(5237 S. K. m. 204, 206) (765 S. K. m. 342, 343) (AYDK. 16.03.2006 T. 2006/62 E. 2006/63K. )
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık tarafından okul komutanlığına verilen diplomanın kandırıcılık yeteneğine sahip olup olmadığının belirlenmesine ilişkin noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ve suç vasfına ilişkindir.
Daire; kovuşturma evresinde atanan bilirkişinin düzenlediği rapora itibar ederek dava konusu sahte diplomanın objektif olarak kandırma yeteneğine sahip olduğunu kabul eden askeri mahkemenin suçun sübutunu kabulünde ve nitelendirmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediğini kabul ederken;
Başsavcılık; sözü edilen sahte diplomadaki özellikler gözetilmek suretiyle Adli Tıp Kurumundan görüş sorulmak yerine yetersiz bilirkişi görüşüne itibar edilerek kandırıcılık yeteneğinin varlığını kabulünün hukuka aykırı olduğunu ve sanığın eyleminin mülga 765 sayılı TCK'nın 343 ve 5237 sayılı TCK'nın 206'ncı maddelerinde düzenlenen suça uyduğunu ileri sürerek Daire kararma süresinde itiraz etmiştir.
Dosyadaki delillere göre; sanığın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2002 yılında yapılan astsubay temin faaliyeti kapsamında, içerik olarak gerçeğe aykırı nitelikte bulunan sivil kaynaktan astsubay aday bilgi formu ile astsubay sınıf okulları öğrenci adayları için öğrenim durum belgesi tanzim ederek astsubaylık sınavlarına başvuruda bulunduğu ve bu suretle katıldığı sınavlarda başarı sağlaması üzerine Polatlı Topçu ve Füze Okul Komutanlığında astsubay adayı olarak askeri öğrenciliğe başladığı, mezuniyetinden kısa süre önce Okul yönetimi tarafından yüksekokul diplomasının talep edilmesi üzerine bu kez Niğde Üniversitesi Bor Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü Et Endüstrisi Bölümünden mezun olduğunu gösterir şekilde hakikate aykırı bir diploma tanzim edip notere onaylattıktan sonra okul yönetimine ibraz ettiği, bilahare öğrencilikte geçen süresinin fiili hizmetine eklenebilmesi amacı ile okula kayıt ve mezun olduğu tarihlerin bildirilmesinin, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığının 25.10.2005 tarihli yazısı ile istenilmesi üzerine; sanığın, 20.9.1999 tarihinde Okula kayıt yaptırdığı, ancak üst üste iki yan yıl kayıt yeniletmemesi sebebiyle Yönetim Kurulunun 9.4.2003 tarihli kararı ile kaydının silindiğinin ve ibraz edilen diplomanın sahte olduğunun Bor Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğünün 9.11.2005 tarihli yazısı ile bildirildiği anlaşılmakta olup, esasen maddi olayın bu şekilde sübut bulduğu konusunda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Unsurları ve cezası 765 sayılı TCK'nın 342'nci maddesinde gösterilmiş olan görevli olmayan kişinin resmi belgede sahtecilik suçu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 204/1'inci maddesi ile yeniden düzenlenmiş bulunmaktadır. Atılı suçun maddi unsuru; bir resmi belgeyi başkasını aldatacak biçimde sahte olarak düzenlemek (Taklit etmek) veya değiştirmek (Tahrif/tağyir etmek) veya sahte resmi belgeyi bilerek kullanmaktır. Suçun manevi unsuru ise; kasıt, yani eylemi zarar verme bilinç ve iradesiyle gerçekleştirmektir. Failin, tanımlanan resmi belgeyi tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlemesi veya gerçek resmi belgeyi değiştirmesi, başkalaştırmasıyla suç gerçekleşir.
Başkasına zarar vermek gücünde olmayan hiçbir fiilin suç sayılamayacağı kesin olduğuna göre, sahteciliğin de zarar verme yeteneğini taşıması zorunludur. Bunun için de sahte belgede başkasını aldatma gücü, iğfal etme yeteneği bulunmalıdır. Yasal metinlerde açıkça belirtilmemesine karşın, öğretide ve uygulamada Aldatma yeteneğinin sahtecilik suçlarının ortak kurucu unsuru olduğu benimsenmiştir. (As. Yrg. Drl. Krl. nun 19.9.1985, 1985/131-125; 22.12.1994, 1994/130-130; 21.9.1995, 1995/83-79; 16.3.2006, 2006/62-63; 1'inci Dairenin 18.10.2000, 2000/642-641; 3'üncü Dairenin 12.6.2001, 2001/466-460 tarihli ve Esas ve Karar sayılı kararlarında bu husus açık bir biçimde kabul ve ifade edilmiştir.)
Bu suçun oluşumu için; aldatma olgusunun hukuken korunan güveni sarsacak oran ve düzeyde olması gerekmektedir. Sahtecilik ilk bakışta anlaşılabilir ve kuşku uyandırabilecek nitelikte ise, aldatma gücünü kaybedeceğinden, hedeflenen hukuki yarar olan kamu güveni de bu safhada herhangi bir zarara uğramayacaktır.
Gerek öğretide ve gerekse uygulamada aldatma yeteneğinin objektif kriter esas alınarak tespit edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bir başka anlatımla, sahtecilik ilk bakışta herkes tarafından anlaşılıyorsa aldatma yeteneği yoktur. Yine belgenin sunulduğu makam, ilk bakışta sahte olduğunu anlayamamış olsa bile, bu husus normal kontroller sırasında fark edilebiliyorsa, belgenin aldatma yeteneğinin bulunmadığı kabul edilmelidir. (M. E. ARTUK-A. GÖKÇEN-A. C. YENİDÜNYA; Ceza Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, Ankara-2005, S:337-343).
Somut olayda, kovuşturma evresinde atanan bilirkişinin düzenlediği ayrıntılı raporda da belirtildiği üzere; sözü edilen diplomanın, basıldığı kağıdın özelliği, üzerinde soğuk damganın yer alması, gerçekleri ile karşılaştırıldığında genel olarak her diplomada bulunan zorunlu öğeleri taşıdığının ve örnek olarak getirilen okul diplomalarının kendi aralarında dahi bazı farklılıklar olduğunun görülmesi, ayrıntı sayılabilecek hata ve eksiklerin ilk bakışta göze çarpacak nitelikte olmaması, keza sanık tarafından bu diplomanın teslim edildiği Okul Komutanlığı yetkililerince diplomanın sahteliği fark edilmeyerek işleme konulmuş olması ve ancak mezuniyetten sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığının 25.10.2005 tarihli yazısı ile 5434 sayılı Kanun'un 15'inci maddesi (e) fıkrası gereğince sivil öğrencilikte geçen sürelerinin fiili hizmete eklenebilmesine esas alınmak üzere fakülte veya yüksekokula kayıt ve mezun olduğu tarihlerin bildirilmesinin istenmesi üzerine; Bor Meslek Yüksekokulu Müdürlüğünce Kara Kuvvetleri Komutanlığına gönderilen 9.11.2005 tarihli cevabi yazıda sanık M.Ö.'nün 20.9.1999 tarihinde kayıt yaptırdığının, Okul Yönetim Kurulunun 9.4.2003 tarihli kararı ile üst üste iki yarı yıl kayıt yeniletmediği için kaydının silindiğinin ve 547 sayılı önlisans diplomasının sahte olduğunun bildirilmesi ile sahteliğin ortaya çıkmış olması, keza Askeri Yargıtay Drl.Krl.nun 19.10.2000, 2000/142-151; 29.11.1990, 1990/159-148; 4 üncü Dairenin 26.9.1995, 1995/629-627 tarihli ve sayılı kararlarında da kabul gördüğü gibi, sahte diploma kullanılarak ilgili makam ve merciler aldatılmış, arzu edilen netice gerçekleştirilmiş olması karşısında, artık bu belgenin aldatma yeteneğini taşıyıp taşımadığının araştırılmasına gerek olmadığı ve bu konuda noksan soruşturma bulunmadığı sonucuna varıldığından, başsavcılığın aksi yöndeki itirazının reddine karar verilmiştir.
Tebliğnamede; sanığın kendisi hakkında işlem yapmak üzere yetkili memur tarafından sorulan bir hususta tanzim ettiği gerçeğe aykırı belgeyi ibraz etmek suretiyle yalan beyanda bulunduğuna, bu durumda da sanığın eyleminin mülga 765 sayılı TCK'nın 343 ve 5237 sayılı TCK'nın 206'ncı maddelerinde düzenlenen suça uyduğunun kabulünün gerektiğine dair görüş bildirilmiş ise de; söz konusu maddelerde düzenlenen Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu madde metninde Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunmak olarak tanımlanmış olup, kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmi belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması bu suçun oluşması için gereklidir. Somut olayda sanığın, bir resmi belgenin düzenlenmesi sırasında bu belgeyi düzenlemekle yetkili bir kamu görevlisine yalan beyanda bulunmak şeklinde gerçekleşen bir eylemi bulunmadığı gibi, söz konusu diplomanın bu belgeyi düzenleme yetkisine sahip olan bir kamu görevlisi tarafından değil bizzat sanık tarafından sahte olarak düzenlendiği anlaşılmış olup, bu tanım ve açıklamalar doğrultusunda sanığın eyleminin mülga 765 sayılı TCK'nın 343 ve 5237 sayılı TCK'nın 206'ncı maddelerinde tanımlanan suça tipiklik olarak uymadığı sonucuna varıldığından; Başsavcılığın, aksi yöndeki görüşünü içeren itirazı yerinde görülmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy