(5271 S. K. m. 231) (5275 S. K. m. 51) (647 S. K. m. 6) (1632 S. K. Ek m. 10) (5352 S. K. Geç. m. 1, Geç. m. 2) (2709 S. K. m. 76) (3682 S. K. m. 4, 8)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında emre itaatsizlikte ısrar ve firar suçlarından verilip 3.3.1994 tarihinde kesinleşen mahkumiyetlerin, 26.2.2004 tarihinde işlediği suç nedeniyle, herhangi bir değerlendirilmeye tabi tutulmadan CMK'nın 231'inci maddesi 6'ncı fıkrasının (a) bendinde öngörülen koşulun oluşmasına engel olup olmadığına ilişkindir.
Daire; kuvvet sabıka kaydına göre, daha önce kasıtlı birer suç olan firar ve emre itaatsizlikte ısrar suçlarından verilip 3.3.1994 tarihinde kesinleşmiş iki mahkumiyetinin bulunduğu anlaşılan sanık hakkında, CMK'nın 231'inci maddesinin 6'ncı fıkrasının (a) bendinde öngörülen koşulun (Objektif şartın) gerçekleşmemiş olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığını kabul ederken,
Başsavcılık; firar ve emre itaatsizlikte ısrar suçlarından verilip 3.3.1994 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükümlerine dair gerekçeli hükümler ve infaz belgelerinin getirilerek, 26.2.2004 tarihinde adli sicilden silinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi, daha sonra sanığın CMK'nın 231'inci maddesi hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı konusunda mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürerek Daire ilamına süresinde itiraz etmiştir.
Dosya içeriğine göre, hükümde itiraz konusu husus dışında usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden hukuka aykırılığın bulunmadığı görülmüştür.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesiyle, CMK'nın 231'inci maddesinin başlığı Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde değiştirilmek ve maddeye 5 ila 14'üncü fıkralar eklenmek suretiyle, başlangıçta, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan dolayı hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarıyla sınırlı olarak uygulamaya konulmuştur.
5560 sayılı Kanunla ilgili TBMM Adalet Komisyonu raporunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibarıyla, erteleme, bir koşullu atıfet kurumu niteliği taşımakta idi. Buna göre, deneme süresi içerisinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde, mahkumiyet vaki olmamış sayılmakta idi. Keza, erteleme, sadece hapis cezası açısından değil, ertelemenin bölünmezliği kuralı gereğince, diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da, kural olarak, aynı sonucu doğurmakta idi. Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde ise, erteleme, sadece hapis cezasına özgü bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yeni sistemde artık ertelemenin bölünmezliği kuralından söz etmek mümkün değildir. Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede, hükümlü, denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, hakkında hükmolunan Hapis cezası infaz edilmiş sayılacaktır. Şayet hakkında hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına veya güvenlik tedbirlerine hükmedilmişse, adli para cezası ve güvenlik tedbirleri bakımından erteleme söz konusu olmayacaktır. Bu durum, ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. şeklinde gerekçelere yer verilmiştir (Dönem: 23, Yasama Yılı: 2, TBMM S. Sayısı: 56).
TBMM Adalet Komisyonu Raporundaki gerekçeden; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, cezaların ertelenmesi ile ilgili mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesindeki düzenlemeden, 5275 sayılı TCK'nın 51inci maddesindeki düzenlemeye dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukuku mevzuatında (Kısmen mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesine benzer şekilde) bir atıfet kurumu olarak ele alınıp düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra, 8.2.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Sağlamak Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 562'nci maddesiyle, CMK'nın 23l'inci maddesinin 5 ve 14'üncü fıkralarında değişiklik yapılarak, T.C. Anayasasının 174'üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar dışında kalan bir suçtan dolayı hükmolunan, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi olanağı sağlanmak suretiyle bu kurumun uygulama alanı genişletilmiştir.
5728 sayılı Kanunun TBMM genel kurulunda görüşülmesi sırasında, 17.1.2008 günü saat 15.29'da başlayan ikinci oturumda verilen bir önerge üzerine Kanun'un 562'nci (Tasarının 611'inci) maddesi oylanarak kabul edilmiş, önerge olarak verilen madde gerekçesi de Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine işlerlik kazandırmak ve müessesenin uygulanmayacağı suçları belirlemek ... şeklinde kabul edilmiştir (TBMM'nin 51'inci Birleşiminin İkinci Oturumuna ait 17.1.2008 tarihli tutanak).
Görüldüğü üzere, 5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesinin gerekçesinden de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, Türk ceza hukuku mevzuatında ilk kez düzenlenme amacının muhafaza edildiği, ancak bu kurumun uygulanmasına işlerlik kazandırmak (Uygulama alanının genişletilmek) istendiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, 1.3.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 1'inci maddesiyle ASCK'ya eklenen Ek 10'uncu maddesinde, bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili ... 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları uygulanmaz hükmüne yer verilmiş ise de; temyiz incelemesine konu olan emre itaatsizlikte ısrar suçunun 26.2.2004 tarihinde işlenmiş olması nedeniyle, TCK'nın 7/2'nci maddesi hükmü dikkate alınarak, sanık hakkında CMK'nın 231/5-14'üncü madde ve fıkraları uyarınca inceleme yapılması mümkün görülmektedir.
Ancak, sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanabilmesi için, CMK'nın 231/6'ncı maddesinde öngörülen;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
Koşullarının, sanık hakkında oluşması gerekmektedir.
Öte yandan, CMK'nın 231/6'ncı maddesinin (a) bendinde yer alan ilk koşuldan, bu kurumun, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan, diğer bir deyişle, ilk defa suç işleyen sanıklar hakkında uygulanabileceği sonucu çıkmaktadır.
Dava dosyasında bulunan, onaylı gerekçeli karar içeriğinden, sanığın daha önce;
21'inci Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 16.2.1994 tarihli ve 1994/133-26 esas-karar sayılı hükmü ile;
13.7.1993-9.8.1993 tarihleri arasında işlediği firar suçundan dolayı, ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, on ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
5.9.1993 tarihinde işlediği emre itaatsizlikte ısrar suçundan dolayı, ASCK'nın 87/1'inci maddesinin ilk cümlesi ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, bir ay yirmi gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
Mahkumiyet hükümlerinin TCK'nın 71'inci maddesi uyarınca içtima ettirilerek, neticeten on bir ay yirmi gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Bu hükümlerin 3.3.1994 tarihinde kesinleştiği,
Hususu, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, dava dosyasında bulunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Tayin Daire Başkanlığının 13.7.2004 tarihli yazısı ekinde gönderilen ceza listesi içeriğinde, firar ve emre itaatsizlikte ısrar suçlarından tesis olunan toplam on bir ay yirmi gün hapis cezasının infazının yapılarak, şartla tahliye kararı verildiğinin yazılı olduğu, ancak, infaza ilişkin belgelerin dava dosyasında bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce düzenlenen 5.7.2004 tarihli belgeye göre, sanığın adli sicil ve arşiv kaydı bulunmamaktadır.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na göre; adli sicil ve arşiv kaydı olmak üzere ikili kayıt sistemi getirilmiş, adli sicildeki kayıtların silinmesi, genel olarak infazın tamamlanması, şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık, zamanaşımı ve genel af koşullarına bağlanmış ise de, adli sicilden silinerek arşiv kaydına alınan kayıtların silinmesi; kaydın girilmesinden itibaren seksen yılın geçmesi, sanığın ölümü, fiilin suç olmaktan çıkarılması ve olağanüstü kanun yoluna başvurulması sonucu verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi koşullarına bağlı kılınmıştır.
Öte yandan, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun Geçici 1'inci maddesinde; Bu Kanunda öngörülen adli sicil sistemi ile mevcut kayıtların bu Kanuna uyarlanması bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl içinde tamamlanır.
Geçici 2'nci maddesinde ise;
(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce toplanmış olsun veya olmasın, suç tarihi itibarıyla bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanuna göre süre yönünden silinme koşulu oluşanlar silinir; diğer kayıtlar için bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Anayasanın 76'ncı maddesi ile özel kanun hükümleri saklıdır.
(2) Birinci fıkra gereğince işlem yapılarak arşive alınan kayıtlar hakkında, 3682 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde öngörülen sürelerin dolduğu veya ertelenmiş olan hükmün esasen vaki olmamış sayıldığı hallerde bu tarih esas alınarak, Anayasanın 76'ncı maddesi ve özel kanunlarda sayılan suç ve mahkumiyetler dışındaki kayıtlar için ilgilinin, Cumhuriyet başsavcılığının veya Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün talebi üzerine hükmü veren mahkemece veya talep edenin bulunduğu yer asliye ceza mahkemesince arşiv kaydının silinmesine karar verilir. hükümleri yer almaktadır.
Bu bağlamda, sanığın lehine hükümler içeren ve suç tarihi itibarıyla somut olayda uygulanması gereken mülga 5682 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 4778 sayılı Kanun'un 31'inci maddesi ile değişik 8/l-(c) maddesinde; Cezanın çekildiği veya ortadan kalktığı veya düştüğü tarihten itibaren; ... beş yıl veya daha az ... hapis ... cezasına mahkumiyet halinde diğer bir cürümden dolayı beş yıl içinde, ... evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya veya daha ağır bir cezaya mahkum olunmadığı takdirde ... adli sicildeki kaydın çıkartılmasına karar verilir. ... hükmü yer almaktadır.
Yasal düzenlemeler dikkate alındığında, adli sicil kaydında yer alan ve temyize konu edilen suçtan önce işlendiği hususunda kuşku bulunmayan mahkumiyet hükümlerinin, öncelikle infaz edilip edilmediğinin müteakiben, CMK'nın 231/6'ncı maddesinin (a) bendi kapsamında (Objektif koşul) değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tespiti yönünden, adli sicil kaydından çıkartılmasına karar verilip verilmediğinin ya da adli sicil kaydından çıkartılması koşullarının oluşup oluşmadığının araştırılmasının gerektiği açıktır.
Diğer taraftan, ilgili makamlarca istendiğinde verilmek üzere adli sicile geçirilen, bu haliyle sanıkların aleyhine durum yarattığı hususunda kuşku bulunmayan suçlardan tesis olunan mahkumiyet hükümlerinin, infazından sonra Kanunda belirtilen koşulların oluşmasıyla adli sicilden silinmesi mümkün olabilmektedir. Bu durumda, silinen mahkumiyet hükmünün, CMK'nın 231/6'ncı maddesinin (b) bendinde yer alan sübjektif koşul kapsamında değerlendirilmesi mümkün ise de, CMK'nın 231/6'ncı maddesinin (a) bendinde yer alan objektif koşul kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Ancak, mülga 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 4/A maddesine göre; askeri mahkemelerce tesis olunan, disiplin cezaları ve sırf askeri suçlar dışındaki ceza mahkumiyetleri adli sicile kaydedilebilmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, adli sicil kaydında yer almayan ve temyize konu edilen suçtan önce işlendiği hususunda kuşku bulunmayan, sırf askeri suçlardan (Firar ve emre itaatsizlikte ısrar suçlarından) tesis olunan mahkumiyet hükümlerinin söz konusu olduğu görülmektedir.
Salt olarak, kanuni düzenlemeler dikkate alındığında, adli sicile geçirilmeyen sırf askeri suçların, doğal olarak adli sicilden silinmesi de mümkün görülmemektedir. Ancak, söz konusu bu düzenlemenin amacı, sırf askeri suçlardan verilen mahkumiyet kararlarının adli sicile geçirilmesini önleyerek, sanık aleyhine durum yaratılmamasıdır.
Bu durumda, sanıkların lehine olacak şekilde adli sicil kaydında dahi yer almayacağı düzenlenen sırf askeri suçlardan verilen mahkumiyet kararlarının, adli sicilde yer almamalarına karşın, adli sicilde yer almaları halinde silinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin, (Adli sicile kaydedilen mahkumiyet kararlarının koşulları oluştuğunda silinebilmesi karşısında) evleviyetle ve kıyasen belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, sırf askeri suçlardan verilen ve adli sicilde yer almayan mahkumiyet kararlarının, adli sicilden silinme koşullarının oluşup oluşmadığının kıyasen tespiti bakımından, öncelikle infaz edilip edilmediğinin belirlenmesi gerekir.
Bu itibarla, emre itaatsizlikte ısrar ve firar suçlarından verilip 33.3.1994 tarihinde kesinleşen mahkumiyet hükümlerine dair infaz belgelerinin getirtilerek, daha sonra sanığın CMK'nın 231'inci maddesinin 6'ncı fıkrası hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağı konusunda mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiği anlaşıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulüne, Daire ilamının kaldırılmasına ve mahkumiyet hükmünün CMK'nın 231'inci maddesi uyarınca değerlendirme yapılması yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy