığı olmayıp, bir kişilik yapısı olduğu kabul edilmiştir.
Sanığın müşahedesi sonucunda düzenlenen, 24.7.2006 tarihli ilk Sağlık Kurulu Raporunda yer alan bulgular ile, bu bulgulara ve dosyada mevcut diğer bilgilere göre konulan İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu tanısının uyumlu olması, antisosyal kişilik ve antisosyal kişilik bozukluğunun yukarıda izah edildiği üzere gerek öğretide, gerekse yargı kararlarında bir akıl hastalığı olarak kabul edilmemesi karşısında, sanığın cezai ehliyeti ile ilgili dosyada mevcut raporların yeterli olduğu, yeniden adli gözlem altına alınmasına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki; dosyada sanık hakkında sadece; Samsun 3'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 25.10.2001/1189-2461 tarihli, E.K. sayılı gerekçeli hükmü ile hırsızlık suçundan verilen 1 yıl 4 ay 1 gün hapis cezası ile, Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 17.10.2001/61-156 tarihli, E.K. sayılı gerekçeli hükmü ile esrar içmek suçundan verilen 5 ay 25 gün hapis cezasının, infaz edildiğine dair belgelerin bulunduğu, 1.8.2003 tarihinde işlediği silahla yaralama eyleminden dolayı, kasten adam öldürmeye tam teşebbüs suçundan dava açıldığı, Salihli Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda nitelikli silahla yaralama suçundan 765 sayılı TCK'nın 456/2, 457/1, 59/2, 81/1'inci maddeleri gereğince 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası verilip bu kararın 20.9.2004 tarihinde kesinleştiği, 13.11.2006 tarihinde henüz infazının yapılmadığının bildirildiği anlaşıldığından, Sağlık Kurulu raporlarında sanık hakkında ileri derecede antisosyal kişilik tanısı konulurken esas alman verilerin de hatalı değerlendirildiği görülmektedir.
Açıklanan bu nedenlerle, Başsavcılığın isabetli ve hukuka uygun bulunan itirazının kabulü ile Askeri Yargıtay 2'nci Dairesinin 22.4.2008 tarihli, 2008/1058-1081 Esas ve Karar sayılı kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının 2'nci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy