(AİHS m. 6) (5271 S. K. m. 147, 150, 231, 308, 324, 325) (647 S. K. m. 6) (353 S. K. m. 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 224, 256) (1412 S. K. m. 138, 146, 407) (2709 S. K. m. 90) (Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik m. 8) (AYDK. 16.2.2006 T. 2006/18 E. 2006/35 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın talebi üzerine askeri mahkemece tayin edilen müdafie ödenecek ücret ile ilgili olarak, mahkumiyet halinde sanığa rücu edilip edilemeyeceği konusunda sanığın aydınlatılmamasının savunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığı konusuna ilişkin ise de;
A- İtiraz aşamasında, 8.2.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuncun 562'nci maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231'inci maddesinin 5 ve 14'üncü fıkralarında değişiklik yapılarak Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulama alanının genişletilmesi ve dava dosyasının da bu kapsamda görülmesi üzerine, kurulda, Bu değişikliğe göre dava dosyasının mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi açısından, Askeri Yargıtayca hiçbir inceleme yapılmaksızın hükmün öncelikle bu yönden bozulması gerektiğine dair görüş ileri sürmesi karşısında, bu konuda yapılan inceleme ve müzakere sonucunda;
5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesiyle değişik, 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin 5-14 fıkralarında düzenlenen Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin; Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş olmasına rağmen, mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesinde düzenlenen Cezaların ertelenmesi müessesesine kısmen benzediği, madde içeriği ve sonuçları itibarıyla kişi özgürlüğü ile doğrudan ilişkili bulunduğundan, maddi ceza hukukunu da ilgilendiren bir müessese olduğu, bu nedenle CMK'nın 231'nci maddesinin 14'üncü fıkrasında belirtilen suçların haricinde kalan bir suçtan dolayı, 8.2.2008 tarihinden önce askeri mahkemelerce tesis olunan, sonuç olarak iki yıl veya daha az hapis veya adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümlerinin temyiz edilmesi halinde, Askeri Yargıtayca yapılacak temyiz incelemesinin her yönden (Görev, usul, sübut, vasıf, takdir, uygulama yönlerinden) yapılması gerektiği, örneğin; askeri mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gereken bir davada görevsizlik dışında bir hüküm kurulmuşsa, usul hukukuna ilişkin mutlak bozma sebebi sayılan kurallara aykırı davranılmışsa, mahkumiyet için yeterli delil olmadığı veya zamanaşımı söz konusu olduğu halde mahkumiyet kararı verilmişse, suç vasfı yanlış belirlenmişse ya da ceza tayin edilirken sanığın kişiliğine ve dosya içeriğine uygun düşmeyecek şekilde ve derecede ceza tayin edilmişse, Askeri Yargıtayca hükmün öncelikle bu yönlerden bozulacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla, temyiz incelemesi sırasında, CMK'nın 231'inci maddesinde yapılan söz konusu değişiklikten önce kurulmuş olan iki yıl veya daha az hapis ya da adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükümlerinde usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden bir isabetsizliğin görülmemesi halinde, bu aşamada gündeme gelen Hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunun takdir ve değerlendirilmesinin, hüküm mahkemesince yapılabilmesi bakımından, hükmün bozulması gerekeceği sonucuna varıldığından, ileri sürülen söz konusu usul meselesi; kuruldaki bazı Üyelerin İşin esasına girilmeden, hükmün CMK'nın 231'inci maddesinde yapılan değişiklik karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunun mahkemesince teemmülü bakımından, hükmün öncelikle bu yönden bozulması gerektiğine ilişkin karşı görüşleri nedeniyle bu şekilde aşıldıktan sonra sürdürülen incelemede;
B- Daire, sanığın talebi üzerine askeri mahkemece tayin edilen müdafie, 5271 sayılı CMK'nın 150/4'üncü maddesinin verdiği yetkiye istinaden çıkarılan Yönetmelik uyarınca ödenen ücretin, mahkumiyet halinde sanığa rücu edilerek alınabileceği gerekçesiyle sanığın müdafi isteğinden vazgeçmiş olmasının savunma hakkını kısıtlamadığını kabul ederken,
Başsavcılık, askeri mahkemelerde görülen davalarda, askeri mahkemece isteğe bağlı ya da zorunlu olarak tayin edilen müdafie ödenecek ücretin, yargılama giderleri kapsamında 353 sayılı Kanun'un 256'ncı maddesi uyarınca Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödeneceğini, yanlış bilgiye sahip olduğu için müdafi isteğinden vazgeçen sanığa bu konuda açıklama yapılmamasının savunma hakkını kısıtladığını ileri sürerek, Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
İhtilaf konusu yargılama faaliyetine baktığımızda;
Sanığa hazır bulunduğu 5.2.2007 tarihli duruşmada 5271 sayılı Yasa'nın 147'nci maddesinde belirtilen haklarının hatırlatıldığı, bunun üzerine sanığın açıklama yapmaya hazır bulunduğunu fakat müdafi talep ettiğini bildirdiği, askeri mahkemece de sanığa barodan avukat görevlendirilmesi için müzekkere yazılmasına, duruşmanın 19.2.2007 tarihine bırakılmasına, karar verildiği, baroya yazılan müzekkere üzerine Av. E.A.K.'nın sanığa müdafi olarak tayin edildiği, sanık müdafiinin 19.2.2007 tarihinde yapılacak duruşmaya katılamayacağına, mazeretinin kabul edilerek yeni duruşma gününü kalemden öğrenmesine dair mazeret dilekçesi verdiği, bunun üzerine sanık müdafiinin mazeretinin kabulüne, duruşmanın 19.3.2007 tarihine bırakılmasına, yeni duruşma gününü kalemden öğrenmesine karar verildiği, sanık müdafi Av. E.A.K.'nın 19.3.2007 tarihli duruşmaya da katılmadığı, bunun üzerine söz alan sanığın, her ne kadar müdafi talep etmiş ise de, hem müdafiin iki celsedir duruşmalara gelmemesi, hem de mahkum olması halinde müdafi ücretini kendisi karşılaması gerektiği için müdafi talebinden vazgeçtiğini, savunmasını şimdi yapacağını beyan etmesi üzerine sanığın müdafi bulunmaksızın savunmasının tespit edildiği, müdafi talebinin geri çekildiğinin de baro başkanlığına bildirildiği dosya içerisinden anlaşılmaktadır.
Bu konudaki yasal düzenlemelere göz attığımızda:
5530 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce 353 sayılı Kanun'un;
87/1'inci maddesinde, Sanık 15 yaşını bitirmemiş olur ve sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede beden ve akılca sakat bulunursa ve müdafi de yoksa kendisine askeri mahkemece bir müdafi tutulabilir.
92'nci maddesinde, Askeri mahkemece tutulan müdafie tarifesine göre Devlet hazinesinden ücret verilir.
Hükümlüye, hazinenin rücu hakkı vardır.
256'ncı maddesinde, Askeri mahkemelerde görülecek davaların ve askeri makamlar aracılığı ile uygulanacak cezaların giderleri, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödenir.
Mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun;
138'nci maddesinde, Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık on sekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafii de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine bir müdafi tayin edilir.
146/1'inci maddesinde, Baro tarafından tayin edilen müdafie, görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin hazırlanış yöntemine göre tespit edilecek ücret ödenir. İleride yargılama giderleri ile mahkum olan sanıklardan müdafie ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı vardır.
407'nci maddesinde, Mahkumiyet halinde hukuku amme davasının hazırlanması masrafları da dahil olmak üzere bütün masraflar mahkuma tahmil olunur. Hüküm katileşmeden mahkum ölürse mirasçıları masrafları ödemekle mükellef değillerdir.
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;
5560 sayılı Kanun'un 21'nci maddesiyle değişik 150'nci maddesinde;
(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.
324/(l)'inci maddesinde, Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.
325'nci maddesinde, (l) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkum edilmesi halinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.
(2) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Yargılamanın değişik evrelerinde yapılan araştırma veya işlemler nedeniyle giderler meydana gelmiş olup da, sonuç sanık lehine ortaya çıkmış ise, bu giderlerin sanığa yüklenmesinin hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında mahkeme, bunların kısmen veya tamamen Devlet hazinesine yüklenmesine karar verir.
(4) Hüküm kesinleşmeden sanık ölürse, mirasçılar giderleri ödemekle yükümlü tutulmazlar.
5271 sayılı CMK'nın 150/ (4)'üncü madde ve fıkrası uyarınca çıkarılan Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmesi ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in (2.3.2007 tarih ve 26450 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.);
5/(1)'inci maddesinde, Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkumiyet halinde kendisinden tahsil edileceği hatırlatılarak talep ettiği takdirde barodan bir müdafi görevlendirilmesi istenir.
8'inci maddesinde, (1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak ... Tarife gereğince ödenecek meblağ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır.
(2) Müdafi veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ayrıca ödenir.
(3) Müdafi veya vekile tarife gereğince ödenen meblağ ile yol giderleri yargılama giderlerinden sayılır.
Şeklinde düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir.
353 sayılı Kanun'un Birinci Kısım On ikinci Bölümde, Savunma başlığı altında düzenlenen;
85'inci maddesi, 5530 sayılı Kanun'un 27'nci maddesiyle Savaş halinde müdafilerin sayısı sınırlandırılabilir. şeklinde değiştirilmiş, askeri mahkemelerin bulunduğu yerlerde avukatlık veya dava vekilliği yapacak kimse bulunmaması halinde kimlerin müdafi tayin edileceğine ilişkin 86'ncı maddesi aynen muhafaza edilmiş, Askeri mahkemece müdafi tutulması başlıklı 87'nci, Müdafiin görevini yapmaması halinde uygulanacak işlem başlıklı 88'inci, Müşterek savunma başlıklı 89'uncu, Müdafiin evrakı incelemesi başlıklı 90'ncı, Tutuklunun müdafi ile görüşmesi başlıklı 91'inci ve Müdafi ücreti başlıklı 92'nci maddeleri, 5530 sayılı Kanun'un 62'nci maddesiyle yürürlükten kaldırılıp, 5530 sayılı Kanun'un 61'inci maddesiyle değişik 353 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 ile Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun adli kontrole ilişkin 109 ila 115, değerlendirme raporu yetkisine ilişkin 166 ve istinafa ilişkin 272 ila 285'nci maddeleri hariç olmak üzere diğer hükümleri askeri yargıda da uygulanır. şeklinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine atıf yapılmıştır.
Yukarıda kronolojik sırayla izah edildiği üzere, gerek 353 sayılı Kanunda, gerek 1412 sayılı CMUK'da, gerekse 5271 sayılı CMK'da, birbirine benzer şekilde mahkemelerce isteğe bağlı ya da zorunlu olarak görevlendirilen müdafiler ile bunlara yapılacak ödemelerin ayrı, diğer yargılama giderlerinin ayrı müesseseler halinde, bu kanunların farklı kısımlarında düzenlendiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
5530 sayılı Kanun'un 62'nci maddesiyle, 353 sayılı Kanun'un Birinci Kısım On ikinci Bölümde Savunma başlığı altında düzenlenen 87, 88, 89, 90, 91 ve 92'nci maddeleri yürürlükten kaldırılırken, yine 5530 sayılı Kanun'un 61 'inci maddesiyle değişik 353 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 ile bu konularda 5271 sayılı CMK'ya atıf yapılmıştır. Bu atıf CMK'nın, Müdafiin görevlendirilmesi başlığı altındaki 150'nci maddesinin; (1), (2) ve (3)'üncü fıkralarında düzenlenen, mahkemece isteğe bağlı ya da zorunlu olarak müdafi görevlendirilmesiyle sınırlı kalmayıp, aynı maddenin 4'üncü fıkrasındaki düzenlemeyi, dolayısıyla bu fıkraya göre çıkarılan Yönetmelik hükümlerini de kapsamaktadır. Mahkemece isteğe bağlı ya da zorunlu olarak görevlendirilen müdafi ile bu müdafie yapılacak ödemelerin usul kanunlarında ayrı bir müessese olarak düzenlendiği dikkate alınıp, bu konuda 353 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 ile CMK'nın 150'nci maddesine atıf yapıldığı kabul edildiğine göre, aynı maddenin (4)'üncü fıkrasıyla ilgili bir sınırlama getirilmediğinden, söz konusu atfın CMK'nın 150'nci maddesinin (4)'üncü fıkrasını kapsamadığını kabul etmek yasa koyucunun amacına ve hukuk mantığına uygun düşmeyecektir.
Bu nedenlerle, 5530 sayılı Kanun'un Ek Madde 1 ile 5271 sayılı CMK'ya yapılan atfın, CMK'nın 150'nci maddesinin tamamını ve bu madde uyarınca çıkarılan Yönetmeliği de kapsadığı kabul edilmiştir.
Keza, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)'nin, Adil yargılanma hakkı başlığı altında düzenlenen 6'ncı maddesindeki haklardan biri de, 3'üncü fıkranın c) bendinde Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selametini gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek şeklinde düzenlenen, müdafi yardımından yararlanma hakkıdır. Bu düzenleme, Anayasanın 90/Son maddesinin ikinci cümlesine göre usul kanunlarından önce uygulanması gerekmekte ise de; Bir avukatın yardımından ücret ödemeksizin yararlanmak için söz konusu bent de; mali olanaklardan yoksun olma ve adaletin selametinin gerekli kılması koşulları arandığından, somut olayda; sanığın kendi isteği ile müdafi talebinden vazgeçtiği, atılı suçla ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile sanığa atılı fiil ve suç vasfı dikkate alındığında, adaletin selametinin askeri mahkemece yeni bir müdafi görevlendirilmesini gerektirmediği sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığınca, mahkumiyeti halinde müdafi ücretinin kendisinden alınacağına dair sanıktaki bilginin yanlış olduğu konusunda kendisine açıklama yapılmamış olmasının savunma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle yapılan itiraz, yukarıda izah edilen nedenlerle yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir.
C- Askeri Yargıtay Başsavcılığının usule ilişkin itirazının reddine karar verilmesi ve Dairece hükmün incelenerek itiraza konu ilamla onanmış olması karşısında, Daireler Kurulundaki incelemenin itirazla bağlı olup olmadığı, hükmün; sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden de incelenip incelenmeyeceği konusunda yapılan müzakere sonunda;
353 sayılı Kanunda, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunda yapılacak incelemeyle ilgili özel bir düzenleme yapılmamış olması nedeniyle, Daireler Kurulunda itiraz incelemesi sırasında da; 353 sayılı Kanun'un Temyiz başlığı altında düzenlenen 205-227'nci maddeler ile Askeri Yargıtayca incelemelerin konusu başlığı altında düzenlenen, 5530 sayılı Kanun'un 50'nci maddesiyle değişik Askeri Yargıtay temyiz dilekçe, beyan ve layihasında ve tebliğnamede ileri sürülen hususları ve bunlar dışında kalan hükmün esasına dokunacak derecede hukuka aykırı hallerin bulunup bulunmadığını inceler şeklindeki 222'nci maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Daireler Kurulunun 9.5.2005/54-51; 16.2.2006/18-35 ve 1.6.2006 /l26-129 tarihli, Esas ve Karar sayılı kararlarında; Daireler Kurulunca itiraz incelemesi sırasında, daha önce Dairenin temyiz incelemesinden geçmiş olan konularda tespit edebildiği hukuka aykırı durumları, itiraz tebliğnamesinde belirtilen gerekçelerle sınırlı kalmaksızın inceleyip bozma sebebi yapabileceği kabul edilmiştir.
353 sayılı Kanun'un 224'üncü maddesine benzer bir düzenleme içeren CMK'nın 308'inci maddesinin gerekçesinden, Ceza Genel Kurulunun, itiraz sebepleriyle bağlı kalmaksızın kararı usul ve esas yönünden inceleyebileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Daireler Kurulunca, Başsavcılığın usule ilişkin itirazına bağlı kalmaksızın, hükmün; sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden de incelenebileceğine karar verilmiştir.
D- Hükümde, usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden yapılan inceleme sonunda herhangi bir isabetsizlik görülmemekle birlikte, itiraz aşamasında 8.2.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 562'nci maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi ile ilgili 231'inci maddesinin 5 ve 14'üncü fıkralarında değişiklik yapılarak, bu müessesenin uygulama alanı genişletildiğinden, atılı suçun vasfı, tayin edilen ceza ve sabıkasının bulunmaması dikkate alındığında, sanığın durumu bu düzenleme ve değişiklik kapsamına girdiğinden, bu konunun mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy