(5271 S. K. m. 170, 225) (AYDK. 22.02.2001 T. 2001/21 E. 2001/24 K.) (AYDK. 19.11.1998 T. 1998/135 E. 1998/147 K.) (AYDK. 15.01.1998 T. 1998/9 E. 1998/11 K.) (YCGK. 13.05.1997 T. 1997/1-76 E. 1997/114 K.) (YCGK. 28.03.1994 T. 1994/4-59 E. 1994/82 K.)
Daire ile Askerî Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üste fiilen taarruza teşebbüs suçu olarak değerlendirilen eylemi ile ilgili olarak noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Daire; mevcut deliller itibariyle, sanığın üstü olan mağdura doğru yürümek istediği konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte, bu eylemi bir kere mi, yoksa iki kere mi gerçekleştirdiği, iki kere gerçekleştirmiş ise iki olayın meydana geldiği yerlerin birbirlerine ne kadar mesafede oldukları ve hangi zaman aralığında meydana geldikleri, aynı şekilde sanığın mağdurun üzerine yürümek istediği sırada aralarında ne kadar mesafe bulunduğu hususlarının yeterince anlaşılamadığı, bu nedenle olayın mağduru dahil, tüm tanıklar ve sanık yeniden dinlenilip, yukarıda açıklanan eksikler giderilerek öz maddi vakanın doğru olarak belirlenmesinden sonra elde edilecek neticeye göre suç teşkil eden eylemlerin iddianame kapsamında değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiğini kabul ederken;
Askerî Mahkemece, kamu davasına konu eylemin sanığın bakım onarım komutanının odasına götürülmeden önce mağdurun üzerine yürümesi olduğundan, CMK'nın 225/1'inci maddesi karşısında, açılmayan bir dava ile ilgili delil toplama ve iddianamede geçmeyen olay yerini tespit etmenin usule aykırı olacağı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmek suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Dava dosyasındaki delillerden; 01.09.2005 tarihinde şoförü olduğu aracın bakımı için kademeye geldiğinde görevli askere karşı sert tavırları nedeniyle kısım amiri olan mağdur Astsb. H.M.'nin sanık eri uyarmak amacıyla yanına giderek kulağından tuttuğu (ya da tutmaya çalıştığı), bunun üzerine sanığın mağduru geriye doğru iteklediği ve mağdurun üzerine doğru yürüdüğü, bu eylemin sanığın bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden önce gerçekleştiği, bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden sonra da benzer davranışlarının meydana geldiği anlaşılmaktadır.
CMK'nın 170'inci maddesinde, iddianamenin, yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması gerektiği belirtilirken, aynı Kanun'un 225'inci maddesinde ise Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile suç teşkil eden maddi vakanın iddianamede belirtilmesinin dava konusu olayın başka iddia ve olaylardan ayırt edilebilecek şekilde sınırlandırılarak açıklanması ile mümkün olup, bir olayın aydınlatılması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermemektedir (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 22.02.2001 tarihli, 2001/21-24; 19.11.1998 tarihli, 1998/135-147; 15.01.1998 tarihli, 1998/8-11 Esas ve Karar sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.05.1997 tarihli, 1-76 Esas, 114 Karar; 28.03.1994 tarihli, 4-59 Esas, 82 Karar sayılı kararları).
Diğer taraftan, hükmün konusu olan fiil bünyesinde olup da iddianamede gösterilmemiş hareketlerin, hükümde gösterilen hareketler ile aynı hukuki konuyu ihlal etmeleri hâlinde hükmün konusu yapılabileceği kabul edilmiştir (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 05.02.2004 tarihli, 2004/495-484 Esas ve Karar sayılı kararı).
Bu açıklamalar dikkate alınarak maddi olay incelendiğinde; sanığın bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden önce mağdur J.Bçvş. H.M.'nin üzerine yürümesinin üste fiilen taarruza teşebbüs suçunun konusu olarak gösterilmek suretiyle diğer iddia ve olaylardan ayırt edilebilecek şekilde eylemin sınırlarının çizildiği, bu eylemin parçaları olarak değerlendirilebilecek aynı hukuki menfaati ihlal eden tüm hareketlerin kamu davasına konu edildiği, sanığın bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden önce mağduru iteklemesi ve bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden sonra mağdurun üzerine yürüyerek saldırmaya çalışması hareketlerinin hükmün konusu yapılabileceği anlaşılmaktadır.
İddianamede, sanığın mağduru geriye iteklemesi ve üzerine yürümesi eylemlerinden bahsedildiği, akabinde bakım onarım komutanının yanma götürüldüğünün belirtildiği, her ne kadar bakım onarım komutanının yanına götürülmesinden sonra, mağdurun üzerine yürümesi eylemi iddianameye yazılmamış olmakla birlikte, olayların gelişiminde mevcut olduğu ve organik bir bütünlük taşıdığı görülmektedir.
Askerî Mahkemece, sanığın mağduru geriye doğru iteklemesi ve üzerine yürümesi eylemlerinin gerçekleştiği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiş, sadece iteklemenin müsnet suçun oluşumuna yeterli olduğu, bakım komutanının yanına götürülmeden önce ya da sonra mağdurun üzerine yürümesine ilişkin kabulünün hükmü etkilemeyeceği, dolayısıyla noksan soruşturma bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İddianın kapsamının Dairece genişletildiğine ilişkin direnme gerekçesi yerinde görülmemekle birlikte, tanıkların beyanlarına göre sanığın mağduru geriye iteklemesi ve üzerine doğru yürümesi ile sanığa atılı suçun oluştuğuna dair kabulde hukuka ayrılık bulunmamaktadır.
Tebliğnamede; tanıkların yeminli anlatımlarından, olayın aşamalarında, sanığın mağdurun üzerine yürüme eylemini gerçekleştirdiği sırada aralarında ne kadar mesafe bulunduğu, sanığın eylemini gerçekleştirdiği esnada fiilin sonuç doğurma etkisi itibariyle elverişli bir mesafede olup olmadığı hususlarının anlaşılamadığı, keza bir kısım tanıkların, mağdurun sanığın kulağından tutması ya da tutmaya çalışması şeklindeki beyanları karşısında hangisinin doğru olduğunun tespit edilmemiş olmasının noksan soruşturma niteliğinde olduğu, gerekçeli hükümde bu konuda farklı kabullerin olmasının teşevvüş niteliği taşıdığı belirtilmekte ise de;
Olayın aynı bütünlük içerisinde cereyan eden devamına yönelik mağdur ve tanık beyanlarının yeniden tespitinin atılı suçun vasfına, tatbik edilen kanun maddesi ile aleyhe temyiz vaki olmadığından, cezanın miktarına yönelik herhangi bir değişikliğe neden olmayacağı gibi, suçun işlendiği tarihten itibaren uzunca bir sürenin geçmiş olması da dikkate alındığında davaya yenilik getirmeyeceğinden, keza, mağdurun olay öncesinde sanığın kulağından tutması ya da tutmaya çalışmasının haksız tahrikin nitelik ve derecesini değiştirmeyeceğinden, tebliğnamede belirtilen noksan soruşturmaya ilişkin görüşlere iştirak edilmemiştir.
Askerî Mahkemece; yasal, haklı ve inandırıcı gerekçelerle, sanığın eyleminin sübuta erdiğinin ve az vahim hâl niteliğinde olduğunun kabulünde, olayın meydana geliş nedeni, tarafların konumları, haksız tahriki oluşturan fiilin niteliği ve gösterilen gerekçeler dikkate alındığında, takdir ve uygulamada hukuka aykırılık olmadığı, daha önce kasıtlı suçlardan mahkûm olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına imkân bulunmadığı sonucuna varıldığından; Müdafii ve Adli Müşavirin temyiz sebeplerinin reddi ile direnmeye ilişkin mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy