(5271 S. K. m. 223, 231) (4616 S. K. m. 1) (AYDK. 05.06.2008 T. 2008/98 E. 2008/100 K.) (AYDK. 08.05.2008 T. 2008/91 E. 2008/86 K.) (YCGK. 25.09.2007 T. 2007/1-183 E. 2007/190 K.) (YCGK. 03.02.2009 T. 2009/4-13 E. 2009/12 K.) (YCGK. 03.02.2009 T. 2008/11-250 E. 2009/13 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu önüne getirilen uyuşmazlığın konusu, sanıklara atılı memuriyet görevini kötüye kullanmak suçunun manevi unsur yönünden oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık bu çerçevede ifade edilse de, Askeri Mahkemenin ikinci yargılama sonunda direnerek tesis ettiği mahkumiyet hükmüne ilişkin olarak HAGB kararı vermesi nedeniyle, bu kararlara karşı başvuru yolu ve merciinin tespiti Kurulumuzca öncelikli mesele olarak görüşülmüştür.
Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve yarattığı sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması isteminin reddine karar verilmesi hâlinde hüküm varlık kazanacağından, koşullarının varlığı hâlinde bu hükme karşı başvurulabilecek yasa yolunun temyiz olduğu konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolu ise, 5271 sayılı CMK'nın 231'inci maddesinin 12'nci fıkrasında açıkça, İtiraz olarak belirtilmektedir.
Esasen, suçun sübuta ermediğine yönelik başvurunun temyiz olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşün kaynağını 4616 sayılı Kanunun tatbiki ile ilgili içtihatlar oluşturduğundan, bu kararların gerekçelerinin incelemesinde fayda görülmüştür.
4616 sayılı Kanunda, bu Yasa uyarınca verilen kararlara karşı başvurulacak yasa yolunun belirlenmemesi ve verilen kararın hüküm niteliğinde bulunmaması karşısında, yargısal kararlarda verilen kararın durma kararı niteliğinde olduğu ve 17.12.1930 tarihli ve 23/31 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı uyarınca, durma kararlarına karşı başvurulacak yasa yolunun da itiraz yasa yolu olduğu kabul edilmiş, ancak başvurunun suçu 4616 sayılı Kanun kapsamı dışına çıkaracak hususlara ilişkin olması hâlinde, yasal bir düzenleme bulunmaması nedeniyle istem temyiz olarak değerlendirilmiştir.
Görüldüğü gibi, 4616 sayılı Kanundaki temyiz ve itiraz ayrımının dayanağı bu konuda yasal bir düzenleme bulunmaması ve bu düzenlemenin hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır.
Oysa 5271 sayılı Kanun'un 231'inci maddesinde düzenlenen HAGB kararı durma kararı niteliğinde değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, bu karar Koşullu bir düşme kararı niteliğinde olup, anılan maddede yasa yolu da açıkça itiraz olarak öngörülmüştür. Koşulların gerçekleşmesi hâlinde 5271 sayılı Kanun'un 223'üncü maddesinde belirtilen düşme kararı verileceğinden, ancak bu aşamadan itibaren hükümlere ilişkin yasa yolu olan, temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmiştir.
Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yasa yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise 5271 sayılı CMK'nın 223'üncü maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, hüküm niteliğinde olmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almamıştır.
Ceza yargılamasında yasa yolunun tarafların istemlerine göre değil, yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmesi esastır. Kanunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasa yolu hiçbir istisnaya yer vermeksizin açıkça itiraz olarak belirtildiğinden, yasanın öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile yaratmak ve dolayısıyla da suçun sübutuna veya niteliğine yönelik başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek olanaksızdır.
HAGB kararına karşı başvuru yolu itiraz olduğundan, suçun sübuta erip ermediğine, vasfa ve diğer hukuki meselelere ilişkin olarak askeri mahkeme ile Askeri Yargıtay arasında ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıklar, ancak CMK'nın 231'inci maddesinin 10'uncu ve 11'inci fıkralarında belirtilen beş yıllık sürenin geçmesinden sonra tesis edilecek kararlara bağlı olarak incelenip değerlendirilebilecektir.
İtiraz mercii olan en yakın askeri mahkemenin, itiraz konusu karar yönünden yapacağı incelemenin ise, CMK'nın 231/6'ncı fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin uygulama koşullarının bulunup bulunmadığı ile sınırlı olarak yapması gerekmektedir.
Duruşmada delillerle doğrudan temas etme imkânı bulunmayan merciin, kanıt değerlendirmesi yaparak, yeni bir hüküm tesisi, itiraz konusunun niteliğiyle bağdaşmayacaktır.
Bu itibarla; karar şeklen direnme olmakla birlikte, yasa yolu itiraz olarak değiştirildiğinden, en yakın askeri mahkemenin başvuru hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin duruşmasız işlere ait kararının kaldırılmasına ve dosyanın itiraz incelemesi için en yakın askeri mahkeme durumundaki Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 05.06.2008 tarihli ve 2008/98-100 sayılı, 08.05.2008 tarihli ve 2008/91-86 sayılı, Yargıtay CGK'nın 25.09.2007 tarihli 183-190 sayılı, 03.02.2009 tarihli 13-12 sayılı, 03.02.2009 tarihli 250-13 sayılı kararları da bu doğrultuda bulunmaktadır). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy