(1632 S. K. m. 137) (5237 S. K. m. 44, 52, 89) (765 S. K. m. 79) (5271 S. K. m. 223) (AYDK. 13.01.2005 T. 2005/2 E. 2005/6 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu, sanığın eylemi hakkında verilmesi gereken kararın hukuki niteliğine ilişkindir.
Daire; sanığın askeri mahkemede yargılama konusu yapılan eylemiyle adli yargı merciinde kovuşturulan eyleminin aynı fiilden kaynaklanmadığı, bu nedenle bir davanın diğeri hakkında olumsuz bir dava niteliği taşımadığı sonucuna varmış iken,
Başsavcılık; sanığın iki ayrı yargı merciinde kovuşturulan eyleminin tek bir fiilden kaynaklanması sebebiyle, ASCK'nın 137'nci maddesiyle ilgili kamu davası hakkında red kararı verilmesi gerektiğini ileri sürmüş ve Daire ilamına karşı itirazda bulunmuştur.
Sanığın sevk ve idaresindeki 411722 plakalı askeri aracın, 23.1.2006 tarihinde İzmir-Manisa karayolunda seyir halindeyken, doğrultu değiştirme manevrasını trafik kurallarına aykırı bir biçimde gerçekleştirerek karayolunun 6'ncı kilometresinde U dönüşü yaptığı, bu sırada karşı istikametten gelen 45 N 850 plakalı sivil yolcu otobüsünün ön sağ kısmına çarptığı, çarpma sonucunda askeri araçta 6.928,62 YTL tutarında ve mühimce nitelikte hasar meydana geldiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Askeri mahkemece tesis edilen 25.9.2006 tarihli ve 2006/909-518 Esas-Karar sayılı ilk mahkumiyet hükmünün, Askeri Yargıtay 1 'inci Dairesinin 18.7.2007 tarihli ve 2007/1610-1603 esas-karar sayılı ilamı ile, sivil mahalde meydana gelen araç kazası nedeniyle adli soruşturma yapılıp yapılmadığının araştırılmamasının noksan soruşturma teşkil ettiği belirtilerek bozulduğu anlaşılmaktadır.
Bozma ilamına uyma kararı veren askeri mahkemenin, sanık Top. Onb. M.P.'nin tarafı olduğu trafik kazası ile ilgili iddianameyi dava dosyasına celbetmeden, temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtaya gönderilen ve bu nedenle henüz kesinleşmeyen İzmir 3'üncü Sulh Ceza Mahkemesinin 10.10.2006 tarihli, 2006/132-501 Esas ve Karar sayılı ilamının getirtilmesi ile yetindiği görülmektedir.
Mahkeme ilamının incelenmesi sonucunda; sanık M.P.'nin unsurları itibarıyla gerçekleşmediği belirtilen trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan dolayı beraatine, sivil şahıs sanık R.K.'nın ise taksirle yaralamaya sebebiyet vermek suçundan dolayı 5237 sayılı TCK'nın 89/1 ve 52'nci maddeleri gereğince, 100 YTL adli para cezası ile mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ancak, asker kişi durumundaki M.P.'nin hangi nitelikteki eylem ve ihlallerin mahal Cumhuriyet başsavcılığınca soruşturma konusu yapıldığı ilam suretinden anlaşılamamaktadır. Bu itibarla, kamu davasının dayanağını oluşturan kusurlu hareketlerin içeriği ve buna bağlı olarak da Cumhuriyet savcısının sanık M.P. ile ilgili isnatlarının hukuki çerçevesinin ne olduğu hususu belirsizliğini korumaya davam etmektedir.
Oysa, 5271 sayılı CMK'nın 223/7'nci maddesi; sanığın aynı fiili nedeniyle önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğu takdirde, derdest davanın reddine karar verilmesi gerektiğini öngörmektedir.
Doktrinde olumsuz dava şartı olarak da ifade edilen bu düzenlemenin, ceza kanunlarının farklı hükümlerini tek bir fiil ile ihlal ederek fikri içtima hali oluşturan sanıklar yönünden de uygulanacağı açıktır.
Hizmette tekasül sonucu askeri aracın mühimce hasara uğramasına sebebiyet vermek suçunun, trafik kurallarına aykırı surette araç sevk ve idaresinden kaynaklandığı durumlarda, 765 sayılı TCK'nın 79'uncu maddesi gereğince değerlendirme yapılarak, meydana gelen kanuni ihlallerin sanığa ait tek bir fiilden meydana gelip gelmediğinin irdelenmesi, böyle bir durumun tespit edilmesi halinde askeri yargı merciinde askeri aracın mühimce hasara uğramasına sebebiyet vermek suçundan açılmış olan davanın reddine hükmolunması hususu yerleşik Askeri Yargıtay kararları ile istikrara kavuşturulmuştur. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 9.1.1989/63-22; 7.11.1991/139-137; 13.1.2005/2-6; 24.4.2008/82-74 tarihli, Esas ve Karar sayılı ilamları da bu doğrultudadır.).
Keza, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 44'üncü maddesi, bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verilmesi durumunda, sanığın bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılacağını öngörerek, 765 sayılı TCK'nın 79'uncu maddesindeki fikri içtima kurumuyla aynı esasları benimsemiştir.
Bu itibarla; Cumhuriyet başsavcılığının sanığın 23.1.2006 tarihli eylemi nedeniyle açmış olduğu kamu davasına ilişkin iddianamenin onaylı bir suretinin getirtilmesi, bu dava sonunda verilen hükmün kesinleşip kesinleşmediği de araştırılarak, iki ayrı yargı merciinde kovuşturma konusu yapılan ihlallerin tek bir fiilden doğup doğmadığının açıklığa kavuşturulması, yapılacak bu değerlendirmeler çerçevesinde sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerektiği sonucuna varılmış ve Başsavcılık itirazına atfen Daire ilamının kaldırılmasına ve hükmün noksan soruşturma sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy