(5271 S. K. m. 237, 242) (353 S. K. m. 206, 217) (211 S. K. m. 108) (AYDK. 22.09.2005 T. 2005/56 E. 2005/68) (AYDK. 27.10.2005 T. 2005/85 E. 2005/89 K.)
Daire ile askeri mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; sanığa isnat olunan emre itaatsizlikte ısrar suçunun sübuta erip ermediği noktasındadır.
Daire; sanığın eylem bütünü içerisinde suç işleme kastıyla hareket etmediği sonucuna vararak, aksi yönde değerlendirmelerle tesis edilen mahkumiyet hükmünü bozmuş iken,
Askeri mahkeme; atılı emre itaatsizlikte ısrar suçunun tüm yönleri itibariyle oluştuğunu kabul ederek eski hükümde direnmiş ve mahkumiyet kararı vermiştir.
5'inci Komd.A.K.lığının güzelleştirme ve ağaçlandırma konulu emri gereğince, Top.Atğm. Ö.K.'nın emir ve komutasında, aralarında Top.Er E.E.'nin de bulunduğu muhtelif bölüklerde görevli otuz altı erbaş ve er ile P.Uzm.Çvş. B.M., Top.Uzm.Çvş. İ.G., P.Uzm.Çvş. D.Ş. ve Hv.Svn.Uzm.Çvş. F.A.'nın Anadolu Öğretmen Lisesi kuzeyinde bulunan arazinin otlarının temizlenmesi, büyük taşlarının ayıklanması ve ağaç dikimine hazır hale getirilmesi için görevlendirildikleri, tüm personelin 26.10.2004 tarihinde, Top. Atğm. Ö.K.'nın emir ve komutasında, yaya olarak ağaçlandırma bölgesine hareket ettikleri ve saat 16:00'a kadar çalıştıkları, saat 16:15 sıralarında Atğm. Ö.K.'nın emir ve komutayı P.Uzm.Çvş. B.M.'ye devrederek görev yerinden ayrıldığı, müteakiben Uzman Çavuşlar D.Ş. ve F.A.'nın da izin alarak görev bölgesinden uzaklaştıkları, otuz altı erbaş ve er ile P.Uzm.Çvş. B.M. ve Top. Uzm. Çvş. İ.G.'nin saat 16.20 civarında ağaçlandırma sahasından birliğe doğru yürümeye başladıkları, kışlaya 1 km mesafe kaldığı esnada öğrenci servis hizmetiyle görevlendirilmiş olan, P.Onb. M.K. E.'nin sevk ve idaresindeki, 133060 plakalı kapalı MAN aracının yol kenarında ilerlemekte olan askerlerin yanından geçerken, araç komutanı sanık P.Onb. M.A.'nın talimatıyla durduğu, sanığın araçtan inerek P.Uzm.Çvş. B.M. ile görüştüğü, Alaya gidiyorsanız araç boş, sizi götüreyim dediği, Uzm.Çvş. B.M.'nin de kabul etmesi üzerine otuz altı erbaş ve er ile Uzm.Çvş. İ.G.'nin ellerindeki kazma, kürek, çapa gibi malzemelerle birlikte, orta kapıyı kullanmak suretiyle araca bindikleri, Uzm.Çvş. İ.G.'nin emir vererek herkesin oturmasını, ayakta kimsenin kalmamasını söylediği, E.E.'nin aracın orta kısmındaki oturma yerlerine oturduğu, kalabalık olmasından dolayı birkaç kişinin ayakta kaldıkları, bu haliyle aracın arka tarafında araç muhafızı H.S. ile birlikte otuz sekiz kişinin bulunduğu, aracın ikaz düğmesine basılarak hazır olduklarının bildirilmesi üzerine, araç şoförünün aracı hareket ettirdiği, birkaç saniye sonra Er E.E.'nin oturduğu yerden kalkarak arka kapıya doğru yöneldiği, kapıya yaslanarak kapı kolundan tuttuğu, 100 metre kadar bu şekilde gidildikten sonra, araç şoförünün, yaklaşık 25-30 km süratle sürdüğü aracının vitesini değiştirdiği, vites değiştirilmesini müteakip aracın birden hızlandığı ve araçta sarsıntı meydana geldiği, hemen akabinde de aracın arka kapısının açıldığı ve Top. Er E.E.'nin sırt üstü yere düştüğü, düşme sonucu yaralanan E.E.'nin yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen kurtarılamadığı sabit olup, esasen bu konuda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Oluş biçimi yukarıda özetlenen olay nedeniyle, askeri mahkeme sanığın emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediğini kabul ederek mahkumiyet hükmü kurmuş, bu hüküm ölen E.E.'nin anne ve babasının vekili tarafından, davaya katılma istemlerinin kabul edilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek temyiz edilmiştir.
1) N.E. ve M.E. vekilinin temyiz istemi ile ilgili olarak yapılan incelemede;
353 sayılı Kanun'un 206 ve CMK'nın 237/2'nci maddeleri gereğince temyiz istemi hakkında yapılacak incelemede öncelikle, katılma talebinde bulunanların buna hakları olup olmadığı, yargılama konusu yapılan eylem ile ilgili olarak suçtan zarar gören kişi olup olmadıkları hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Suçtan zarar gören kavramı, ceza yasalarında yer almakla birlikte, tanımına yer verilmediği görülmektedir.
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.9.2005 tarihli ve 2005/56-68 E.K. sayılı kararında açıklandığı üzere; birbirinden farklı fikirler ileri sürülmesine karşın, doktrinde ağırlıklı olarak benimsenen görüş, suçun işlenmesiyle meşru bir hakkı ihlal edilen kimsenin suçtan zarar gören kişi olarak kabul edilmesidir. İşlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının bu hakka yönelik olması gerektiği de ayrıca vurgulanmaktadır.
Gerek Yargıtay ve gerekse Askeri Yargıtayın yerleşmiş kararlarında konuya açıklık getirilerek, kamu davasına katılan sıfatını alabilmenin en önemli koşulunun suçtan doğrudan zarar görme hali olduğu belirtilmektedir. (Askeri Yargıtay Drl.Krl.'nun 27.10.2005 tarihli ve 2005/85-89 sayılı, 3'üncü D.nin 10.7.2002 tarihli ve 2002/735-730 E.K. sayılı kararları da bu yöndedir).
Bu nedenlerle hakim, müdahil olmak isteyen kişinin suçtan zarar gören olup olmadığını kendi değerlendirmesine göre belirleyecek olmakla beraber, yargı denetimi sırasında ister müdahil olma isteğinin kabulüne, isterse reddine karar verilmiş olsun, bunun isabetli ve hukuka uygun bir karar olup olmadığına bakılacaktır. Bu denetimin Yargıtayca yapılacağı hususu CMK'nın 242'nci maddesinde yer aldığı gibi, içtihatlarla da benimsenmektedir.
Sanığın hukuki irdelemesi yapılan eylemleri ile müteveffa Top. Er E.E.'nin ölüm olayı arasında herhangi illiyet bağı bulunmamasından dolayı, müteveffanın annesinin ve babasının (Yargılama konusu eylemden) doğrudan zarar gören kişi olarak kabulü mümkün görülmemektedir.
Yargılama konusu eylemden doğrudan zarar gören kişi statüsünde olmayan bu kişilerin müdahale talebinin reddedilmesinde kanuna aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varıldığından, vaki temyiz başvurusunun, istem sahiplerinin böyle bir kanun yoluna başvuru haklarının bulunmaması sebebiyle, 353 sayılı Kanun'un 217/1 inci maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.
2. Direnme konusu ile ilgili olarak yapılan incelemede;
Sanık M.A.'ya suç tarihinden önce tebliğ edilen talimatta, belirlenen ana duraklar dışında indirme ve bindirme yapılmayacağı, servis aracına oturma yerinden fazla ayakta personel alınmayacağı ve bu hususun araç komutanı tarafından takip edileceği yazılı bulunmaktadır.
Ancak, eylemin genel seyir ve işlenişi biçimi dikkate alınarak, sanığın emre itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket edip etmediğinin ayrıca irdelenmesinde zorunluluk görülmektedir.
133060 plakalı Man aracın araç komutanı olan sanık M.A.; 26.10.2004 tarihinde günlük servis hizmetini tamamlamalarının ardından, saat 16.20 civarında kışlaya dönmek üzere hareket halinde iken, araç şoförü M.K.E. ile konuşarak aracı durdurmuş ve ellerinde kazma, kürek ve sair edevat bulunan 36 asker ile P.Uzm.Çvş. İ.G.'nin araca binmelerini sağlamıştır.
Aşamalardaki beyanları ve dosyadaki tanık ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, sanık üstü durumundaki uzman çavuşların ve bunların emir komutası altındaki askerlerin yaya olarak intikaline engel olmak maksadıyla, kışlaya yaklaşık 1 km mesafe kala, bunların araca binmesine izin vermiştir.
Askeri aracın birliğe dönüş saatinde herhangi bir aksaklık meydana gelmeyeceği düşüncesiyle hareket eden sanık, üstlerine ve aynı birlikte görev yaptığı arkadaşlarına duyduğu saygının ve mesleki dayanışmanın bir gereği olarak böyle bir hal tarzını benimsemiştir.
Askeri teamüllerin ve dayanışmanın ötesinde, sanık tarafından hizmetin gereği olarak değerlendirilen bu davranışın, ellerinde tahkim edevatları ile yürüyen askerlerin bir an önce kışlaya götürülmesi amacıyla yapıldığının ve bu nedenle askeri hizmete aykırı bir yön içermediğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir. TSK İç Hizmet Kanunu'nun 108'inci maddesinin askeri nakil vasıtalarından istifade konusunda tanımış olduğu hakların birlik personelinden kıskanılması işin doğasına da aykırıdır.
Keza; başlarında iki uzman çavuşun bulunduğu sırada sanığın araca binen askerleri teker teker sayıp, kapasite kontrolü yapması beklenemeyeceğinden, sanıkta bu yönüyle de talimatlara aykırı hareket etme şuur ve iradesinin bulunmadığının kabulü zorunlu hale gelmektedir.
Tüm bu nedenlerle; sanığın hareketlerinin eylem bütünü içerisinde emre itaatsizlikte ısrar kastına dayanmadığı sonucuna varılmış ve aksi yönde değerlendirmelerde tesis edilen mahkumiyet hükmünün sübut yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy