(5271 S. K. m. 231) (647 S. K. m. 6) (5275 S. K. m. 51, 98, 99, 100, 101) (2709 S. K. m. 174) (353 S. K. m. 224)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükümlünün daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmuş olmasının, CMK'nın 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil edip etmediği ve hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde, incelemenin duruşma açılmak suretiyle yapılabilmesi hususunda mahkemenin bir takdir hakkının bulunup bulunmadığı konularına ilişkindir.
Daire; hükümlünün daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmuş olmasının, CMK'nın 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendine göre, inceleme konusu izin tecavüzü suçu ile ilgili davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil edeceğini, ayrıca hükmün konusunun; herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde, mahkemenin duruşma açıp açmamak konusunda takdir hakkının bulunduğunu kabul ederek, Askeri Mahkemenin hükmün infazına devam olunmasına dair verdiği duruşmasız işlere ait karara yapılan itirazı reddederken,
Başsavcılık; hükümlünün, adli sicil kaydında belirtilen mahkumiyet hükümlerinin de 5728 sayılı kanunla değişik 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin kapsamına girdiğini, adli sicil kaydındaki bu mahkumiyetleri hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde, inceleme konusu izin tecavüzü suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için CMK'nın 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendindeki engelin ortadan kalkacağını, bu nedenle Askeri Mahkemenin duruşma açarak, hükümlünün adli sicil kaydında yazılı mahkumiyet hükümleri hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilmediğini araştırması gerektiğini, askeri mahkemenin inceleme, araştırma ve takdir hakkının kullanılmasını gerektiren bu konuda duruşma açmak zorunda olduğunu (takdir hakkının bulunmadığını) ileri sürerek Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin başlığı hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde değiştirilmek ve maddeye 5 ila 14'üncü fıkralar eklenmek suretiyle başlangıçta, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan dolayı hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarıyla sınırlı olarak uygulamaya konulmuştur.
5560 sayılı Kanunla ilgili TBMM Adalet Komisyonu raporunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda Yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibarıyla, erteleme, bir koşullu atıfet kurumu niteliği taşımakta idi. Buna göre, deneme süresi içerisinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde, mahkumiyet vaki olmamış sayılmakta idi. Keza, erteleme, sadece hapis cezası açısından değil, ertelemenin bölünmezliği kuralı gereğince, diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da, kural olarak, aynı sonucu doğurmakta idi. Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun sisteminde ise, erteleme, sadece hapis cezasına özgü bir infaz rejimi olarak düzenlenmiştir. Bu bakımdan, yeni sistemde artık ertelemenin bölünmezliği kuralından söz etmek mümkün değildir. Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede, hükümlü, denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, hakkında hükmolunan hapis cezası infaz edilmiş sayılacaktır.
Şayet hakkında hapis cezasının yanı sıra ya da sadece adli para cezasına veya güvenlik tedbirlerine hükmedilmişse, adli para cezası ve güvenlik tedbirleri bakımından erteleme söz konusu olmayacaktır. Bu durum, ertelemeyi hükümlü açısından, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistemindeki düzenlemeye nazaran daha ağır sonuçlar doğuran bir kurum haline getirmiştir. Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla, Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. şeklinde gerekçelere yer verilmiştir. (Dönem: 23, Yasama Yılı:2, TBMM S.Sayısı:56).
TBMM Adalet Komisyonu raporundaki gerekçeden; hükmün açıklanmasının geri bırakılması Kurumunun, cezaların ertelenmesi ile ilgili mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesindeki düzenlemeden, 5275 sayılı TCK'nın 51'inci maddesindeki düzenlemeye dengeli geçişi sağlamak amacıyla; Türk Ceza Hukuku mevzuatında (Kısmen mülga 647 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesine benzer şekilde) bir atıfet kurumu olarak ele alınıp düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra 8.2.2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Sağlamak Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun un 562'nci maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin 5 ve 14'üncü fıkralarında değişiklik yapılarak, T.C. Anayasasının 174'üncü maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar dışında kalan başka bir suçtan dolayı hükmolunan, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi olanağı sağlanmak suretiyle bu kurumun uygulama alanı genişletilmiştir.
5728 sayılı Kanun'un TBMM Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, 17.1.2008 günü saat 15.29'da başlayan ikinci oturumda verilen bir önerge üzerine Kanun'un 562 (tasarının 611)'inci maddesi oylanarak kabul edilmiş, önerge olarak verilen madde gerekçesi de Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesine işlerlik kazandırmak ve müessesenin uygulanmayacağı suçları belirlemek ... şeklinde kabul edilmiştir (TBMM'nin 51'inci Birleşimin İkinci Oturumuna ait 17.1.2008 tarihli tutanak).
Görüldüğü üzere, 5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesinin gerekçesinde de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, Türk ceza hukuku mevzuatında ilk kez düzenlenme amacının muhafaza edildiği, ancak bu kurumun uygulanmasına işlerlik kazandırmak (uygulama alanının genişletilmek) istendiği anlaşılmaktadır.
Hükümlünün; inceleme konusu olan izin tecavüzü suçunun niteliği, suç tarihi ve bu suçundan dolayı hükmolunan cezasının miktarı, 5728 sayılı Kanun'un 562'nci maddesiyle değişik, 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin 5 ila 14'üncü fıkralarında düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kapsamına girmekte ise de, bu kurumdan yararlanabilmesi için ayrıca hükümlü açısından CMK'nın 231/6 madde ve fıkrasında öngörülen;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlemesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
Koşullarının oluşmasının gerektiği; (a) bendindeki ilk koşuldan ise bu kurumun, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti olmayan (İlk defa suç işleyen) sanık hakkında uygulanabileceği sonucu çıkmaktadır.
Dosyadaki adli sicil kaydına göre, daha önce hükümlünün;
Hırsızlık suçundan paraya çevrilip ertelenmiş ve 6.9.2005 tarihinde kesinleşmiş ilk mahkumiyetinin,
Yine hırsızlık suçundan hapis cezası verilip ertelenmiş ve 23.12.2005 tarihinde kesinleşmiş ikinci mahkumiyetinin,
Ayrıca cinsel taciz suçundan adli para cezasına çevrilip 1.5.2007 tarihinde kesinleşmiş üçüncü mahkumiyetinin,
Bulunduğu hususu, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır.
Bu durumda, 5271 sayılı Kanun'un 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendinde yer alan sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması koşulunun (objektif koşulun), hükümlü açısından gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.
5728 sayılı Kanun'un Geçici 1'inci maddesinin 2'nci fıkrasında Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkumiyet kararları hakkında, lehe kanun hükümleri, hükmü veren mahkemece 13.12.2005 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98 ila 101'inci maddeleri dikkate alınmak ve dosya üzerinden incelenmek suretiyle belirlenir. Ancak hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilir şeklinde uygulamayla ilgili bir düzenleme getirilmiştir.
Hükümetin teklif ettiği kanun tasarısındaki söz konusu fıkra metni TBMM'de aynen kabul edilmiştir. Bu fıkra ile ilgili hükümet tasarısının gerekçesinde; Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmekte olan mahkumiyet kararları hakkında, hükmü veren mahkemece 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98 ila 101'inci maddeleri dikkate alınmak suretiyle lehe kanun hükümleri belirlenecektir. Düzenlemeyle, öncelikle cezası infaz edilmekte olan mahkumiyet hükümlerinin bu Kanun'un lehte hükümlerinin gecikmeye yer verilmeksizin hükmü veren mahkemece inceleme olanağı sağlanmıştır. Bu amaçla da incelemenin dosya üzerinden yapılması esası belirlenmiştir. Ancak, hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde inceleme, duruşma açılmak suretiyle yapılabilecektir. Bu istisnai düzenlemeyle, Yargıtayın yerleşmiş içtihatları da dikkate alınarak maddede yer alan koşulların bulunduğunun değerlendirilmesi halinde, inceleme işlemi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'unun duruşmaya ilişkin hükümleri dikkate alınarak yerine getirilecektir. şeklinde açıklamalar yapılmıştır. (Dönem: 22,Yasama Yılı:4, TBMM S.Sayısı: 1235, sayfa 110, 272, 402)
5728 sayılı Kanun'un, kesinleşip infaz edilmekte olan mahkumiyet hükümlerine nasıl uygulanacağına ilişkin geçici 1'inci maddesinin 2'nci fıkrası ile bu fıkranın gerekçesinden; hükmü veren mahkemece, incelemenin dosya üzerinden yapılması esasının belirlendiği, ancak istisna olarak, ele alınacak hükmün konusunun herhangi bir inceleme, araştırma, delil tartışması ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmesi halinde, Yargıtayın yerleşmiş kararları da dikkate alınarak CMK'nın ilgili hükümlerine göre duruşma açılarak inceleme yapılmasının kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu düzenlemeler karşısında; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, af müessesesi olarak değil, daha önce kasti bir suçtan mahkumiyeti bulunmayan (İlk kez suç işleyen) sanık yönünden bir atıfet kurumu olarak ceza hukuku sistemimize girmiş olması nedeniyle, hükümlünün adli sicil kaydında yer alan önceki mahkumiyet hükümlerinin (Kesinleşme tarihleri itibariyle bu aşamada varlıklarını sürdürdüğü dikkate alınarak), bu kurum kapsamına girdiğine dair araştırma yapılmasına gerek görülmediğinden; hükümlü hakkında, önceki mahkumiyetlerinden dolayı CMK'nın 231/6 madde ve fıkrasının (a) bendinde öngörülen objektif koşul gerçekleşmediği için, diğer koşulların gerçekleştiğinin araştırılmasına da gerek bulunmadığından; keza askeri savcılığın infazın devam edip etmeyeceğine ilişkin talebi üzerine, askeri mahkemece infazın devamına karar verilirken hükümlünün, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanamayacağı konusuna kararda gerekçe olarak yer verildiğinden; hükümlünün hukuki durumu ve tesis edilen kararın niteliği dikkate alındığında, askeri mahkemenin duruşmasız işlere dair kararla hükmün infazının devamına karar vermesinde ve bu karara karşı yapılan itirazın Askeri Yargıtay 2'nci Dairesinin 12.3.2008 tarihli, 2008/733-688 Esas ve Karar sayılı ilamı ile reddedilmesinde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının daire ilamına karşı yaptığı itirazın 353 sayılı Kanun'un 224'üncü maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy