(5271 S. K. m. 231) (647 S. K. m. 6) (5275 S. K. m. 51) (1632 S. K. m. 66, Ek. m. 10) (5237 S. K. m. 7) (765 S. K. m. 59)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; daha önce hakkında kesinleşen mahkumiyet kararı bulunan sanık hakkında, CMK'nın 231/6'ncı madde ve fıkrasının (a) bendinde öngörülen objektif koşul kapsamında yapılacak değerlendirme öncesinde, mahkumiyet kararlarının infazının tamamlanıp tamamlanmadığının araştırılıp araştırılmayacağına ilişkindir.
Daire; 16.6.1998-3.4.2000 tarihleri arasında işlediği firar suçundan tayin edilen cezanın infaz edilerek 1.8.2000 tarihinde şartla tahliye edildiği, bihakkın tahliye tarihinin 28.1.2001 tarihi olduğu, sanığın bihakkın tahliye tarihinden önce, 17.10.2000-9.9.2001 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği anlaşıldığından, bu hükümlerin infazının tamamlanıp tamamlanmadığının tespitinden sonra, CMK'nın 231/6'ncı madde ve fıkrasının (a) bendine göre yapılacak değerlendirmenin, mahkemece yapılması gerektiği görüşüyle, mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermişken;
Başsavcılık; 5271 sayılı Kanun'un 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendinde yer alan Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması koşulunun (Objektif koşulun), daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olan sanık açısından gerçekleştiğini söylemenin mümkün olmadığı gibi, ayrıca diğer koşulların araştırılmasına da gerek bulunmadığını, sanığa atılı mükerrer firar suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğunu öne sürerek, Daire ilamının kaldırılması ve mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi görüş ve düşüncesiyle, Daire ilamına süresinde itiraz etmiştir.
Dosya içeriğine göre, hükümde, itiraz konusu husus dışında usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden bir hukuka aykırılığın bulunmadığı görülmüştür.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesiyle, CMK'nın 231inci maddesinin başlığı Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde değiştirilmek ve maddeye 5 ila 14'üncü fıkralar eklenmek suretiyle, başlangıçta, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan dolayı hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarıyla sınırlı olarak uygulamaya konulmuştur.
5560 sayılı Kanunla ilgili TBMM Adalet Komisyonu raporunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibarıyla, erteleme, bir koşullu atıfet kurumu niteliği taşımakta idi. Buna göre, deneme süresi içerisinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde, mahkumiyet vaki olmamış sayılmakta idi. Keza, erteleme, sadece hapis cezası açısından değil, ertelemenin bölünmezliği kuralı gereğince, diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da, kural olarak, aynı sonucu doğurmakta idi. Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde ise, erteleme, sadece hapis cezasına özgü bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yeni sistemde artık ertelemenin bölünmezliği kuralından söz etmek mümkün değildir. Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede, hükümlü, denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, hakkında hükmolunan hapis cezası infaz edilmiş sayılacaktır. Şayet hakkında hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına veya güvenlik tedbirlerine hükmedilmişse, adli para cezası ve güvenlik tedbirleri bakımından erteleme söz konusu olmayacaktır. Bu durum, ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. şeklinde gerekçelere yer verilmiştir (Dönem: 23, Yasama Yılı: 2, TBMM S. Sayısı: 56).
TBMM Adalet Komisyonu raporundaki gerekçeden; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, cezaların ertelenmesi ile ilgili mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesindeki düzenlemeden, 5275 sayılı TCK'nın 51'inci maddesindeki düzenlemeye dengeli geçişi sağlamak amacıyla; Türk Ceza Hukuku mevzuatında (Kısmen mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesine benzer şekilde) bir atıfet kurumu olarak ele alınıp düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra, 8.2.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Sağlamak Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 562'nci maddesiyle, CMK'nın 231'inci maddesinin 5 ve 14'üncü fıkralarında değişiklik yapılarak, T.C. Anayasası'nın 174'üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar dışında kalan bir suçtan dolayı hükmolunan, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi olanağı sağlanmak suretiyle bu kurumun uygulama alanı genişletilmiştir.
5728 sayılı Kanunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, 17.1.2008 günü saat 15.29'da başlayan ikinci oturumda verilen bir önerge üzerine Kanun'un 562'nci (Tasarının 611'inci) maddesi oylanarak kabul edilmiş, önerge olarak verilen madde gerekçesi de Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine işlerlik kazandırmak ve müessesenin uygulanmayacağı suçları belirlemek ... şeklinde kabul edilmiştir (TBMM'nin 51'inci Birleşiminin İkinci Oturumuna ait 17.1.2008 tarihli tutanak).
Görüldüğü üzere, 5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesinin gerekçesinde de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, Türk Ceza Hukuku mevzuatında ilk kez düzenlenme amacının muhafaza edildiği, ancak bu kurumun uygulanmasına işlerlik kazandırmak (Uygulama alanının genişletilmek) istendiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar, 1.3.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 1'inci maddesiyle ASCK'ya eklenen Ek 10'uncu maddesinde, Bu Kanunda yazılı suçlarla ilgili ... 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'unun 231'inci maddesinin beş ila on dördüncü fıkraları uygulanmaz hükmüne yer verilmiş ise de; temyiz incelemesine konu olan mükerrer firar suçunun 27.4.2004-1.11.2004 tarihleri arasında işlenmiş olması nedeniyle, TCK'nın 7/2'nci maddesi hükmü dikkate alınarak, sanık hakkında CMK'nın 231/5-14'üncü madde ve fıkraları uyarınca inceleme yapılması mümkün görülmektedir.
Ancak, sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanabilmesi için CMK'nın 231/6'ncı maddesinde öngörülen;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlemesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
Koşullarının, sanık hakkında oluşması gerekmektedir.
Öte yandan, CMK'nın 231/6'ncı maddesinin (a) bendinde yer alan ilk koşuldan, bu kurumun, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan, diğer bir deyişle, ilk defa suç işleyen sanıklar hakkında uygulanabileceği sonucu çıkmaktadır.
Dava dosyasında bulunan, onaylı kararların içeriğinden, sanığın daha önce;
16.6.1998 - 3.4.2000 tarihleri arasında işlediği firar suçundan dolayı, Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 22.6.2000 tarihli ve 2000/887-425 Esas-Karar sayılı hükmü ile;
ASCK'nın 66/1-a ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, on ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün 18.7.2000 tarihinde kesinleştiği,
17.10.2000-9.9.2001 tarihleri arasında işlediği izin tecavüzü suçundan dolayı, Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 3.12.2001 tarihli ve 2001/1213-867 Esas-Karar sayılı hükmü ile;
ASCK'nın 66/1-b ve 765 sayılı TCK'nın 59/2'nci maddeleri gereğince, on ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün de 28.3.2002 tarihinde kesinleştiği,
Hususu, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu düzenlemeler karşısında; firar ve izin tecavüzü suçlarından tesis olunan mahkumiyet kararlarının kesinleşme tarihi esas alındığında, daha sonra mükerrer firar suçunu işleyen sanık açısından, 5271 sayılı Kanun'un 231/6'ncı madde ve fıkrasının (a) bendinde yer alan Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması koşulunun (Objektif koşulun) gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.
Diğer taraftan, Kanunun anılan hükmünde mahkumiyetten bahsedildiği gözetildiğinde, bu mahkumiyetin kesinleşmesi yeterli olduğundan, hükümlere ilişkin infaz evrakının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki, sanığın daha önce işlemiş olduğu firar ve izin tecavüzü suçlarından tesis olunan mahkumiyet hükümlerinin infaz edildiği, dava dosyasında bulunan onaylı şartlı tahliye kararlarının içeriğinden anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkındaki temyiz incelemesine konu mükerrer firar suçunun niteliği, suç tarihi ve cezanın miktarı itibarıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için, CMK'nın 231/6'ncı madde ve fıkrasında öngörülen koşullardan (a) bendindeki Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması şeklindeki objektif koşulun, ek araştırma yapılmasına gerek görülmeksizin gerçekleşmemiş olması karşısında, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan yararlanamayacağı sonucuna varıldığından;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının bu doğrultudaki itirazının kabulü ile Askeri Yargıtay 4'üncü Dairesinin 1.4.2008 tarihli ve 2008/656-675 Esas ve Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, sanığın kabule değer görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle, usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden hukuka uygun bulunan mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy