(353 S. K. m. 7, 196, 197, 198, 199, 209, Ek. m. 1) (5271 S. K. m. 264) (1412 S. K. m. 293, 310) (YİBK. 22.01.1962 T. 1961/2 E. 1962/1 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; askeri mahkemece, sanıklar hakkında atılı suçlarından dolayı 21.11.2006 tarihinde tesis edilen beraat hükümlerinin, askeri savcı tarafından aleyhe temyiz edildiğine dair yazılan 21.11.2006 tarihli süre tutum yazısının, bir haftalık yasal temyiz süresi içerisinde verilip verilmediği konusuna ilişkindir.
Daire; Askeri savcının 21.11.2006 tarihli temyiz süre tutum dilekçesinde hakim havalesinin bulunmadığı, bu dilekçenin aynı gün askeri mahkeme kaleminde görevli bir sivil memura teslim edilmesinin, temyizin süresinde yapıldığını göstermeyeceği, hakim havalesi taşımayan temyiz layihasının ise temyiz süresi sona erdikten sonra verildiği gerekçesiyle askeri savcının temyiz istemini süre yönünden reddederken,
Başsavcılık; askeri savcının 21.11.2006 tarihli temyiz dilekçesinin (Süre tutum dilekçesinin), askeri savcılıkta kalan ikinci nüshasına, askeri mahkeme tutanak katibi (Svl.Me. H.S.) tarafından, dilekçenin aynı gün elden teslim alındığına dair şerh düşülerek imzalandığını, dilekçe aslının dava dosyasının 1081 sırasında, kendisinden önceki ve sonraki yazı ve belgelerin tarih sırasına uygun şekilde yer aldığını, dilekçenin aslında ve ikinci nüshasında silinti kazıntı bulunmadığını, dilekçenin ikinci nüshasındaki şerhin Svl.Me H.S. tarafından verildiğine dair hiçbir şüphenin bulunmadığını, hakim havalesi taşımayan 21.11.2006 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde askeri mahkemeye verildiğini ileri sürerek, Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Beraat hükümlerinin verildiği 21.11.2006 tarihi itibariyle yürürlükte olan, inceleme konusu olayla ilgili özel ve genel yasal düzenlemelere sırasıyla baktığımızda:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanun'unun;
5530 sayılı Kanun'un 40'ncı maddesiyle değişik, Kanun yollarına başvurma başlığını taşıyan 196'ncı maddesinde;
Kanun yolları, askeri savcı, şüpheli, sanık ve katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı ve askeri kurum amirine açıktır.
Askeri savcı ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri şüpheli veya sanık lehine de kanun yollarına başvurabilir.
Kanun yolarına başvurma mercii başlığını taşıyan 197'nci maddesinde;
Kanun yollarına başvurma, bundan feragat veya vazgeçme hakkındaki istemlerde merci, taarruz edilen kararı veren veya bu karara aracılık eden Askeri savcılık ve eğer taarruz bir mahkeme kararına karşı ise, o mahkemedir.
Kanun yoluna başvurma dilekçe ile olur.
Ancak, Askeri mahkeme veya askeri savcılık tutanak katibine bu hususta bir tutanak düzenlenmesi için yapılacak bir beyan ile de olabilir. Bu tutanak Askeri savcı veya kıdemli askeri Hakim tarafından onaylanır.
Askeri kişiler tarafından en yakın askeri birlik komutanına veya askeri kurum amirine bir beyanda bulunmak suretiyle de kanun yoluna başvurulabilir. Bu hususta bir tutanak düzenlenir. Kanuni mehillere uyulmuş olmak için tutanağın bu mehiller içinde düzenlenmiş olması gereklidir.
Şeklinde düzenlemelerin yer aldığı,
Tutuklu olanların kanun yollarına başvurma usulü başlıklı 198'inci maddesiyle,
Kanun yolunun tayininde yanılma başlıklı 199'uncu maddesinin,
5530 sayılı Kanun'un 62'nci maddesiyle yürürlükten kaldırılıp, aynı Kanun'un 61inci maddesiyle eklenen Ek madde 1 ile bu konularda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un ilgili hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği,
Temyiz isteminin süresi ve şartları başlığını taşıyan 209'uncu maddesinde;
Temyiz istemi karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde olur.
Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri için temyiz süresi hükmün gerekçesiyle birlikte tebliği tarihinden başlayarak bir haftadır hükmüne yer verildiği,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'unun Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma başlığı altında düzenlenen 264'üncü maddesinde ise;
(1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
(2) Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir
Şeklinde düzenleme yapıldığı, madde gerekçesinde de;
... Tasarı, hakim ve mahkeme kararlarında hukuka aykırılık ve yanlışlık olabileceğini kabul ve bunlara karşı kanun yollarını açık tutarken, Cumhuriyet savcısı dahil başvuru hakkı olanların da mercide veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgıya düşebileceklerini öngörmüş ve bunu karşılamak üzere bu maddeyi getirmiştir.
Madde uyarınca, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanığın, avukatın, davaya katılan yasal temsilcisinin veya eşin kabulü gerekli bir kanun yolu istemi salt merciin veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgı nedeniyle, başvuranın hukukunu ihlal etmeyecek, dilekçe veya tutanağın verildiği merci bunu zaman yitirmeden, yetkili ve görevli mercie gönderecektir.
Cumhuriyet savcılarının, yoğun ve ağır bir iş yükü altında bulunmaları nedeniyle yanılgıya düşmeleri olasıdır. Öte yandan, Cumhuriyet savcılarının kanun yolu başvurularının toplum yarına, toplumun hukukunu bozan bir durumun düzeltilmesini sağlama amacına yönelik olduğu ve sanık lehine de başvurabilecekleri düşüncesiyle, bu konuda sınırlama koyan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 22.1.1962 gün ve 2-1 sayılı kararını aşmak üzere, madde açık hüküm getirmiştir şeklinde;
Komisyon gerekçesinde de; Tasarının 294'üncü maddesinin birinci fıkrasında iki değişiklik yapılmıştır. İlk değişiklik ifadelerin düzeltilmesi şeklindedir. Buna göre; kabulü gerekli yerine kabul edilebilir, hukukunu ihlal etmez yerine haklarını ortadan kaldırmaz ibareleri öngörülmüştür. İkinci değişiklik ise, kanun yoluna başvurabilecek olanların tek tek sayılmasında vazgeçilmesidir. Çünkü burada sayılanlardan Cumhuriyet savcısı ve avukat gibi hukukçuların yanılması dahi bir hakkı ortadan kaldırmazken, burada sayılmayan ve kendileri de hukukçu olması gerekmeyen az sayıda hak sahibinin bu imkandan yoksun bırakılmasının makul bir gerekçesi olamaz. Bu nedenlerle birinci fıkra yeniden düzenlenmiş ve 264'üncü madde olarak kabul edilmiştir. şeklinde, açıklamalar yapıldığı görülmektedir.
353 sayılı ASMKYUK'nın 7'nci maddesi uyarınca çıkarılan Askeri Mahkemeler, Askeri Savcılıklar Kalem Teşkilatı ve Personelin Görev ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik'in;
17'nci maddesinde, Askeri mahkemeye ilk defa gelen adli evrak ile idari mahiyetteki bütün evrak, belge ve dilekçeler mahkemedeki en kıdemli askeri hakime, adli evrak, belge ve dilekçeler ise ait olduğu davaya göre o davaya bakan mahkeme kurulundaki kıdemli hakime gösterilir. Kıdemli hakimlerin görüp havale ettiği evrak, başkatip vasıtasıyla ilgili bulunduğu işe göre görevlilere dağıtılır. Görevliler tarafından dosyasına konarak gerekli işleme tabi tutulur.
18'inci maddesinde de, Dilekçelerin havalesi yapılırken kanuni sürelerin sıhhatli bir şekilde tespit edilebilmesi için verildiği tarih açıkça gösterilir.
İsterse dilekçeye, dilekçenin verildiği ve tarihini gösterir bir belge verilir.
Şeklinde, Askeri mahkemeye ilk kez gelen evrak hakkında kalem personelinin nasıl bir işlem yapacağının düzenlendiği görülmektedir.
Bu açıklamalar karşısında, Askeri Yargıtay 4'üncü Dairesince, askeri savcının temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilirken, ilamda emsal içtihat olarak gösterilen ve Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma başlıklı 5271 sayılı CMK'nın 264'üncü maddesiyle benzerlik gösterdiği belirtilen 1412 sayılı CMUK'un 293 maddesinin savcılar yönünden uygulanamayacağına, savcıların temyiz dilekçelerini aynı Kanun'un 310'uncu maddesi uyarınca mutlaka hakimin havalesiyle hükmü temyiz edilen mahkemeye vermeleri gerektiğine ilişkin bir kısım içtihatların; 5271 sayılı CMK'nın 264'üncü maddesinin yukarıya aynen alınan ve özellikle, Cumhuriyet savcılarının da iş yoğunluğu altında mercide veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgıya düşebileceklerine ilişkin madde gerekçesi karşısında dayanaktan yoksun kalması, Askeri savcı dahil tarafların kanun yoluna başvuru dilekçelerini kıdemli askeri hakime ya da ilgili askeri hakime imzalattırarak havale ettireceğini zorunlu tutan (353 sayılı Kanun'un 197/3'üncü maddesi uyarınca düzenlenen tutanak dışında) yasal bir düzenlemenin bulunmaması, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin 17 ve 18'inci maddelerine göre, Askeri mahkemeye gelen Askeri savcının temyiz dilekçelerinin mahkeme kıdemli hakimine gösterilip havalesinin yaptırılması işleminin, Askeri mahkeme kalem personelinin görev ve sorumlulukları arasında yer alması karşısında, Dairenin, Askeri savcının temyiz başvurusunun süresinde olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde bulunmamıştır.
Diğer yandan, Daire ilamında, Askeri savcının 21.11.2006 tarihli temyiz dilekçesinin, aynı gün Askeri mahkeme kaleminde görevli bir sivil memura teslim edilmesinin, temyizin süresinde yapıldığını göstermeyeceği belirtilmiş ise de, iddia makamını temsil eden ve resmi bir sıfatı olan askeri savcının, (Askeri mahkemede katıldığı duruşmadaki talepleri dışında kalan) kanun yoluna başvuru yolları dahil tüm istemlerini resmi yazışma yoluyla yaptığı bilinen bir gerçektir. Somut olayda askeri savcı kararın tefhim edildiği 21.11.2006 tarihinde, Askeri mahkeme kıdemli hakimliğine hitaben, beraat hükümlerini sanıklar aleyhine temyiz ettiğini belirten bir süre tutum yazısı yazıp, kendi kalem personeliyle aynı gün Askeri mahkeme kalemine göndermiştir. Askeri savcının süre tutum yazısı, Askeri mahkeme kaleminde görevli Svl.Me. H.S. tarafından elden teslim alınıp, yazının Askeri savcılıkta kalan ikinci nüshasına Süre tutum yazısını elden teslim aldım. 21.11.2006 - H.S. şeklinde not yazılıp imzalanmıştır. Askeri mahkemenin 22.10.2007 tarihli cevabi yazısında da bu işlem doğrulanmakta ve Askeri savcının süre tutum yazısının elden teslim alınması olayı ile ilgili Askeri savcılık ve Askeri mahkeme arasında bir anlaşmazlığın bulunmadığı görülmektedir. Svl.Me. H.S.'nin kendisine teslim edilen Askeri savcının süre tutum yazısını, ilgili Askeri hakime gösterip Askeri mahkemede tutulan gelen evrak defterine ve temyiz defterine kayıt etmesi gerekirken, bu işlemleri yapmayıp, sadece yazının ikinci nüshasına söz konusu notu yazıp imzalamakla yetinmesi, o personelin görev ve sorumluluğu ile ilgili olup, Askeri savcının süre tutum yazısının 21.11.2006 tarihinde Askeri mahkeme kalemine verilmesi ve dolayısıyla Askeri savcının temyiz isteminin yasal süre içerisinde yapıldığı olgusunu ortadan kaldırmayacaktır. Ayrıca, sanık ve müdafii ile katılan ve vekilinin verdikleri kanun yoluna başvuru dilekçelerinin ikinci nüshalarına bu şekilde yazılan bir notu, Yönetmeliğin 18/2'nci maddesi uyarınca başvuru sahibine verilen bir belge olarak değerlendirilip, başvuru sahibinin hakkını nasıl ihlal etmiyorsa, Askeri savcının temyiz süre tutum yazısının da; (Bu yazının ikinci nüshasına yazılan ve geçerliliği konusunda şüphe olmayan not karşısında), henüz temyiz süresi dahi başlamadan hükmün tefhim edildiği 21.11.2006 tarihinde Askeri mahkeme kalemine verildiğinin kabul edilmesi gerektiğinden ve esasen kanun koyucu da, 5271 sayılı CMK'nın 264'üncü madde gerekçesinde, kanun yoluna başvuru hakkına sahip olanlar arasında bir ayırım yapılmadığını açıkça ifade etmiş olduğundan Dairenin, Askeri savcının temyiz başvurusunun süre yönünden reddine ilişkin kararı yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Askeri Yargıtay Başsavcılığının haklı ve yerinde görülen itirazının kabulü ile Dairenin isabetli bulunmayan kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesi yapılmak üzere dava dosyasının Daireye gönderilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy